Senarist kadınlara belirgin şekilde cinsiyet ayrımcılığı yapılıyor

Dizilerden şiddet sahnelerinin kaldırılmasının toplumu şekillendirmeyeceğini dile getiren senaristler, bu sorunun, toplumun her katmanında kadın erkek eşitliğinin sağlanmasıyla çözülebileceğini ifade ediyorlar.

23 Eylül 2021 Perşembe, 02:30
Senarist kadınlara belirgin şekilde cinsiyet ayrımcılığı yapılıyor
Abone Ol google-news

Senaryo ve Diyalog Yazarı Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği, kısa adıyla SenaristBir’in Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu, geçen günlerde mesleki cinsiyet ayrımcılığı raporu yayımladı. Raporun çarpıcı sonuçlarına göre, kadın senaristler ile erkek senaristler arasında büyük bir oranda eşitsizlik olduğu ortaya konuluyor. Yani, kadınlar meslekte açıkça dezavantajlı konumda. 

SANSÜR ÇÖZÜM DEĞİL

Diğer yandan, günlük yaşamda kadına yönelik erkek şiddeti ve kadın cinayetleri bir türlü azalmıyor. Konuyla ilgili çoğu zaman tartışılan konulardan biri de televizyon dizilerinin bu şiddetteki rolü. Kimileri sahneler nedeniyle şiddetin azalamayacağını savunurken, dizilerde bir tür toplum mühendisliği yapıldığını dile getiriyor. 

Raparda bu konuya da bir açıklama getiriliyor. Senarist kadınlar, hayatın bütününde eşitlik yoksa şiddetin olduğunu belirterek dizilerde her türlü konu ve karakterin ele alınabileceğini dile getiriyorlar. Önemli olanın ise öncelikle cinsiyet eşitliğini gözeten, şiddet konusunda didaktik olmadan farkındalık yaratabilecek bir “bakış açısı”nda ortaklaşmak olduğunu düşünüyorlar. 

Senarist kadınlara göre dizilere yönelik olarak giderek artan sansür uygulamalarıyla toplumu şekillendirmek mümkün değil. Bu sorunun, toplumun her katmanında kadın erkek eşitliğinin sağlanmasıyla çözülebileceğini ifade ediyorlar. Bununla birlikte SenaristBir’in komisyonu ilerleyen günlerde üretilen içeriklerde toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetme sözünü vermeye yönelik bir çeşit mesleki manifesto, bir mutabakat anlaşması hazırlamayı hedefliyor. 

SenaristBir Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu üyesi Ezgi Özcan, konu hakkında şunları söylüyor: “Senaristlik her ne kadar dışarıdan çok parıltılı bir meslek gibi görünse de senaristler, birçok işçi gibi bazı çarpık, adaletsiz ve aslında müdahale edilmesi gereken çalışma koşulları içinde üretim yapıyor. Bu çalışma koşulları, kadın senaristlerin özelinde nasıl spesifiklikler barındırıyor, toplumsal cinsiyete bağlı hangi sorunları içeriyor, bunu anlamaya çalıştığımız bir çalışma yapmak istedik. Dizi içerikleriyle ilgili meseleler ya da mesele olarak gösterilen noktalar, bir anketle ölçülmeyecek kadar katmanlı ve kapsamlı büyüklükteki alanı küçümsemek olur. O nedenle meslek örgütü içinde, kadınlığın aynı zamanda sınıfsal bir mesele olduğunu da hesaba katarak, çalışma şartlarımızı hakkıyla anlamaya çalışarak ve bu çalışma şartlarını anlamlı verilerle netleştirerek yola çıkmak istedik.”

İŞTE O ÇARPICI SONUÇLAR 

Toplamda 101 senarist kadının katıldığı ankette, katılımcılara, çalıştıkları yazar grupları ya da yapımcı ve kanallardan, sırf kadın oldukları için ayrımcılığa ya da baskı ve sindirmeye maruz kalıp kalmadıklarını ölçmek amacıyla toplam 28 soru soruldu. Gelen cevapların en çarpıcı olanları ise şöyle:

  • Kadın senaristlerin yüzde 64’ü, çalışma ortamında cinsiyet ayrımcılığına uğradığını düşünüyor.
  • Çalışma koşulları konuşulurken talepkâr görünebileceği düşüncesiyle hakkı olan ücreti istemeye çekinen kadın senaristlerin oranı yüzde 78.
  • Senaryo çalışmalarında erkek ekip üyelerinin mansplaning’ine maruz kaldığını düşünen katılımcıların oranı yüzde 70.
  • İçerik üretiminde herhangi bir görüşünün kadın olması nedeniyle etkisizleştirilmeye, duygusal alana itilmeye, (“duygusallık” biçiminde yaftalamaya) küçümsenmeye çalışıldığını hisseden kadın senarist oranı da yine yüzde 70 gibi büyük bir oran. 
  • Ekip çalışmalarında herkesin fikrini eşit olarak ifade edemediğini, ekip içi işleyişin iktidar ilişkileri ile şekillendiğini düşünen katılımcıların oranı yüzde 62. 
  • Ekipte senaryo metni oluşturulurken kadın bakış açısını geliştiren öneri ve yorumlarının görünürde “ticari” bahanelerle ama aslında eril bakış açısının bir ürünü olan gerekçelerle reddedildiğini düşünen katılımcıların oranı yüzde 64. 
  • Kadın olmasından dolayı duygusal, tepkisel, histerik, fazla titiz, ayrıntıcı vb. olmakla etiketlendiğini ifade eden katılımcıların oranı yüzde 73.