Laiklik, Türkiye demektir - Burhanettin BULUT
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Laiklik, Türkiye demektir - Burhanettin BULUT

17.09.2021 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Laiklik, Türkiye’nin geleceği açısından yaşamsal nitelikte bir kavram.

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, devlet memuru olan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı kullanarak başlattığı demagojik stratejiden çok yönlü beklentileri var.

Birincisi ne kadar “dindar” oldukları mesajını verirken buna karşı çıkanları da bir o kadar “dinsizlikle” suçlamak.

İkincisi bütün kamuoyuna yansıyan yolsuzluk, hukuksuzluk ve adaletsizlikleri, manevi değerler üzerinden geri plana atmak. 

Dini referansları günlük ve güncel siyasetin öznesi haline getirerek devlet yönetiminde, kamusal alanda, kendi inançlarını, kendi din, mezhep ve tarikatlarını, kendi anladıkları biçimde egemen kılmaya devam edeceklerdir. Bugüne kadar laikliğe, toplumun eşitlikçi, çağdaş, evrensel demokratik yasalarına ve değerlerine hep karşı oldular. Ancak bugün “otokratik parti” olan AKP, “muhafazakâr” kimliğini “Siyasal İslamcı” olarak değiştirdi.

AÇIKTAN ŞERİAT TALEBİ

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, İhvanı Müslimin ve son olarak Afganistan üzerinden Taliban söylemleri “laiklik” tartışmasına derinlik kazandırdı. 

Tam da bu zamanda siyasi kimliği ya da toplumsal önderliği olmayan ve devlet memuru yasalarına tabi olması gereken Ali Erbaş, “İnanç, sokakta olmasın insanın içinde olsun, insanla Allah arasında olsun, evine, ticaretine, siyasetine, adaletine, yargısına yansımasın. Görüyorsunuz ortalığı ayağa kaldırıyorlar. İnançtan ayıklansın istiyorlar oraları adeta” diye açıklama yaptı.

İnanç (siyasal İslam) sokakta ne amaçlı olacak? Siyasette, ticarette, yargıda yeni FETÖ benzeri örgütlenme mi öneriliyor? Nedir amaçlanan? Özenilen Taliban adaleti mi yoksa?

Bu tarif edilen sistemin adı şeriattır. Hatırlatalım dinin siyasete, ticarete, adalete, yargıya girmediği rejimin adı laikliktir.  Anayasanın değişmez 2. maddesinde yer alır.

SONUÇ BELLİ 

Ali Erbaş’ın sözleri “laiklik ilkesi”ni hedef alıyor.

İsteği din hükümlerinin her alanda egemen olmasına dayalı, yönetimden hukuka, eğitimden günlük yaşama kadar her alanın bu hükümlerle yönetildiği “din toplumu”dur.

Diyanet İşleri Başkanı, bu sözleri boşuna söylemiyor. Bu sözler Erdoğan iktidarının amacının gün yüzüne çıkmış halidir. Bir kararnamelik ömrü olan Ali Erbaş bir suflördür. Bizzat partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dilidir.

RTE, kendi iktidarında hedefi için bütün piyonlarını tek tek ortaya sürüyor. Bu hamleler partili Cumhurbaşkanı rejiminin nasıl tehlikeli bir hal alabileceğinin de göstergesidir. 

İktidarı ellerinden kayarken laikliğin altını oyarak dini referanslarla örülü bir devlet söylemleriyle kendisi için kaçınılmaz sonu ertelemeye çalışıyor.

Ancak oyunun sonu belli şah mat...

BURHANETTİN BULUT

CHP ADANA MİLLETVEKİLİ

Yazarın Son Yazıları

‘Dokuz İlke’ bildirisi - Yüksel Işık

Siyaset ilke ile yapılır. İlkelerin bütününü içeren anlamlı metne de manifesto denir.

Devamını Oku
08.04.2026
Kutsal ve kutsallaştırılmış değerler - Abdullah Kehale

HER toplumun kendi yapısına uygun olarak kutsal olarak kabul ettikleri değerler olduğu gibi kendilerinin kutsallaştırdığı değerler de vardır.

Devamını Oku
08.04.2026
'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026