‘O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz!’

02 Haziran 2021 Çarşamba

Bu ülkede sanat ve sanatçı;

Ayasofya’yı müze olmaktan çıkarıp cami yapan ve siyasi inadı yüzünden Taksim’in ortasına da devasa bir cami konduran...

Atatürk Kültür Merkezi’ni yıllarca atıl bırakan...

Pandemi bahanesiyle, eğlence dünyasına düşmanlığını ayyuka çıkaran bu iktidarın sistemli kültür suikastlarına çoktandır kurban ediliyor. 

2013 yılında, Rumelihisarı’ndaki sahnenin tam ortasına 18. yüzyılda yıkılmış olan cami-mescit karışımı yapıyı yeniden bu iktidar yaptı.

Hisar’daki konserlerin, festivallerin, tiyatro oyunlarının tarihe karışmasına bu iktidar neden oldu.

Ülkenin çoğunluğu ve maalesef aydınların ve sanatçıların da çoğu (Başlıktaki şarkı sözünün sahibi dahil) o yıllarda iktidarın yaşam tarzlarına dokunmayacağına nasılsa kolayca ikna olmuştu.

Şehrin en kıymetli sahnelerinden birinin sessiz sedasız yok edilmesinin, sinsice biçimlenen yeni kültür politikasının ilk adımlarından biri olabileceğinden kuşkulanmak gerektiğini söyleyenler, yani “Tehlikenin farkına varın” diyenler, seslerini yeterince duyuramadılar, arkalarına büyük kalabalıkları alamadılar.

Hisar sahnesi, ortasında cemaatsiz bir ibadethaneyle birlikte ıssızlığa gömüldü. 

ALKOL YASAKLARI

Yine aynı yıl iktidar, alkollü içki firmalarının herhangi bir etkinliğe sponsor olmasını yasakladı. 

Bunun sponsorluklarla şekillenmiş ve gelişmiş olan kültür ve sanat dünyasında yaratacağı büyük çöküş de gerektiği kadar umursanmadı.

Olan bitenin ne anlama geldiği ve bundan sonra neler olabileceği doğru yerden yeterince tartışılmadı. 

Bu arada resmi ve gayri resmi tüm açılışlar usul usul alkolsüz yapılmaya çoktan başlanmıştı.

Çoğu yazarlar, şairler, sinemacılar, müzisyenler, sanatçılar içkinin olmadığı, gazlı içeceklerle geçiştirilen açılışlarda bulunmaktan gocunmadılar.

Orada gazozlarını içip sonra hep birlikte meyhaneye gitmeyi kanıksadılar.

Misal, 2008 yılında Türkiye, Frankfurt Kitap Fuarı onur konuğuydu ve Kültür Bakanlığı’nın ev sahipliği yaptığı kokteyllerde içki ikram edilmediği gibi fuar sonrası gidilen içkili yerlerdeki yemeklerde de bakanlık, davetlilere ücretini kendileri ödemek isteseler bile içki verilmesini engellemeye çalışmıştı.

Ve birkaç kişi dışında buna kimse ses çıkarmamıştı. 

Tophane’de galeri açılışları eli sopalı birileri tarafından basılmaya başlayınca, sergi açılışlarından da içki çıkmaya ya da gizlice içilmeye başlandı.

Bu arada üniversitelerdeki gençlik festivalleri birer birer yasaklandı, bunun üzerinde de çok durulmadı. 

Belediye tesislerinden içki külliyen çıktı. Buna da ses çıkarılmadı. Hatta İstanbul’da CHP seçimi kazandıktan sonra da bu konuda bir değişiklik yapılmadı. Ve Hidiv Kasrı’nda ya da vapur iskelelerinin üst katındaki İstanbul Kitapçısı’nın teraslarındaki kafelerde içki içilememesini yadırgayan kimse kalmadı.  

GECE HAYATI = AHLAKA AYKIRI HAYAT

Mevcut kültür iklimini kuraklaştırmaya, Rumelihisarı’nın sahnesine bir ibadethaneyi bıçak gibi saplayarak başlayan iktidar, bugüne gelene kadar yolunda o kadar rahat ilerledi ki;

Bugün sanatçıları ve sanatı görmezden gelmesinde şaşıracak bir şey yok.

O yüzden pandemi sürecinde sanat okuyan öğrencilerin maruz kaldığı ve telafisi imkânsız eğitim kayıplarına dair bir endişe duymuyor...

Müzisyenlerin, tiyatro sanatçılarının, dansçıların, özel orkestra çalışanlarının açlıktan ölüyor olmasına karşı bir hassasiyeti yok.

Gece hayatından anladığı tek şey “ahlaka aykırı” bir hayat.

Kendi “göstermelik” ahlakına uymayan hayatların her türlüsünü yerin dibine batırmayı ibadet olarak pazarlıyor.

Karşısında el pençe divan durmayan sanatçıyı sanatçıdan saymıyor.

Yirmi yıldır halkı için ülkesi için çalışmak yerine, dünyanın karanlık ilişkilerinde kapacağı rezil roller için elini olmadık taşların altına sokmayı marifet sayan ve sorumluluğunu aldığı tüm maddi ve manevi değerleri bozuk para gibi harcarken gözünü dahi kırpmayan yaşlı bir iktidarın, gider ayak yükselttiği el yüzünden bugün sanat ve sanatçılar can çekişiyor.

Tahtını 20 küsur yıldır inanç siyaseti üzerine kuran ve aydınlarını, gençlerini, yazarlarını, gazetecilerini çoktan gözden çıkaran bir iktidarın bu olağanüstü dönemde sanata ve sanatçıya sahip çıkmasını beklemek saçmalık.

Ama o yok etmeye çalıştığı köklü kültürün kendi iç dinamiğini kullanarak hadsiz iktidarları alaşağı etmesi her zaman olası. 

Bu iktidar madem sanatın, sözün ve müziğin gücünden korkuyor, korkusunu boşa çıkarmamak lazım. 

“O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz!”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Vatandaşın evi 23 Temmuz 2021
Mültecinin evi 21 Temmuz 2021
Uçağın kadar konuş! 9 Temmuz 2021