Demokrasi bir oyundur. Seçimler, açılan gişelerdir; oylar ise oyunu izlemek isteyenlerin biletleri… Oyunu izlemeye giderken hangi oyunun sahneleneceğini, başrolleri, yan rolleri bilirsiniz. Oyundaki dost ve düşmanı da genelde aynı yazar kaleme alır.
Seçmen; birilerinin avladığı, bazılarının pişirdiği, mutlu azınlığın afiyetle yediği yemeğin suyunun suyunu içerken yalnızca tadını yorumlayandan başkası değildir. Süreci belirlemediği gibi zincirin en son halkasıdır. İktidarın neyi gizlediğini, muhalefetin ise neyi göstermediğini hiçbir zaman bilemez.
DEMOKRASİ TİYATROSU
“Seçilmişlerin “seçmenler”, vekillerin “vekalet verenler”, delegelerin “delege edenler” üzerinde egemenlik kurmasına yol açan örgütün kendisidir. Örgütten bahseden gerçekte oligarşiden bahsediyor demektir.”
Siyaset bilimci Robert Michels’e göre “Oligarşinin Tunç Kanunu” bu. En demokratik örgütlenmeler bile zamanla elit bir azınlığın kontrolüne giriyor. Yerel seçimlerde bunu “resmen” görüyoruz. Aday adaylığı süreci aslında bir “vitrin düzenlemesi”, “teşhir standı” haline geldi. Aday belirleme süreci, genel merkezlerdeki dar bir grubun tasarrufundan öteye gitmiyor. Etkisiz seçmen, hiç tanımadığı bir ismi, sadece partisinin amblemini görüp desteklemek zorunda kalıyor. Dolayısıyla oy; bir kişiye değil, o partinin hiyerarşisine ve sadakat zincirine veriliyor. Kazanan belediye başkanı ise kerameti kendinden biliyor.
BELEDİYE BAŞKANLARI
Milletvekilleri gibi belediye başkanlarını da parti oligarkları belirliyor. Belediye başkanları halk tarafından doğrudan seçilmiyor. Onlar parti aygıtının atanmışları, bir nevî kayyumları olarak sahneye çıkıyorlar.
Biz seçmenler; rolümüzü büyütüyoruz, oylarımız belirleyiciymiş gibi sandığa gidiyoruz; çoktan görev yerlerine atanmış vekilleri, belediye başkanlarını mazbatalarına kavuşturan araçlarız sadece.
Oysa demokrasi, seçmene sunulan “gözdeler menüsü” arasından seçim yapmak değil, menüyü bizzat belirleme iradesidir.
PARTİ DEĞİŞTİRMEK
Tek kanadı daima kırık olan demokrasimizin yerel seçim pratiğinde artık yeni bir aktivite var: parti değiştirme. AKP’nin hiç kazanamadığı ya da kaybettiği belediyeleri yargı yoluyla dize getirmeye çalıştığı şu günlerde parti değiştirmek, önlem almak haline geldi.
Mahkeme salonlarıyla, kolluk kuvvetleriyle güçlendirilmiş iktidar, ona katılmak için sıraya giren belediye başkanlarının takdis törenlerini sunuyor bize. Hepsinin dili ortak: Dün ağır bir biçimde eleştirdikleri partili cumhurbaşkanını, partisini övüyorlar; aynı cümlede bir de Atatürk’ten bahsedip CHP’yi eleştiriyorlar.
Partiler arası geçirgenlik ne kadar çok ise orada ideolojik ve politik netlikten, sağlam duruştan söz edilemez. Parti değiştirecek bile olsan, CHP’den ayrılıp AKP’ye geçmezsin. AKP’nin de onları almaması gerekir esasen. Çünkü ya devrimcisindir ya karşı devrimci!
SİYASİ ETİK
Artık yalnızca “siyasi” var, “etik” yok. İlk kez belediye başkanı olana değin adını duymadıklarımız, değiştirdiği partinin amblemi altında seçime girdi ve çoğunlukla partiye oy verildi. Çünkü seçmen eğilimi her dört yılda bir değişmez; genelde aileler çocuklarına ideolojilerini ve oy tutumlarını aktarırlar. Örneğin; AKP’ye geçen Burcu Köksal’ı makamına taşıyan seçmenlere bakılsa, olasılıkla nesillerdir CHP’ye oy verdikleri görülecektir.
Seçime “bağımsız aday” olarak girmemiş hiç kimse aldığı oyları kendisine mal etmesin. Partiden ayrıldığında makamdan da düşürülmelidir.
DÜNYADAN ÖRNEKLER
Hindistan’da 1985’te “parti/saf” değiştirmeyi engellemek üzere “Taraf Değiştirme Karşıtı Yasa” çıkarıldı. Amaç: Makamlarını pazarlayanları, seçmen oylarını gasp edenleri engellemek, siyasi istikrar ve etiği sürdürmekti. Bazıları buna “İhanet Yasası” dedi. Yasaya göre bir vekil, parti değiştiriyorsa üyeliği düşürülüyor.
Brezilya yasalarına göre “Koltuk partinindir.” Nispî temsil sisteminde oylar adaya değil, partiye aittir. Ancak parti net bir ideolojik sapma göstermişse vekil partiden ayrılabilir. Aksi halde parti değiştirmede “haklı neden” olmadığı kabul edildiğinden makam da kaybedilir.
Singapur Anayasasına göre bir vekil parti değiştirirse, partiden istifa ederse ya da ihraç edilirse vekilliğini kaybeder. Bir vekil, seçime girdiği partiyi değiştirirse sandalyesi otomatik boşalır; ara seçime gidilebilir.
Portekiz Anayasası, parti değiştirenlere ilişkin çok net: Vekil, seçime katıldığı partiden bir başkasına geçerse görevden de düşüyor. Çünkü temsilcinin partisi sayesinde mecliste olduğu kabul ediliyor.
İspanya’da ise “Parti Değiştirmeye Karşı Anlaşma/ Anti-Transfuguismo Pact” ile “siyasi satın almaların”, belediye başkanlarının transfer olmalarının önüne geçmek amaçlandı. Bazı durumlarda parti değiştirenlerin grup haklarına, temsil güçlerine, bütçe kullanımına ilişkin yetkilerine kısıtlama getiriliyor.
Yeni Zelanda’da parti değiştirmek, seçmenin temel haklarının ihlali olarak değerlendiriliyor. Binilen kanodan atlamaya ya da gemiyi terk etmeye gönderme yapan “Waka-jumping Yasası” ile parti değiştiren temsilcinin meclis üyeliği sona eriyor, koltuğu boşalıyor. Parti liderinin, meclis başkanına partinin parlamentodaki sayısal dengesinin bozulduğunu bildirmesiyle süreç başlatılıyor. Belediye başkanları için bu kadar net bir düzenleme olmasa da belediye makamları da partinin kabul edildiğinden buna da “sadakat-ihanet” kutuplarından bakılıyor.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nde zaman zaman tartışılan “Belediye Yapıları Yasası” ile belediye temsilcileri partisinden istifa ederse makamlarına da veda ediyor.
İsviçre’de seçmen, vaatlerine uymayan veya güven sarsan başkanı görev süresi bitmeden görevden alabiliyor. Buna “Geri Çağırma Hakkı” deniyor. Aynı hak ABD’de bazı eyaletlerde de var.
Balkanlar başta olmak üzere Avrupa’nın, dünyanın birçok ülkesinde örnek mevzuat bulunuyor.
REDDET!
Belediye başkanı seçilen bir ismin, mazbatayı aldıktan sonra parti değiştirmesi sadece siyasi bir manevra değil, seçmenle yapılan zımni sözleşmenin ihlalidir. Seçmen oyunu, o partinin programına, ideolojisine ve denetim mekanizmasına güvenerek veriyor. Bir belediye başkanının koltuğu, partisinin amblemiyle kaimse; o amblem değiştiğinde o koltuk da boşalmalıdır. Belediye başkanı, şeffaflıktan uzaklaşmak veya hakkındaki şaibeleri örtbas etmek için liman değiştirememelidir. Bu sadece terk ettiği partiye değil, bizzat milli iradeye karşı bir operasyondur.
“Plana sadık kalan”, yolsuzluğu, arsızlığı ayyuka çıkmasın diye partisini değiştirme olasılığı olan belediye başkanları yalnız terk ettiği partiden değil, sistemden de düşmelidir. Böylece millet de kurtulmuş olur!
Demokrasi ve sandık namusu sözde seçilmişin nefsiyle oranlanıp harcanamaz!