Güneybatı Asya’dan Ortadoğu kurgusuna uzanan sömürgecilik

Güneybatı Asya’dan Ortadoğu kurgusuna uzanan sömürgecilik

11.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Siyasal, toplumsal ve kültürel olgunlaşmamızın, Cumhuriyet aydınlanmasının, Atatürk’ün isteğiyle kurulan, Yunus Nadi’nin, Nadir Nadi’nin, İlhan Selçuk’un, Uğur Mumcu’nun, Ali Sirmen’in, Ahmet Taner Kışlalı’nın ve pek çok değerli Atatürkçü, devrimci aydının Cumhuriyet’inde yazmak, benim için son derece heyecan verici. Öncelikle Cumhuriyet Portal okuyucularına, içten bir merhaba demek istedim.

Gündem elbette yoğun. Yanı başımızda, düvel-i muazzamanın isimlendirdiği, coğrafi olarak Güneybatı Asya, kurgusal adıyla Ortadoğu, Batı’nın medyatik diliyle, hep “kan ve barut fıçısı” olarak sürekli ifade ediliyor. Klasik sıralama ile, 19. yüzyılın son çeyreğinde, “93 harbi”nden sonra, İngiltere-Rusya ve Fransa’nın katılımıyla oluşturulan “Şark meselesi”, 1897’de toplanan Dünya Siyonizm Kongresi, 1917’de Kudüs’ün işgali, 1916 Sykes Picot gizli anlaşması ve 1920 San Remo Konferansı, Türkiye ve İran dışındaki ülkelerin sınırlarını belirledi. San Remo’da Nisan 1920’de ertelenen Anadolu konusunun, Ağustos 1920’de Sevr ile tamamlandığı düşünüldü. Atatürk’ün önderliğindeki Ulusal Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet Devrimi, sadece dün değil, bugün de Batı açısından içinden çıkılması zor bir yenilgiyi ortaya koymaktadır.

Şöyle ki, NATO’nun 2004 Haziran ayında toplanan İstanbul Zirvesi’nde ele alınan Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi, görünüşte insan hakları, kadınların toplumsal ve siyasal yaşama katılımı, satın alma gücünün tabana yayılması gibi başlıklarla betimlenmiştir.[1] Ne var ki, ABD’de oğul Bush döneminde önce Ulusal Güvenlik Danışmanı, sonra Dışişleri bakanı olan Condoleezza Rice, Ortadoğu’da 22 yeni devlet tasarımından söz ediyordu.[2] Bu aslında Sykes Picot ve San Remo düzeninin eskidiğini, yeniden haritaların çizilmesi ihtiyacını, ABD merkezli bir bakış açısı olarak ortaya koyuyordu. Bu da beraberinde bölgesel odaklı yeni çatışma alanlarını peşi sıra sıcak savaşa dönüştürdü. 1991 ve 2003’deki Körfez Savaşları ile ABD’nin askeri işgalleri, 2011’de “gecikmiş Arap Baharı”nın yansıması ile Suriye’de 2024’e kadar süren iç savaş, yeni tasarımları, net bir biçimde dile getirdi. 2005 Irak anayasası, Lübnan’dan beri süregelen “kotalı rejim” anlayışını ete kemiğe büründürdü. Ülke anayasal olarak; başkent, bölgeler, yerel yönetimler, merkezi olmayan iller başlığında gevşek bir federasyona, sadece Barzani bölgesinin kayıtlı olduğu bir bölgesel yönetime evrildi.[3] Irak’ta Sünni Kürtler, Sünni Araplar ve Şii Araplar, başat unsurlar olarak kabul edilirken, Türkmenler, Keldaniler, Asuriler, Ezidiler ve diğer gruplar, “azınlık” olarak kategorize edildi. Suriye’de 2024 sonrası, Şara’nın Batı desteğiyle oluşan geçici yönetiminde, SDG fiili özerklik kazanırken, İsrail’in etkin olduğu güneybatıda Dürziler, Akdeniz kıyısında Nusayriler, güneydoğuda sonradan kurulan ABD destekli ÖSO ve farklı antiteler karşımıza çıktı.

Suriye ve Irak devletsizleşirken, ülkemizin her iki devlet ile 1300 km’ye varan toplam sınırı, fiilen asimetrik hale geldi. “ Büyük Ortadoğu” gibi süslü kurgular, bölgeyi klan, kabile, aşiret düzenine, terör örgütlerine havale edilen kontrol edilebilir istikrarsızlık alanları ve adacıklarına sürükledi. Emperyalizm bu bağlamda, bölgede devlet kavramını tasfiye etmeyi özellikle temel bir hedef olarak planlarının önüne koydu.

Bu emperyal anlayışın temel sorunu, yurttaşlığa dayanan, siyasal ulus kavramını benimsemiş, laik Cumhuriyet anlayışı ile Türkiye Cumhuriyeti’dir, farklı bir rejime sahip olsa da İran’ın devlet geleneği, ABD-İsrail saldırganlığına karşı, Çin ve Rusya’nın desteğiyle önemli bir direniş sergilemiştir.

Kurgusal zeminde devletsizliğin diğer adı olan, klan, kabile, aşiret düzenini, terörü simgeleyen  “globaliter devlet” kavramı hükümsüz kalacak, Atatürk’ün işaret ettiği ulus devlet, Büyük Ortadoğu tasarımını, dün olduğu gibi bugün de işlevsiz kılacaktır.

İlgili Konular: #NATO #Ortadoğu