Alev Coşkun

2019’da Neler Oldu?-1

01 Ocak 2020 Çarşamba

2019 yılı bitti ve bugün yeni bir yıla, 2020 yılına başlıyoruz. Dünya barışı, ülkemiz, halkımız ve okuyucularımız için sağlıklı, esenlik dolu bir yıl diliyoruz.

2019 yılı iç ve dış politika yönünden zorlu bir yıl oldu. 2019 yılının en önemli olayı kuşkusuz yapılan yerel seçimlerdir.

31 Mart 2019’da belediye seçimlerine gidilirken siyasal açıdan partiler arasında iki cephe oluştu. AKP ile MHP’nin birlikte olduğu “Cumhur İttifakı” ve CHP ile İYİ Parti’nin birlikte olduğu “Millet ittifakı”.

HDP ittifaklara açık olarak katılmamakla birlikte özellikle büyük kentlerde Millet İttifakı’nın adaylarına destek verdi.

Seçimlerin en önemli sonuçlarından birisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasıdır. 31 Mart’ta seçimleri 18 bin oy farkla kazanan İmamoğlu’nun oyları, yapılan itirazlar sonucu yeniden sayımlarda 13 binlere kadar indi.

Ancak Yüksek Seçim Kurulu seçim hukuku kurallarını hiçe sayarak seçimleri iptal etti. 23 Haziran’da İBB seçimleri yenilendi. Bu kez fark 805 bine ulaştı.

İstanbul seçimlerinin analizi

Türk seçim tarihinde çok önemli bir yeri olan İBB seçimlerinin kısa bir analizinin yapılması gerekir.

31 Mart 2019’dan 2 ay 23 gün sonra tekrarlanan İBB seçimlerinde şu önemli sonuçlar ortaya çıkmıştı:

AKP, 31 Mart seçimlerinin iptalini sağlarken AKP’ye daha önce oy vermiş ve “küskün AKP”lilerin sandığa gidip oy vereceğini düşünmüştür. Bu varsayım gerçekleşmedi.

AKP oylarını artırmayı düşünürken yüzde 3.62 oranında oy kaybetti. 31 Mart seçimlerinde yüzde 48.61 oy oranına sahip olan Binali Yıldırım’ın oyları geriledi ve yüzde 44.98 oy oranında kaldı. (Oyu 4 milyon 156 bin 36’dan, 3 milyon 921 bin 201’e düştü.)

Yeni seçmen fazla değil

İstanbul’un 39 ilçesinde 62’si cezaevi, 156’sı seyyar olmak üzere toplamda 31 bin 342 sandıkta, 10 milyon 560 bin 963 seçmenden 8 milyon 868 bin 664’ü oy kullandı. Kullanılan oylardan 8 milyon 696 bininin geçerli sayıldığı seçimde katılım oranı ise yüzde 84.67 olarak gerçekleşmiştir.

31 Mart seçimlerine göre çok az sayıda yeni seçmen sandığa gitmiştir. AKP’nin beklediğinin tersine sandığa giden yeni seçmen sayısı sadece 3 bin 478’dir. Bu sayı da seçimlerin sonuçlarına hiçbir etki yapamamıştır.

Böylece, 31 Mart seçiminde yüzde 83.5 olan katılım oranı, 23 Haziran’da çok az bir farkla yüzde 84.42 olarak ortaya çıktı.
Ekrem İmamoğlu, 31 Mart’ta aldığı oyu, 800.000 dolayında artırarak seçmenin yüzde 54.20’sinin oyuna sahip oldu. Bu da toplam 4 milyon 740 bin 495 oydur. İmamoğlu oyunu rakamsal olarak 529 bin 17 olarak artırdı. Oy oranında %9.3’lük bir sıçrama yaptı.

Hangi parti ne kadar oy almıştı?

İmamoğlu nerelerden oy aldı sorusu önemlidir. 31 Mart seçimlerine 8 Parti katılmış ve aşağıdaki oyları almışlardı.
CHP: 4 milyon 169 bin 765.
AKP: 4 milyon 156 bin 36.
Saadet Partisi (SP): 103 bin 364.
Demokratik Sol Parti (DSP): 30.884.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP): 27 bin 87.
Demokrat Parti (DP): 22 bin 268.

Tükiye Komünist Partisi (TKP): 10 bin 349.

Vatan Partisi (VP): 15 bin 428.

CHP ve AKP dışarıda bırakılırsa 31 Mart seçimine katılan 6 partinin oylarının toplamı 209 bin 403’tür.

İmamoğlu’na yöneliş

23 Haziran’da seçime 5 parti, yani CHP, AKP, SP, TKP ve VP girmiştir. Rakamlar gösteriyor ki SP’nin 103 bin 364 olan oyu, 47 bin 540’a gerilemiştir (yüzde 0.55). Buna göre, 55 bin 824 oy İmamoğlu’na geçmiştir.

Seçimlere girmeyen, Haydar Baş’ın genel başkan olduğu Bağımsız Türkiye Partisi (BTP)’nin 27 bin 87, DSP’nin 22 bin 268 ve TKP’nin 10 bin 349 oyunun (toplam 59 bin 704) büyük çoğunluğu İmamoğlu’na yönelmiştir.

Seçime katılan VP 31 Mart’taki 22 bin 268 oydan 15 bin 170 oya gerilemiştir (yüzde 0.17). Aradaki 7 bin 98 oy da İmamoğlu’na gitmiştir.

Böylece İmamoğlu, 31 Mart seçiminde SP, BTP, TKP, DSP ve VP’ye giden oylardan toplam olarak 123 bine yakın oyu kendisinde toplayabilmiştir.

İlçelerde durum

AKP, bütün ilçelerde oy kaybetti. 31 Mart yerel seçimlerinde AKP’nin kazandığı birçok ilçede CHP seçimi önde bitirdi. 31 Mart’ta AKP’nin birinci parti olarak çıktığı 13 ilçede, bu kez CHP birinci parti oldu. 31 Mart sonuçlarına göre, 25 ilçede AKP, 14 İlçede CHP’li belediye başkanları yönetime gelmişti. YSK, ilçe belediye başkanlığı seçimlerini de iptal etmiş olsaydı. CHP 27 ilçede, AKP 12 ilçeden kazanmış olacaktı. 31 Mart’tan farklı olarak durumları değişen ve CHP’nin birinci parti olduğu ilçeler şöyledir: Beykoz, Beyoğlu, Bahçelievler, Çatalca, Çekmeköy, Eyüpsultan, Fatih, Sancaktepe, Silivri, Şile, Tuzla, Üsküdar, Zeytinburnu.

Seçmen, 31 Mart’ta yapılan seçimlerin hukuka aykırı gerekçelerle iptal edilmesini kabul etmedi ve buna karşı bir reaksiyon gösterdi. Seçmenin İmamoğlu’na yönelmesindeki ikinci önemli etken kuşkusuz hayat pahalılığıdır.

Türkiye genelindeki durum

Seçimlerin Türkiye genelindeki durumu şöyledir:

CHP, 10 büyükşehir ve 10 şehir belediyesi kazandı. Bu belediyeler şunlardır:

Büyükşehir belediyeleri; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Antalya, Aydın, Muğla, Hatay ve Tekirdağ.
Şehir belediyeleri; Artvin, Ardahan, Bilecik, Bolu, Burdur, Çanakkale, Edirne, Kırşehir, Sinop ve Yalova.

AKP, Balıkesir, Bursa, Erzurum, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kayseri, Kocaeli, Malatya, Manisa, Ordu, Sakarya, Samsun, Trabzon, Şanlıurfa olmak üzere 14 büyükşehir belediyesi ve Adıyaman, Afyon, Ağrı, Aksaray, Bingöl, Bitlis, Çorum, Denizli, Düzce, Elazığ, Giresun, Gümüşhane, Isparta, Kırıkkale, Kilis, Konya, Muş, Nevşehir, Niğde, Rize, Sivas, Şırnak, Tokat, Uşak, Yozgat ve Zonguldak olmak üzere 40 şehir belediyesi kazandı.
MHP, Amasya, Bartın, Bayburt, Çankırı, Erzincan, Karabük, Karaman, Kastamonu, Kütahya ve Osmaniye olmak üzere toplam 10 şehir belediyesi kazandı.

HDP, Diyarbakır, Mardin ve Van olmak üzere 3 büyükşehir belediyesi ve Batman, Iğdır, Hakkâri, Kars ve Siirt olmak üzere 5 şehir belediyesi kazandı.

Toplam nüfustaki durum

Aşağıdaki tabloda Türkiye genelinde büyükşehir ve il belediyelerinde partilerin yönetecekleri nüfus oranları verilmiştir.

Buna göre CHP toplam nüfusun yüzde 48.33’ünü (39.7 milyon), AKP yüzde 39’unu (32 milyon), HDP yüzde 6.67’sini, MHP yüzde 5.48’ini, diğer partiler yüzde 0.56’sını yöneteceklerdir.

Toplam belediye nüfus oranı analizi

Büyükşehir ve il belediye sayısı toplamında AKP sayısal olarak öndedir. Ancak nüfus yoğunluğu dikkate alındığında çok daha farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Türkiye’deki büyükşehir ve il belediye sayısı toplamı 81. AK Parti bunların 39’unu kazandı. Bu da yüzde 48.1’e karşılık geliyor. CHP ise 81 belediyeden 21’ini kazandı. Bu da yüzde 25.9’a karşılık geliyor. Oysa CHP’nin belediye hizmetlerinden sorumlu olacağı Türkiye nüfusu oranı yüzde 48.4.

Ekonomik açıdan

Ekonomik yönden konuya bakıldığında daha da önemli bir sonuç ortaya çıkıyor. CHP’nin kazandığı İstanbul, toplam gayri safi milli hasılanın (GSMH) yüzde 31’ini oluşturmaktadır.

İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Mersin illeri ele alındığında, bu iller toplam GSMH’nin yüzde 52.72’sini temsil etmektedir. CHP’nin kazandığı tüm belediyelerin GSMH’deki toplamı ise yüzde 61.97’yi bulmaktadır.

Temel konu

31 Mart ve 23 Haziran 2019’da yapılan yerel seçimler çok önemli bir konuya ışık tutmaktadır. AKP eski gücünü kaybediyor. Millet İttifakı, giderek güçleniyor.

Yeni model tartışmaya açıldı

Seçim sonuçları doğal olarak çok önemli bir konuyu gündeme taşıdı. 2017 yılında yapılan referandumla uygulamaya konulan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” tartışmaya açıldı.

CHP, İYİ Parti, HDP, Saadet Partisi bu sisteme karşı çıkıyor ve açıkça “Parlamenter demokrasiye dönülmesi”ni istiyor.

Yeni partiler

Aralık ayında AKP’den kopan eski Başbakan Davutoğlu’nun “Gelecek” adlı partisi kuruldu. Ocak 2020’de de yine AKP’den kopan Ali Babacan’ın partisinin kurulması bekleniyor. Bu yeni iki parti de, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne karşı olduklarını belirtiyorlar. Böylece bu sisteme karşı olan siyasal kuruluşlar yüzde 50 oy oranını geçiyor.

Kendine özgü bir model

Türk toplumunun yüzde 50’den fazlasının karşı çıktığı, “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” ya da “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” üzerinde kısaca durmalıyız.

Kendine özgü bu sistemin kısa süreli uygulanmasından önemli ölçüde “mahzurlar” ortaya çıkmış bulunuyor. Uygulama ile ilgili çok ciddi eleştiriler sadece siyasal partilerden değil her yönden yükselmeye başladı. Kuşkusuz iş dünyasının bu konudaki değerlendirmeleri önemlidir.

TÜSİAD’ın 2019 yılında mayıs ve aralık ayında yapılan “İstişare Kurulu” toplantılarında bu sistem açıkça eleştirildi.

TÜSİAD, her iki toplantıda da “hukukun üstünlüğü”ne vurgu yaparak “Hukuk, adalet olmazsa demokrasi de olmaz, ekonomi de istenilen düzeye getirilemez” değerlendirmesini yaptı.

7 Aralık 2019 tarihli toplantıda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin oturmadığı açıkça belirtildi. TÜSİAD, “laiklik bu ülkenin çimentosudur” ilkesini de açıkça ilan etti.

Bir ülkede demokrasinin yaşaması için her kesimin özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü savunması gereklidir. Emekçiler, beyaz ve mavi yakalı işçiler, aydınlar, esnaf ve iş adamları, hepsi demokrasiyi savunursa o zaman demokrasi oturabilir, gelişebilir. Bu nedenle İşçi sendikaları kadar TÜSİAD’ın değerlendirmeleri de önemlidir. TÜSİAD belki de ilk kez bu kadar açık biçimde hukuk devletini savunuyor; eleştirel görüşlerini açıklıyor.

FETÖ davaları

İç politikayı ilgilendiren diğer bir önemli konu, FETÖ davalarıdır. Unutulmasın ki Temmuz 2016’daki hain ve alçak darbe girişimi, Türkiye’de demokrasinin tamamen tahrip edilmesi ve parçalanması hareketiydi.

FETÖ olayına tüm kesimler titizlikle eğilmek zorundadır. FETÖ davalarının uzaması, bu hain projenin üst düzey ayağına ulaşılamaması, siyasal ayağına giden yolların sürekli engellenmesi bu önemli konunun en zayıf halkasını oluşturuyor.

Eleştirel yaklaşan basına baskı

2019 yılında demokrasi açısından önemli bir ayıp ya da çelişki, eleştirel yaklaşan basın organlarına verilen cezalardır.

Bu konunun en belirgin örneği, Sözcü gazetesi ve 7 çalışanına verilen 3 yıl 6 aydan, 2 yıl 1 ay’a kadar değişen hapis cezalarıdır. Bu cezalar, gerek Sözcü gazetesine gerekse muhalefet yapan basına karşı çok ciddi bir baskı uygulama yöntemidir.

Bu gibi kararlar açıkça FETÖ davalarının sulandırılmasına hizmet ediyor. Bu konuda bir başka baskı yöntemi ekonomiktir. Eleştirel yaklaşan gazetelerin Basın İlan Kurumu’ndan gelen resmi ilan ödemelerinde yasaklar koyuyorlar. Cumhuriyet gazetesi bu cezalardan daima nasibini alıyor.

Bir diğer ekonomik ceza yöntemi, resmi kurumların, devlet kurumlarının ilanlarıdır. Bu tip ilanlar sadece yandaş basına verilmektedir.

Bugünlerin siyasal tarihi kuşkusuz bir gün yazılacaktır. Örneğin THY, halkın vergileriyle oluşmuş resmi bir kuruluştur. THY, yöneticileri, müşterileri için her gazeteyi cömertçe almakta ancak muhalefet basını ve hele Cumhuriyet olunca bir tane bile satın almamaktadır. THY, üst düzey yöneticileri adeta THY’de kendi babalarının şirketi gibi davranıyorlar.

Ekonomi

Kuşkusuz 2019 yılının ekonomiye getirdiği sonuçlar çok önemlidir ve başlı başına bir analiz konusudur. Burada sadece çarpıcı kimi rakamlar vereceğiz.

2019 Eylül sonu itibarıyla Türkiye’nin brüt dış borç stoku 433 milyar 889 milyon dolardır. Bunun 283 milyar 324 milyon doları özel sektöre aittir. Dış borç stokunun GSYH’ye oranı da yüzde 59.1’dir.

Türkiye’nin 2020 yılında kısa ve uzun vadeli olmak üzere 65 milyar 947 milyon dolarlık borç ödemesi planlanıyor. Bunun 10.2 milyar doları faiz ödemesi olacaktır.

Türkiye sürekli dış ticaret açığı veriyor. Kasım ayında Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık enflasyon yüzde 10.56 olurken 12 aylık ortalamalara göre yüzde 15.87 artış gerçekleşti. Gıda enflasyonu ise yüzde 8.89 oldu.

AKP’nin Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) 2019 yıl sonu enflasyon hedefi ise yüzde 12.

Ancak halkın yaşadığı enflasyon, resmi enflasyonu 4’e katlıyor. Halkın 2019 enflasyonu yüzde 42.6. Birleşik-Kamu İş’in, en çok tüketilen 77 gıda maddesini esas alarak yaptığı çalışmaya göre gıda fiyatları yıllık olarak ise yüzde 42.6 oranında artış kaydetmiş bulunuyor.


Yarın: 2019’da Neler Oldu?-2 / DIŞ politika


Yazarın Son Yazıları

CHP 101 YAŞINDA 9 Eylül 2020
Zorunlu bir açıklama 29 Mayıs 2020