TC Anayasası 56. maddesine göre, “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” Anayasal bir hak olarak insanın kendi sağlığını korumak ve yaşamını devam ettirmek hususu gerçekten 56. maddenin ruhuna uygun olarak yürüyor mu? Asla yürümüyor. Son yıllarda özel hastaneler ve kamu-özel nitelikli “şehir hastaneleri” çok ciddi sayılara ulaşmıştır. Özel sağlık kurumları artırılırken buna karşın devlet ve üniversite hastanelerinde bireylerin sağlık hizmeti için seçeneklerinden biri kamusal sağlık kuruluşlarında Merkezi Hekim Randevu Sistemi’dir (MHRS). Diğer seçenek ise ekonomik gücü oldukça iyi olanlarla özel sağlık sigortasına sahip bireylerin özel sağlık kuruluşlarından sağlık hizmeti alabilmeleridir.
Sağlık hizmeti almaya dönük başvurular incelendiğinde 2024 yılında kişi başına hekim başvuru sayısı 12.2 iken bu sayı 2000 yılında yalnızca “iki”dir. MHRS üzerinden yıllık 388 milyondan fazla kişi randevu alırken günlük randevu kapasitesi 1,7 milyona çıkmıştır. Toplam sağlık harcamalarında ise özel sektörün payı yüzde 21,4’tür. Halen randevu yükünü kamu hastaneleri taşımaktadır. Son yıllarda özel ya da kamu-özel nitelikli hastanelere başvuru oranının bakanlığının kışkırtılmış randevu anlayışıyla yüzde 25-30’lara çıkartılması amaçlanmaktadır.
‘SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM’
Sağlık Bakanlığı’nın 2012 yılında Türkiye’de “sağlıkta dönüşüm” adı altında yürürlüğe koyduğu MHRS sistemi bugün için bir sorun mudur? Yoksa çözüm müdür? Bir üniversite hastanesinde uzun yıllar çalışmış bir öğretim üyesi gözüyle ve 2026 Mart ayında Ege Bölgesi’nde konuştuğum bireylerden aldığım bilgiler veya medya haberlerine göre MHRS bugün bir sorun haline gelmiştir. Yurttaşlar, “Sağlık mı, ekonomi mi?” dayatması karşısında kalmışlardır. Sağlık Bakanlığı Türkiye’deki sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranını yüzde 70’lerde bildirse de 2026 Şubat ayında MHRS’den şikâyet oranı yüzde 545 artmıştır. OECD’ye göre bu oran yüzde 41 olarak bildirilmiştir. MHRS sistemiyle ilgili bugün iki problem bulunmaktadır:
Hastalık riskleri fazla olan ileri yaş ya da sosyoekonomik düzeyi aşağıda olan bireyler için MHRS üzerinden internet veya telefonla randevu almak ve istenen tarihte randevuya ulaşmak büyük bir sorundur. Ayrıca hekim, görevine herhangi bir nedenle gelemediğinde randevulu hastalar ya diğer hekimlere dağıtılmakta ya da mağdur olabilmektedirler.
Randevu saatlerinde hasta sayısındaki fazlalık -bazen fazladan randevu olayının verilip verilmediği tam bilinmemekte- yüzünden hekimin ayırdığı zaman darlığı ve tanısal belirsizlikler özel tedavilerin de geç kalmasına neden olmaktadır. OECD ve BMJ gibi uluslararası kurumlar ve güvenilir bilimsel kaynaklara göre, Türkiye’de bir hastaya ayrılan muayene süresi çok düşüktür. Örneğin, bilimsel standartlara göre bu süre ortalama 15 dakikadır. Daha kompleks bir hastada ise 20-30 dakika ve en az 7-10 dakikadır. Türkiye’de ise bu süre 5-10 dakikadır (Almanya’da 7-12, İngiltere’de 10-15, ABD’de 15-20 dakikadır). Muayene süreleri kliniklere göre değişse de Türkiye’deki en sık süre 5-10 dakika olup bu süre yalnızca aile hekimliği ve acile gelen stabil hastalar için geçerlidir. Bu süre dahiliye, kardiyoloji ve ortopedi için 10-20 dakika iken psikiyatri, onkoloji ve nöroloji için 20-40 dakika civarında olabileceği bildirilmektedir.
Görüldüğü üzere MHRS bir çözüm değil, bir sorun olarak devam etmektedir.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
1. Sağlık Bakanlığı öncelikle neoliberal ve ticari anlayışa dayalı sağlık hizmetleri anlayışından vazgeçmelidir ve kendi sağlık çalışanlarına maddi manevi (özellikle sağlıkta şiddet) bakımdan sahip çıkmalıdır.
2. Sağlık hizmetleri alışverişinin üç ana bileşeni olarak Sağlık Bakanlığı, sahadaki sağlık çalışanları ve sağlık hizmeti bekleyen bireyler bulundukları pozisyonların gereğince sorumluluklarını yerine getirmelidir.
3. A) Sağlık Bakanlığı bütçesinin çoğunluğunu kamusal hastanelere aktarmalı, özel hastanelerle ancak sağlık hizmetleri işletmecilik denetimleri kapsamında dahil olmalıdır. Ayrıca kamu hastaneleri son yıllarda yitirdiği binalarını tekrar kazanmalı ve deprem güçlendirilmesi yapılarak fiziki poliklinik, laboratuvar, servis ve yoğun bakım ünitelerinin sayıları ile özel tedavi birimlerinin sayıları artırılmalıdır. Aynı zamanda kısa vadede MHRS sisteminde optimal fazla randevu verme planlaması ile yapay zekâ ve bilgi işlem destekli uygulamalar ivedilikle yürürlüğe girmelidir.
B) Sahadaki sağlık çalışanlarının ekonomik durumları düzeltilmelidir. Mevcut durumda MHRS’deki yetersiz hekim (özellikle uzman doktor) açığı için uzmanlık öğrencisi kadroları artırılmalı ve mesai/vardiya dışı hasta muayenelerinin yapılarak bunun maddi karşılığı sağlanmalıdır. MHRS’deki hasta sayısını eritmek amacıyla etkili bir ön eleme ile aile hekimliği sistemi işler hale getirilmelidir.
C) MHRS’den hizmet bekleyen hastalar randevu alıp randevuya gelmeme gibi davranışları asla yapmamalıdırlar. Ayrıca randevu stoklaması ya da çoklu rezervasyon yapmamaları, yapanların tespiti halinde ise gerekli yaptırımların uygulanması gerekmektedir.
Sonuç olarak bireylerin sağlık ve yaşam hakkı için her üç paydaşa düşen görevler vardır. Ama en başta resmi otorite Sağlık Bakanlığı’na görev düşmektedir. Bakanlık hizmet verdiği kitleleri bir meta ve rantiye gibi görmekten çok insana yapılan bir hizmet olarak görmeli ve sağlık hizmetleri verilişinin bir insana yaraşır şekilde yürütülmesine ön ayak olacak tüm önlemleri (etkili bir bilgi işlem ve yapay zekâ desteği) almalıdır.
PROF. DR. BEKİR S. KOCAZEYBEK
KLİNİK MİKROBİYOLOJİ UZMANI