Kadınları eve kilitleyen zihniyet

Akademisyen ve eleştirmen Zehra İpşiroğlu yeni yazısında TV’nin popüler dizilerinden “Masumlar Apartmanı’nı inceliyor ve şu soruyu soruyor: “Masumlar Apartmanı”nın masum kadınları, tüm kadınları eve kilitleyen bir zihniyetin içinde mi kalacaklar?

10 Ocak 2022 Pazartesi, 16:34
Kadınları eve kilitleyen zihniyet
Abone Ol google-news

Son zamanlarda çok moda olan psikolojik dizilerin içinde geçen sezondan beri süren Masumlar Apartmanı’na senaryodaki bitip tükenmez tekrarlara, ilişkiler yumağındaki kısır döngüye rağmen ilgi büyük. Oysa Masumlar Apartmanı’nda psikolojik sorunların nedenleri yeterince belirginleşemediği gibi bu sorunları yaratan toplumsal olgular da hiç ortaya çıkmıyor. Bu açıdan da dizi sözgelimi Kırmızı Oda dizisine kıyasla sınırlı ve yüzeysel kalıyor.

DELİLİK VE NORMALLİK

Dizinin yine de bu kadar tutmasında öncelikle oyuncuların payı çok büyük, karakterlerin iyi gözlemlenmiş olması ve mizahın da zaman zaman çok duyarlı bir biçimde kullanılması diziye farklı bir tat katıyor. Dizinin belki de en güçlü yanı canlandırdığı karakterlere sevgiyle yaklaşan humor anlayışı. Hayal dünyasıyla ya da saplantılarla gerçek yaşam arasındaki kopukluk sık sık karakter ya da durum güldürüsüne yol açıyor. Öte yandan delilik ve normallik arasındaki kıl payı sınır üzerinde de düşündürüyor bizleri. Tuhaflıklarımız, saplantılarımızla kendi hapishanemizi içimizde taşıyormuşuz duygusu pek çoğumuza hiç de yabancı gelmeyecektir. 

Dizideki karakterler de yaşamın hem içindedir hem dışında. Takıntıları, saplantıları, yaşam karşısındaki direnişsizlikleri onları tam bir kısır döngüye sürükler. Karakterlerin içinde belki de en ilginci arafta kalan Gülben’dir. Gülben tıpkı Mucize doktor dizisindeki Dr. Ali Safa gibi hem yetişkindir hem çocuk, hem sevgi doludur hem korkulardan kurtulamaz, hem hayal dünyasındadır hem de bir türlü baş edemediği gerçeklerin içinde. Ama mücadelecidir, kendi sınırlarını kırmak için aşırı çaba harcar. Bu açıdan da olumlu bir rol modeli oluşturur

BİR ÖCÜ DOLAŞIYOR

“Masumlar Apartmanı”ndan iki adım dışarı atamayan temizlik delisi kardeşlerin travmalarını tetikleyen anneleri isen çoktan ölmüştür, ama ikide birde hayalet gibi ortaya çıkıp dehşet saçar. Travmanın kaynağı annelerinin neden böyle olduğunun, çocuklara neden bunca eziyet çektirerek yaşamlarını alabora ettiği hiç anlaşılmaz, mutsuz bir evliliği olduğu, kocasının onu aldattığı gibi olgular havada kalır. 

Öte yandan annenin ikide bir de öcü gibi ortaya çıkması, anlamsız kahkahalar atarak yapay yapay konuşması da da diziyi çocukların bile gülüp geçecekleri çok saçma bir korku filmine dönüştürerek düzeyi iyice düşürüyor. Hayal ya da kabus sahneleri yaratılacaksa bunun çok daha farklı bir biçimde yapılması gerekirdi. Film tarihinde bunun olumlu örnekleri çok.

İÇ BAYILTICI BİR AŞK ÖYKÜSÜ

Öcü anne travmasından kurtulamayan kızların sevgilileri ise senaryonun bir başka zayıflığını gösteriyor. Anne rolünü üstlenerek kardeşlerini hem korumaya çalışan hem de onlara eziyet eden abla Safiye’nin çocukluk aşkı Naci ile iç bayıltıcı aşk hikayesi, Naci’nin geçirdiği kaza, ölümcül hastalığı, mucizevi bir biçimde kurtuluşu, Safiye’ye aşkının yıllar sonra da (bu nasıl bir romantizm ise) eksilmeyişi hiç de inandırıcı olmayan sahnelerle verilirken, Gülben’e aşık olduğunu anlayan ve onunla evlenmek isteyen Esat karakteri de Naci kadar olmasa bile sorunludur. 

Dizilerin olmazsa olmazı olan aşk izleğinin inandırıcı olabilmesi için senaristlerin yaratıcılıklarını farklı biçimde kullanarak başka bir şeyler düşünmeleri gerekiyor. Yoksa lastik gibi uzayan ilişkilerdeki tekdüzelik dayanılmaz oluyor.

EV KADINLIĞI VE MUTFAĞA KİLİTLENMİŞ KADINLAR

Diziye toplumsal cinsiyet açısından baktığımızda sorunlar çığ gibi büyüyor. Doktor olma hayallerinden vazgeçerek anne ve ev kadını rolünü üstlenen, bu bağlamda kardeşlerine psikolojik terör yapan Safiye, çocukluğundan beri okul arkadaşı Esat’a aşık olan ve evlilik hayalleri kuran Gülben, annesini tanımadığı için içlerinde en normal olan küçük kız kardeş Neriman, öfke kontrolü yaşayan bu yüzden de hiç kimseyle doğru dürüst ilişki kuramayan erkek kardeş Han hepsi bütün aileyi hapis tutan bu eve kapanmış ya da kapatılmışlardır. 

Safiye ve Gülben’in hayattaki tek amaçları temizlik delisi birer ev kadını olmaktır, onları ya ortalığı temizlerken çamaşır yıkarken ya da yemek pişirirken görürüz, çünkü annelerinden böyle görmüşlerdir, bu çok doğaldır ve hiç bir biçimde sorgulanmaz. Dahası Gülben Esat’la nişanlandığında, Safiye ona hiçbir zaman iyi yemek pişiremeyeceğini ima ederek terör yaparken yarı bunak yarı bilge babaları da Gülben’in yaptığı yemeklerle alay eder. 

Mükemmel bir ev kadını olmak ve mükemmel yemek pişirmekten başka bir hayali olmayan Gülben ise bu stresin altında giderek daha çok ezilir.

KADINLAR BU DÜNYAYA EV KADINI OLMAK İÇİN Mİ GELMİŞLER?

Ancak oyuncular karakterleri öyle iyi canlandırıyorlar ki, senaryonun bundan sonraki akışında ki bazı değişiklikler diziyi belki bir dereceye kadar kurtarabilir. Bunun başında düğümleri yavaş yavaş açacak olan psikolojik tedavi geldiği gibi (nitekim Gülben sonunda bu adımı atar) kadınların bu dünyaya ev kadını olmak için gelmediği mesajı da olabilir. 

Kardeşlerin iyileşmeleri ya da iyileşmeye doğru adım atmaları büyük oranda da buna bağlıdır. Belki Safiye’yi ev kadını kimliğinden kurtaracak ve onun yeni bir yaşam kurmasını sağlayacak yepyeni bir yol açılabilir. Belki ona kör kütük aşık olan Naci de Safiye ile birlikte bir dönüşüm geçirebilir. Nitekim dizinin son bölümleri böyle bir gelişmenin ipuçlarını veriyor.

Ya da Gülben hayatın tek amacının iyi bir ev kadını olmak olmadığının sonunda bilincine varabilir, bu süreç de Esat da klasik kadın- erkek ilişkisini sorgulayarak alışılmış olandan farklı bir davranış sergileyebilir. Örneğin bütün ev işlerini birlikte yapabilirler, Gülben kendisini ev kadını kimliğinden kurtaracak yepyeni şeyler keşfedebilir. 

Böylelikle evlilikte yavaş yavaş eşit düzeyde bir ilişkinin yeşermesini sağlanabilir Aslında Esat öylesine sevgi doludur ki ve Gülben için o kadar çok şeyi göze almıştır ki, onun da Gülben ile beraber ciddi bir dönüşüm geçirmesi inandırıcı olabilir (mutlu son). Nitekim dizinin akışı böyle bir gelişmeyi öngörüyor.

Ama tam tersine bir gelişme de düşünülebilir. Muhafazakar bir yaşam biçimini içselleştirmiş olan Esat (yetişme tarzı aslında bunu gösteriyor), Gülben değiştiği oranda ondan iyice soğur, çünkü ona olan aşkını tetikleyen koruma duygusudur. Gülben’in psikolojik destekle, giderek kendi ayaklarının üstünde durması, başkalarına bağımlı olmaktan kurtulması, böylece çocukluktan çıkması, yani olumlu değişimi, ancak Esat’ın aynı kalması yollarının ayrılmasına yol açabilir, böylelikle Esat’ın ailesi de Gülben’i büsbütün dışlarlar ve ötekileştirirler. 

Çünkü onlara göre de kadının tek görevi mükemmel bir ev kadını olmak ve mükemmel yemek pişirmektir, bunu yapamayan kadın ise normal değildir. (eleştirel açık son). Böyle bir son dizinin özünü oluşturan delilik/normallik izleğine farklı bir bakış getirebileceği için çok çarpıcı olabilir. Ya da Gülben Esat’dan ayrıldıktan sonra kendi arayışına ayak uydurabilecek birini bulur (alternatif mutlu son).

YAŞAMI YAKALAMAK

Tabii bütün bunların gerçekleşmesi senaristlerin karakterlerini ve davranışlarını klişeleştirmemelerine ve dondurmamalarına, tam tersine canlı tutmalarına bağlı. Yaşamda hiçbir şey aynı kalmıyor, her şey değişiyor, bizler de yaşadıkça, deneyimledikçe sürekli olarak değişiyoruz. Akıp giden yaşam gerçi aynı kalmıyor ama dogmalar ve ideolojiler kalıyor, sözgelimi kadın ve erkeği hiçbir zaman eşit düzeyde görmeyen ve kadını eve kilitleyen muhafazakar zihniyet yüzyıllardan beri sürüp gidiyor. 

Umarım dizi kendini ideolojik çıkmazdan kurtararak yaşamı yakalayabilir. Klişeleşmiş, donmuş karakterleri değil çeşitli iç ve dış çatışmalar yaşayan hayat dolu, gerçek karakterleri izleyebiliriz. Dizinin bunu sadece izleyicilere değil diziye can veren oyunculara da borçlu olduğunu düşünüyorum.