Emel Ataktürk Sevimli

Nesli azalmış temiz insanlar

25 Ocak 2017 Çarşamba

Tanısanız çok seversiniz, gayet doğru düzgün bir adamdır. Özü sözü bir dedikleri cinsten.

Hiç öyle iddia edildiği ve size anlatıldığı gibi gizli kapaklı meselelerle işi olmaz. Savcıların kendilerinin de inandığını sanmıyorum hakkındaki suçlamalara.

Vicdanlı, dürüst ve inatçı bir Çerkes delikanlısıdır; ölse yalana bel bağlamaz, inanmadığı işi yapmaz, kalbinden geçmeyen lafı söylemez.

Yaşama bağlılığıyla afallatır insanı, cesur ve meraklıdır. Yaptıklarına bakarak ilham alacağınız türden biridir. Kaçınız kırkından sonra İspanyolcayı, motosiklete binmeyi öğrendiniz? Kaçınız işten güçten izin alıp da hadi bana eyvallah deyip nefesi Arjantin’de, Şili’de, Uruguay’da aldınız? Yaşamla ilişkisini yaş aldıkça daha güzel kurmayı başarmış bir adamdır Bülent.. Biraz derinden bakınca umut verecek, sizi gülümsetecek, şaşırtacak biri. Brezilya’dan çekip paylaştığı rengârenk fotoğraflardaki gibi...

Sanmayın ki bütün bunları büyük imkânların insanı olduğu için yapabilmiştir. İyi bir avukat olmasına rağmen ferah ve feza olan hep ufkudur, bütçesi değil. Tercih ettiği gibi yaşamış ve bedelini ödediği şartlarda örmüştür hayatını, kimseye borcu yoktur.

Bülent’i 12 Eylül’ün henüz bütün etkilerini olanca ağırlığı ile sürdürdüğü doksanlı yılların başında tanıdım. Zor yıllardı. Darbe arkamızda, doksanlı yılların vahşeti önümüzde uzanıyordu. İki ateş arasında kalınmış vakitlerdi.

Zaman İstanbul’da, Ankara’da, Diyarbakır’da izbe nezarethanelerde, yüz binlerce insanın ‘Türkiyem Türkiyem cennetim’ şarkısı eşliğinde korkunç işkencelerden geçirildiği zaman. Zaman annelere çocuklarının, kadınlara sevdikleri erkeklerin önünde binbir işkencenin yapıldığı, askıdan ellerin, falakadan ayakların tutmadığı zaman. Zaman darağaçlarında insanların sallandırıldığı, bütün yaraların açık ve taze olduğu zaman. Zaman Diyarbakır mahpuslarına işkenceyle İstiklal Marşı söyletildiği, bayılana kadar tecavüzlerin ve köylülere dışkı yedirmelerin zamanı.

Ve zaman SEKA fırınlarında bilmem kaç bin ton gazetenin, derginin ve kitabın durmaksızın yakılma zamanı.

Ben stajımı yeni bitirmiştim. Cezaevi avlularında hâlâ binlerce insanın yargılandığı spor salonu büyüklüğünde devasa mahkeme salonları vardı. Yargılamaların bazıları darbenin üstünden on yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ sürüyordu. Herkes birbirine tutunarak zor zamanları atlatmaya çalışıyordu ve muazzam bir avukat dayanışması vardı.

Bülent de tanıdığım bu genç avukatlardan biriydi işte. Onu o yıllarda birçok sevdiğim saydığım avukat arasında hep bir yerden bir yere koştururken ve insanlara yardımcı olmaya çalışırken hatırlıyorum. Yazıya aradan geçen yıllarda çok şey değişti diye devam edebilmek isterdim ne yazık ki yapamıyorum,vaziyetimiz malum. Şartlar şimdi de sert mi sert. Bize hukuk fakültesinde öğrettikleri ne varsa yerlerde ve biz bir kez daha dayanışarak bu zor dönemden çıkmaya çalışıyoruz.

İnsan hakları meselesine, eşitliğe, söz söyleme, yazma, çizme ve de her türden özgürlüğe gönül vermiş avukatların işi her zaman zordu, bugün de öyle. O gün de bugün de benzer şartlar ve zorluklar altında hep birlikte, nerde kimin ihtiyacı varsa elden geldiğince orda olmaya çalıştık. İhtiyaç halinde olan kimi zaman bir insan, kimi zaman bir maden veya nehir, kimi zaman bir gazete veya dergi oldu. Bizi iten güç her zaman hayallerimizdi ve o hayallerin içinde, bazıları bunun nasıl bir duygu olduğunu hiçbir zaman bilemeyecek ama mevkii, para pul gibi şeyler pek yoktu. O yüzden arkadaşlarıma ve dürüstlüklerine çok güvenirim.

Arkadaşlık dediğiniz şey ille de her zaman aynı fikirleri paylaşmak değildir, bana göre her şeyden çok güven duygusudur.

Sevgili Bülent ve de sevgili arkadaşlarım Mıstık ve Akın, her biri, en zor günlerinizde sırtınızı dayayabileceğiniz, sonuna kadar güven duyabileceğiniz, bu kirlenmiş dünyanın nesli azalmış temiz insanlarıdır. Riya ile hiç işleri olmaz. O yüzden çok arkadaşları, çok sevenleri vardır, her kesimden her siyasal düşünceden.

Hepsini tanımanızı isterdim, ne kadar güzel insanlar olduklarını bilmenizi.

Bülent Orada olmayı hak etmiyorlar.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları