Demokratik Türkiye özlemi - Hüseyin Özkahraman
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Demokratik Türkiye özlemi - Hüseyin Özkahraman

16.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Tarihiyle, kültürüyle ve milyonları aşan nüfusuyla yalnızca ülkemizin değil, dünyanın en önemli şehirlerinden İstanbul’u yönetme sorumluluğunu taşıyan; tüm baskılara rağmen üç kez seçim kazanmış bir belediye başkanı aylardır Silivri’de, 15 metrekarelik bir odada özgürlüğünden mahrum bırakılmış durumdadır.

Bu süreçte isimsiz tanıklarla, akıl ve vicdan sınırlarını zorlayan ithamlarla karşı karşıya bırakıldılar. Ailelerinden koparıldılar. Ama en önemlisi; hepimiz bir ülkenin adalet duygusunun sınandığı bir sürecin içine hapsedildik.

Düşünün ki üzerinde “TC” ibaresi bulunan, bu ülkenin en köklü kurumlarından biri olan İstanbul Üniversitesi’nden 31 yıl önce alınmış, helalliği tartışmasız bir diplomayı, yalnızca siyasi bir yarışın önünü kesmek adına yok saymaya kalktılar. Bu, emeğe, geçmişe ve hukuka yönelmiş ağır bir müdahaledir.

YARGI VE SİYASET 

Bu dava, tarihin en kritik sınavlarından biridir. Çünkü adaletin kalemi güçlüden yana yazmaya başlarsa o terazinin dengesi bir daha kolay kurulamaz. Tarih bize şunu öğretmiştir: Mahkeme salonları bazen yalnızca yargının değil; hakikatin, direnişin ve onurun kürsüsü olmuştur.

Adalet, bir devletin temelidir. Ama adalet siyasetin gölgesine girdiğinde, devletin temeli çatlamaya başlar. Aurelius Augustinus yüzyıllar önce soruyordu: “Adalet ortadan kalkarsa devletler büyük birer haydut çetesinden başka nedir?”

Bu yalnızca felsefi bir tespit değil; bugün için de güçlü bir uyarıdır. Hukukun olmadığı yerde güç konuşur. Gücün konuştuğu yerde ise adalet susar. Hayalimizdeki Türkiye’de yargı, hiçbir siyasi otoritenin gölgesinde kalmayacaktır. Hâkimler yalnızca hukuka ve vicdanlarına bağlı olacaktır. Hiçbir yurttaş düşüncesi nedeniyle yargılanmayacaktır.

SANDIKTAN ÖTE BİR KÜLTÜR

Demokrasi yalnızca sandık değil, bir toplumun nefes alış biçimidir. Martin Luther King Jr. şöyle diyordu:

“Geciken adalet, reddedilen adalettir.”

Demokrasi; katılımdır, şeffaflıktır, hesap verebilirliktir. Oysa demokrasi, yerelin güçlendiği, sivil toplumun özgür olduğu, medyanın bağımsız kaldığı bir düzendir. Hiçbir iktidar, halkın iradesinin üstünde değildir.

Özgürlük yalnızca bir hak değil; insan onurunun kendisidir. Rosa Luxemburg şöyle der: “Özgürlük, her zaman farklı düşünenin özgürlüğüdür.”

Düşüncenin suç olmadığı, basının özgür olduğu, insanların korkmadan konuştuğu bir Türkiye düşlüyoruz. Çünkü korkunun olduğu yerde hakikat susar.

EŞİTLİKÇİ BİR DÜZEN

Eşitsizlik, demokrasinin içini boşaltır. Che Guevara, “Nerede bir adaletsizlik varsa ona karşı mücadele etmek en yüce erdemdir” diyordu.

Mücadelemiz, gelirde adalet, hizmette eşitlik, eğitimde fırsat eşitliği içindir. Bu ülkenin kaynakları bir avuç ayrıcalıklının değil, halkın tamamınındır. Tarih yalnızca iktidarların değil, direnenlerin de tarihidir. Boyun eğmeyenler, tarihin akışını değiştirir. Siyasi davalar yalnızca bireyleri değil; bir ülkenin hukuk düzenini yargılar.

Bugün yaşananlar, siyasi rekabetin hukukla dizayn edilmesi, halk iradesinin dolaylı yollarla sınırlandırılmasıdır. Ama tarih defalarca göstermiştir: Mahkeme salonlarında kurulan baskılar, yine o salonlarda çökmüştür. Çünkü halkın iradesi, hiçbir mahkeme kararıyla yok edilemez.

Geleceğin Türkiye’si, güçlü demokrasi, bağımsız yargı, yurttaşların eşitliği üzerinde kutuplaşarak değil birliktelikle, baskıyla değil özgürlükle kurulacaktır. Tarih boyunca mahkeme salonlarında yargılananlar oldu. Ama aslında yargılanan hep sistemlerdi. Bugün de değişen bir şey yok. Bugün yargılanan; adalet, demokrasi ve halkın iradesidir.

Ve biz biliyoruz: Kulaklar söylediklerimize kapalı olsa bile tarih her zaman direnenleri yazar ve eninde sonunda haklı olanı kaydeder.

DR. HÜSEYİN ÖZKAHRAMAN

Yazarın Son Yazıları

Milletvekiline örgüt isnadı - Erdi Yetkin

Hukuken yapılamayacak politik aksiyonlar alındıktan sonra “ancak bu yapılan hukuki değildir” şeklinde görüş bildirmenin Türkiye’de bir karşılığının olmadığını yeterince deneyimledik.

Devamını Oku
29.06.2026
Ankara’da NATO sıkıyönetimi - Kaan Eroğuz

Kurulduğu günden bu yana, dünyanın birçok coğrafyasında darbeler, cinayetler, saldırılar ve ambargolar gerçekleştiren NATO, 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ni düzenlemek için 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Cumhuriyetimizin başkentine, Ankara’ya geliyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Kente değer katan yönetim anlayışı - Melih Yıldız

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte, kültür sanat etkinliklerinin afişlerini her yerde görmeye başladık; festivallerin, konserlerin, kitap fuarlarının, dinletilerin...

Devamını Oku
27.06.2026
Futbol baştan kokar - Meriç Erdağlı

2026 FIFA Dünya Kupası’ndan hezimetle ayrılan Türk milli futbol takımı, vatandaşların beklentilerini yerine getiremedi.

Devamını Oku
26.06.2026
Muhalefetin kanun yoluyla yeniden tanzimi - Su Erbaş

Çağdaş otoriterleşmenin ayırt edici özelliği, açık baskı yerine kurumların hukuk diliyle araçsallaştırılmasıdır

Devamını Oku
26.06.2026
Kamu hukukunun lağv edilmesi - Doğan Erkan

Ana muhalefet partisinin olağan genel kurul organında seçilen meşru yönetim ve merkez organlarının, Türkiye siyasal partiler tarihinde eşi görülmemiş bir biçimde asliye mahkemesinin istinaf hâkimleri eliyle mutlak butlan ve tedbir uygulamasıyla görevlerinden el çektirildiği, bu Kafkaesk “yargısal” kararın siyasallaşmış kolluk marifetiyle uygulandığı bir evreyi şaşırarak gözlemliyoruz.

Devamını Oku
25.06.2026