Köşe Yazısı

A+ A-
İran Anlaşması ve Türkiye
Paylaş
25 Kasım 2013 Pazartesi

İran ile BM Güvenlik Konseyi’nin 5 Daimi üyesi (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) ve Almanya’dan oluşan altı ülke arasında Cenevre’de dün varılan ve Tahran yönetiminin nükleer programının kontrol altına alınmasını sağlayacak mutabakatın etkisi sadece doğu komşumuz ile sınırlı kalmayacak. İran ile Batı arasında ilişkilerin süratle normalleşmesi anlamı taşıyan bu anlaşma, bölgede yeni dengeler kurulmasına neden olacağı için Türkiye’ye de kaçınılmaz biçimde etkileri olacaktır.
Bölge artık daha güvenli
Anlaşmanın Türkiye ve bölgemiz açısından olumlu yönlerine bakacak olursak:
1. İran’ın nükleer silah tehdidi ortadan kalkacağı için bölgede güvenlik kaygıları azalacak. Nitekim dün hükümet kanadı adına Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan olumlu açıklamanın ardından ana muhalefet sözcüsü CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu da anlaşmayı “Bölgemizin huzur, güvenlik ve istikrarı bakımından olumlu ve umut verici bir gelişme” olarak değerlendirdi.
2. İran üzerindeki ekonomik yaptırımların hafiflemesi, Türkiye için yeni ticaret ve yatırım olanakları yaratacaktır.
3. Batı ile normalleşme İran’da demokrasi ve hukuk devleti ilkelerini güçlendirecektir.
4. İran’ın nükleer programına ilişkin meselenin büyük devletlerin devreye girmesi sonucu “diplomasi” ile çözülmüş olması, Suriye krizinin de benzer biçimde çözümünü hızlandıracaktır.
İran yükselirken Türkiye yalnızlaşıyor
İran ile Batı arasında ilişkilerin on yıllar sonra yoluna girecek olmasının Türkiye açısından bazı arzu edilmeyen yan etkileri olması da beklenmeli. Şöyle ki:
1. Başta Suriye ve Irak olmak üzere Ortadoğu’daki krizlerin çözümünde İran çok daha kilit bir rol oynayacaktır.
2. İran “yumuşak Şii güç” olarak ön plana çıkarken AKP hükümetinin Suriye ve Mısır’da olduğu gibi “El Kaide ve Müslüman Kardeşler destekçisi” algısı yaratan politikalar izlemesi, bölgede ve dünyada çok daha tepki görecektir. Türkiye bölge denkleminde giderek daha fazla yalnızlaşabilir. Geçmişte Tahran’da büyükelçilik yapan CHP İstanbul Milletvekili Osman Korütürk bu olasılığı şöyle özetledi:
“İran’ın istikrara yöneldiği bir dönemde Ankara’nın dış politikası muhataplarına güvensizlik hissi veriyor. Önce İsrail ile, ardından Mısır ile ipleri kopardık. Ortadoğu’nun iki temel aktörü ile ilişkimiz yok artık. Biz bu algıyı yaratırken, İran kendini düzeltiyor ve dünyaya normalleşme işaretleri veriyor. Böyle giderse Türkiye giderek daha geri plana itilebilir.”
3. Türkiye’nin İran ile ticaret hacminin büyümesinde o ülkeye yönelik ambargoların etkisi vardı. Şimdi bu yaptırımlar kalkınca, başta enerji olmak üzere İran’ın temel altyapı projelerinde aslan payını dünkü anlaşmada imzası olan devletlerin alması çok büyük olasılık.

KAGİDER’DEN LİDERLERE ‘KADIN BAŞKAN’ ÇAĞRISI
Siyasi partiler bugünlerde yerel seçimlerde yarışacak belediye başkan adaylarını belirleme telaşı içinde.
Türkiye Kadın Girişimciler Derneği de (KAGİDER) bunu hesaba katarak geçen günlerde Ankara’ya çıkarma yaptı.
Amaçları, partiler üzerinde “kadın aday” baskısı kurmak. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Üç adaydan biri kadın olacak” sözünü, CHP ve BDP’deki kadın kotalarını umut verici buluyorlar.
Ancak..
Sadece listeye koymuş olmak için kadın aday gösterilmesine de şiddetle karşılar. Başkan Gülden Türktan, “Seçilebilecek noktalardan kadın aday gösterilmesini istiyoruz” dedikten sonra sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de kadın akademisyen oranı yüzde 36. Kadının ekonomiye katılımı yüzde 26, parlamentoda temsili yüzde 14. CEO’ların yüzde 12’si, esnafın yüzde 9’u kadın. Kadın girişimcilerin oranı yüzde 6. Ama kadın belediye başkanı oranımız sadece yüzde 1. Kadınlara fırsat verilse yerel yönetimlerde de bu oranın kısa sürede hızla yükseleceğinden hiç şüphemiz yok. Başta siyasi partiler olmak üzere tüm topluma bu konuda görev düşüyor.”
Liderlerden bu konuda somut bir talepleri var mı?
Başkan Türktan, “En azından Meclis’teki temsil oranına, yani yüzde 14’e ulaşmasını istiyoruz” diye yüksek bir hedef koyuyor.
Yüzde 1’den yüzde 14’e... Mümkün mü?
Neden olmasın?..