Sen de vaat edilmiş, ben diyeyim işgal edilmiş

14 Mayıs 2021 Cuma

Toprak aslen ne vaat edilebilecek bir şeydir ne de işgal.

Kimseye ait olmayan bir uzay boşluğunda, kimseye ait olmayan, üzerinde sadece ölümlülerin yaşadığı ve kendisi de ölümlü olan bu dünyada..

İnsan isterse toprak uğruna nesillerin nesillere aktardığı kin ve nefretle yazılan bir tarihe de imza atabilir... Uyum ve bilgelikle yazılan bir tarihe de.

Seçim ona kalmıştır ve o seçimini hep kin ve nefretten yana yapmıştır.

Tanrı’yı yaratan ve kendi yarattığı tanrının kendisini bir gün yok edeceğine, o zamana kadar da eziyet ede ede eğiteceğine, bu dünyayı da öbür dünyayı da kendisine zindan edeceğine inanan...

Ve tanrısından korkmaktan, kendi hayal gücünden korkmaya vakit bulamayan insanın öyküsü aslında trajikomiktir.

Ama biz, ha bire kucağımıza savaşlarda ölmüş çocuk cesetleri düştüğünden buna gülemeyiz.

HER ŞEYİ UNUTUN

Dini bayram nedir, Müslüman ne demektir, Tevrat’ta ne yazar ve İsrail devleti ne işe yarar, Filistin’in sınırları nereye kadar, o topraklarda binlerce yıldır kimler ölür, kimler yaşar... 

Bunların hepsini unutun.

Tam dini bayram arifesinde başlayan ve haliyle tüm dünyanın dikkatini bir kez daha üzerinde toplayan bitmek bilmez savaşın sonuçlarının sadece ölenlerin ve öldürenlerin kimlikleriyle tartıldığı vicdan girdabından çıkın. 

Savaşları “haklı” ve “haksız” olmak üzere ikiye ayırma refleksinizden arının.

Radikal dincilerin başlattığı bir çatışmanın radikal direnişçiler yaratmasını... 

Terörün her türüyle kendisini meşrulaştırmasını ve insanlık tarihini bir kez daha şiddetin yazmasını kanıksamayı reddedin.

Olay Filistinlilerle İsrailler arsında geçmiyor.

Orada Yahudilerle Müslümanlar çatışmıyor.

Ortada vaat edilmiş bir toprak olmadığı gibi işgal edilmiş bir toprak da yok.

Sadece kayıtlı insanlık tarihinin en başından beri olan oluyor. Tüm savaşlarda olan oluyor. Tüm çatışmalarda olan oluyor.

İnsan insanı öldürüyor. 

Kimlikleri bahane yapmaları, ölenlerin de öldürenlerin de haklıların da haksızların da insan oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

Bugün İsrail’in Filistin’e yaptığını, yarın Filistin’in bir başka halka yapmayacağının garantisi yok. 

TOPRAK NEDEN KUTSALDIR?

Yeryüzündeki tüm devletler savaşarak kuruldular ve bir savaş sonrası yıkıldılar.

Sümerlerden bugüne, farklı soydan, farklı inançtan, farklı topraklardan insanlar birbirleriyle hep acımasızca savaştılar. 

Ve savaşın kazanımlarıyla kayıplarını hep aynı hileli ölçülerle tarttılar. 

O yüzden insan her savaşta, her çatışmada çocukların ölmesine, sivillerin zarar görmesine sanki ilk kez oluyormuş gibi şaşırıyor.

Birbirine öfkelenmek yerine, çekirdeğindeki şiddeti kontrol edememesine öfkelenmesi gerektiğini düşünmüyor.

Antimilitarist bir ahlak arayışına girip, devlet ve iktidar kavramlarını kökünden sarsan bir yaşam felsefesinin inşasına kalkışabilecek tüm birikimlere sahip ama bunu yapmıyor. 

Dünyayı, mutlak barışın peşindeki ideallerle ve hep birlikte sınırsız ve tek bir ülke kurabileceği bir genişlikte hayal edemiyor. 

Sınırlarla sadece toprakları değil, hayallerini de daraltıyor ve o darlıkta hep bir diğeriyle savaşıyor. 

Bilinen tüm tarihini savaşlarla yazan bir insanlık, bugün gelinen noktada hâlâ savaşları soğukkanlılıkla izleyebiliyor.

Ölenlerin çetelesini tutup, kaçı sivil, kaçı çocuk, rakamlar üzerinden yalancı bir ahlak geliştirmeyi sürdürüyor.

Sanki Yahudiler başka Müslümanlar başka insanlarmış gibi inançlar, soylar, soplar, öncelikler ve fırsatlar üzerinden ona ya da buna hak vererek bildiği kötü yoldan ilerliyor. 

O yüzden de kucağından ölü çocuklar hiç düşmüyor.

***

Bin yıllardır dünyanın toprağını birbirinden kapışa kapışa ve kendisiyle birlikte o toprağa da zarar vere vere yaşamakta ısrar eden insan, görmesi gereken en önemli gerçeğe kör yaşıyor:

Toprak bir dinin ya da soyun kutsalı olamaz, çünkü o bizzat hayatın kutsalıdır.

O yüzden toprak yüzünden ölünmez, aksine toprak sayesinde hayatta kalınır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Hadi’ ama kime hadi? 11 Haziran 2021