Cumhuriyet’i hedefe koymak rastlantı mı?
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Cumhuriyet’i hedefe koymak rastlantı mı?

22.09.2018 20:55
Güncellenme:
Takip Et:

7 Eylül 2018, Yargıtay kararına uyularak yapılan seçimlerin ve Cumhuriyet Vakfı yeni yönetim kurulunun oluşmasının tarihidir.

Bu noktaya, iki buçuk yıl süren hukuk mücadelesi sonunda gelindi. Fakat ondan öncesi de var,  aslında toplam beş yıllık bir mücadeledir. Bu hukuk davası öncelikle İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü, mahkeme seçimin iptaline karar verdi. Dava dosyası İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nden geçti, sonunda Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 3 Temmuz 2018 tarihinde verdiği kararla sona erdi. Hukuka aykırı seçimler iptal edildi.

7 Eylül’den sonra özellikle hedef tahtasına oturtuldum. Kişisel haklarıma büyük saldırılar yapıldı. Hukuksal yönde hiçbir dayanağı olmayan, ancak dedikodulara dayanan yalanlar, yanlışlar ve saptırmalar devreye sokuldu.

Temelsiz ve saptırmalara dayalı bu yazılara yanıt vermeyi düşünmedim. Zaten kısa bir süre sonra da bu temelsiz yalanlara itibar en alt düzeye indi, sosyal medyanın gücü, bu sistemli saldırıları boğdu. Saldırılar T24 gibi zaten Cumhuriyet gazetesine karşı olan bir mecrada sıkışıp kaldı.

Ülkemizdeki durum bu iken konunun başrolünde görev almış olan Can Dündar ve Aydın Engin konuyu bu kez Avrupa’ya taşıdılar.  Zaten bu ikili Almanya’da bazı çevrelerde iyi tanınan kimselerdir.
Bu bağlamda Almanya ve Fransa’da geçen hafta yaylım ateşi başladı.  Cumhuriyet gazetesi el değiştirmişti, Cumhuriyet gazetesi Saray gazetesi olmuştu, Cumhuriyet gazetesi aşırı milliyetçi olmuştu... Bunları yapan Alev Coşkun da Saray’a imzasız mektup yazmıştı...

Bunları Türkiye’de piyasaya sürmüşler,  -küçük bir azınlık bir yana bırakılırsa- toplumda karşılık bulamamışlardı. Öyleyse tam zamanıydı “neo-liberal” yönde hızla ilerleyen,  “muhafazakârlaşan” Avrupa basını kullanabilirdi.

Alman Cumhurbaşkanı tarafından merasimle kabul edilen “hizmetleri nedeniyle”(!) kendisine plaket verilen Can Dündar derhal başrolde topa giriyordu.

Toplu saldırı

Uzun yıllar Cumhuriyet gazetesinin Almanya temsilciliğini yapmış, 30 yıllık gazeteci Osman Çutsay, konuyu irdeleyen “Bu iftiracılar Cumhuriyet’e nasıl yönetici oldu” başlıklı yazısında şöyle yazıyordu:
“Böyle bir toplu saldırıya, Soğuk Savaş’tan bu yana 2000’lerde Putin ve Esad dışında pek tanık olmamıştık. Gorbaçov ve Özal döküntüsü bir avuç kiralık adam, ‘Türk Gorbileri’, bunu başarmış oldular. Başka bir şeyi değil, bunu becerdiler.” (Odatv, 15.09.2018)

Almanya’daki gazetelerde yer alan yazıların özeti şudur:

“Türkiye’deki yegâne muhalif gazete Cumhuriyet, Erdoğan destekli karanlık, ekstrem nasyonalist ve ultra Kemalist darbe sonucu tasfiye edilmiş bulunuyor.” Bu yorumlardaki unsurlara bakalım.

1- Erdoğan destekli ve karanlık,
2- Ekstrem nasyonalist,
3- Ultra Kemalist.

Neymiş, işte bu niteliklerdeki bir darbe sonucu Cumhuriyet ele geçirilmiş... Alman basınının bu denli insafsız, bu denli “tek yanlı” bir yayın politikası izlediği görülmemiştir. Bu gazetelere verilecek yanıt, çok basit olarak şudur:

7 Eylül’den bugüne 16 gün geçti, bu zaman diliminde Saray lehine, Erdoğan lehine tek bir manşet, bir haber, bir yazı gördünüz mü?

Cumhuriyet gazetesi; kale

Cumhuriyet gazetesinin tekrar Cumhuriyet felsefesinin ve Atatürk’ün laik, çağdaşlaşma devrimlerinin savunucusu olarak ortaya çıkışı... Atatürk ilkelerine düşman olan cepheye karşı önemli bir kalenin yeniden kazanılması, bu kalenin kendi doğuş ilkelerine dönmesi karşısında özellikle Almanya basını telaşa düşmüştür.

Bedri Baykam da konuyla ilgili yazdığı yazıda, Fransa’da Le Monde gazetesinin yorumunu “yüz kızartıcı” buluyor, bunun akıl almaz derecede yanıltıcı, demokratik haklar ve teamüller açısından kabul edilemez olduğunu belirtiyordu. Le Monde, seçimle yerlerine dönen yeni yöneticileri “Atatürk dogmasından mustarip insanlar” olarak nitelendiriyordu. (Odatv, 19.09.2018)

Le Monde, Der Spigel, Die Tageszeitung gibi yayın organları nasıl böyle tek yanlı yazıları, evrensel gazetecilik ilkelerini altüst ederek yayımlayabiliyorlardı?

‘Her şey rastlantı mı?’

Şükran Soner, gazetemizde bu konuları irdeleyen “Her şey rastlantı mı” başlıklı yazısında;
“Cumhuriyet gazetesi de Aydınlanmacılığın odağında işlev yaparken ne oldu da akıl almaz bir baskılama, geriye çekmenin hedef tahtasına oturtuluverdi” diye soruyor.

Kemalizm eleştirisinin “rastlantı olmadığı”nı belirten Soner, “Laik Cumhuriyet, Atatürk Devrimleri, Anadolu Aydınlanmacılığının... Cumhuriyet gazetesinin Türkiye’nin gelişimlerin patlamalar yaşadığı süreçlerde hedef tahtasına alınmaları rastlantı olabilir mi?” diyor. (Cumhuriyet, 10.09.2018)

Kin kusan zihniyet

Bu derece kin kusan, bu derece nesnellik ve objektiflikten uzak yayınların arka planında ve altyapısında ne var? Kısaca bunun altyapısında “Sovyetler’in yıkılışından sonra oluşan küreselleşmeye dayalı yeni dünya düzeninin ideolojik temelleri” vardır.

Küreselleşmeyi dayatan Neoliberaller, Ortadoğu’nun parçalara ayrılması, etnik temele dayalı ufak devletlerin yaratılmasını istiyorlardı. Bu strateji hâlâ geçerlidir.

Neoliberal kesimin sözcüleri, Türkiye’ye gelip Atatürk’ün resimlerini resmi dairelerden kaldırınız, Atatürk İlkelerini kenara itiniz demediler mi?

Alman vakıflarının sözcüsü Udo Steinbach, “Sorun Atatürk’ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk Devleti ve Türk ulusudur. Sorun, Kemalizm ve Kemalizmin ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir” demedi mi?

Ünlü Prof. Huntington, “Türkiye çağdaşlaşma, laik toplum olma yönündeki çalışmaları bıraksın, eski geleneklerine dönsün, İslamlaşsın, Ortadoğu’daki İslam devletlerinin lideri olsun” demedi mi?

Eski CIA Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller, Atatürk Devrimleri için “Zorunlu Batılılaşma Türk toplumunda bazı yaralar bıraktı... Kemalizmin sonunun geldiğini söyledim” demedi mi?

AB’nin Ankara temsilcisi Karen Fogg’un girişimleri unutulabilir mi? Karen Fogg’un Türkiye’nin bölünmesi yönünde hareket ettiği kendi e-postalarından kanıtlanmadı mı? Karen Fogg’un çocukları onun düşünce sistemi yönünde çalışmalarını yürütmediler mi?

  “Karen Fogg’un çocukları” olarak ünlenen bu kişilerin bir süre sonra “Yetmez ama Evetçi” oldukları görülmedi mi? Bunların daha sonra FETÖ’cülerle işbirliği yaptıkları kanıtlanmadı mı?
Bunlar geçmişte kaldı diyenlere bugünden bir örnek verelim. Karen Fogg’un uzantısı olan yeni AB Sözcüsü Kati Piri, Cumhuriyet Vakfı seçimlerinin yapıldığı 7 Eylül günü yeni seçilen vakıf yöneticilerini, “Aşırı milliyetçi-faşistler” olarak nitelemedi mi?

Tüm bunlar tesadüf olabilir mi? Konuya daha somut noktalardan örnekler verelim:

Almanya DHKP-C’ye karşı çıkıyor mu? Almanya PKK yandaşlarını korumuyor mu? FETÖ’nün en ileri elemanları bugün Almanya’da siyasal koruma altında değiller mi?

Almanya Türkiye’nin güney sınırlarında bir “Kürt Koridoru ya da İsrail Koridoru” oluşturulmasına karşı çıkıyor mu? Bu konularda açık bir tavır sergiliyor mu?

O zaman Alman basınının Cumhuriyet felsefesini, Atatürk’ün çağdaşlaşma devrimlerini korumak yönünde bildiri yayımlayan Cumhuriyet Vakfı yeni yönetimine ve Cumhuriyet gazetesini yayımlayan genç ekibe karşı olmaları doğaldır.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü ve Kuvayi Milliye ruhunu savunacağını, ayrıca Kuvayi Milliye’nin anti emperyalist karakterini içselleştirdiğini belirten Cumhuriyet gazetesine karşı olmaları doğaldır.
Alman gazeteleri düşünce özgürlüğünü savunuyor görünüyorlar ama, kendileri gibi düşünmeyenleri hemen faşistlikle suçluyorlar.

Yeni ‘Taraf’ isteniyor

Alman gazetelerinde yorum yazanlar, giderek “Taraf” gazetesi durumuna düşmüş olan Cumhuriyet’in bir silkiniş yapmasını kabul edemediler. Cumhuriyet gazetesi, eski durumuyla devam etmeli, Ahmet İnsel Atatürk’e saldırmalı, “Kemalizmle Erdoğanizm birdir” diyerek saçmalıklarla dolu yazılar yazmalı, gazete haberlerinin büyük bölümü HDP’ye ayrılmalı, FETÖ’ye karşı eleştiri yapılmamalı, Türkiye’nin güney sınırında oluşturulan koridora yandan, arkadan destekleyen yazılar devam etmeli, Cumhuriyet gazetesi, “Yeni Taraf” olarak yayınını sürdürmeliydi...

Ancak, 7 Eylül 2018’de seçilen yeni Vakıf yönetim kurulu “Hayır, biz yeni Taraf olmayacağız” diyordu.
Madem, Cumhuriyet gazetesi tam bağımsızlık diyordu, madem ülkenin bölünmez bütünlüğü diyordu, madem Atatürk’ün çağdaşlık yönündeki İlke ve Devrimlerini savunacağız diyordu, öyleyse Cumhuriyet gazetesi:

- Faşist olmuştu,
- Erdoğan destekli olmuştu,
- Ultra Kemalist darbe sonucu göreve gelmişti.

Avrupa gazeteleri, “Yeni Cumhuriyet gazetesi”ne değil, aslında Atatürk’e, onun laik çağdaşlaşma devrimlerine ve anti emperyalist karakterine karşı çıkıyorlar.

Alev Coşkun

Yazarın Son Yazıları

Türkçe bilinci ve bağımsızlık marşımız - Mustafa Gazalcı

Yıl 1967...

Devamını Oku
17.03.2026
Türkiye’de motokuryelerin sorunları - Berna Özgül

Pandemi döneminin tetiklediği e-ticaret patlamasıyla birlikte motokuryelik, Türkiye’de hızla büyüyen ve milyonlarca insanı barındıran bir sektöre dönüştü.

Devamını Oku
17.03.2026
Hürmüz Boğazı ve süregelen emperyalizm - Salih Özbaran

Yazıya başlarken trajik iki anımsatma yapalım.

Devamını Oku
16.03.2026
Memura da ‘eşel mobil’ uygulanmalı - Güven Nazmi Demiralp

Bilindiği üzere, İran-ABD-İsrail Savaşı nedeniyle petrol fiyatları hızlı bir yükseliş göstermiş, bu da ister istemez akaryakıt pompa fiyatları üzerinde bir artış baskısı oluşturmuştur.

Devamını Oku
16.03.2026
Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Devamını Oku
15.03.2026
Cumhuriyetin sağlık vizyonundan piyasalaşmaya - Gamze Burcu Gül

Her yıl “Tıp Bayramı” olarak kutladığımız 14 Mart, bir meslek gününden ibaret değildir; aynı zamanda güçlü bir tarihsel semboldür.

Devamını Oku
14.03.2026
Andımız neyin pusulasıydı? - Yener Oruç

Gün geçtikçe suça bulaşan çocuk sayısı, çocuk çeteleri artıyor.

Devamını Oku
14.03.2026
Yoksulluk sorunu ve Marie Antoinette sendromu - Prof. Dr. Mehmet Tomanbay

TÜİK aralık ayı enflasyonunu yüzde 0.89, 2026 yılı ocak enflasyonunu yüzde 4.84 ve 3 Mart 2026 günü de şubat ayı enflasyonunu yüzde 2.97 olarak açıkladı.

Devamını Oku
13.03.2026
Vatan - emek - Cumhuriyet - Kaan Eroğuz

İnsanlığın, önüne ancak çözebileceği sorunları koyabileceği Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” isimli eserinden bu yana tekrarlanan bir tespittir.

Devamını Oku
12.03.2026
Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti.

Devamını Oku
12.03.2026
Üretim araçları sendikanın olursa - Engin Ünsal

İşçi sendikalarının temel görevi işveren karşısında güçsüz olan işçi sınıfına güvenli bir çalışma ortamı ve üretimden hakça bir pay sağlamaktır.

Devamını Oku
11.03.2026
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen

Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.

Devamını Oku
11.03.2026
Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026