Ateş çemberinden başarıyla çıkmanın yolu - Prof. Dr. Ahmet Özer
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ateş çemberinden başarıyla çıkmanın yolu - Prof. Dr. Ahmet Özer

18.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Toplumların ve devletlerin tarihi, yaşamın ve süreçlerin tıkandığı anlarda atılan ya da atılmayan adımlarda saklıdır; tıpkı şimdi bizim karşı karşıya olduğumuz durum gibi. Önümüzde duran fırsatın önemli bir tarihe evrilmesi ya da tam tersi etkileri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söyleyeceği söze ve atacağı adıma bağlı.

Bu minvalde acilen atılması gereken adım, PKK’nin silah bırakmasının hukuki çerçevesini hazırlamak ve bu sürecin temel ilkelerini belirlemek ile demokratikleşme perspektifini yaşama geçirmektir. Bu bağlamda iktidar, komisyon raporunda belirtilen müstakil, kapsayıcı ve bütünleştirici yasayı gecikmeden Meclise getirmeli ve demokratikleşme bölümünde belirtilen adımları behemehal atmalıdır. 

Üstelik bunların birçoğu yasal veya anayasal düzenleme gerektirmeyen hususlardır. Kayyımlara son vermek, AYM ve AİHM kararlarına uygulamak, tutuksuz yargılamayı esas almak, hasta tutuklu ve hükümlüleri serbest bırakmak ve adil yargılamanın önünü açmak gibi konular bunlardan bazılarıdır.

Erdoğan bu yönde bir irade gösterdiğinde hem siyaset normalleşir hem de gündelik yaşamda toplumun sürece olan desteği ve güveni artar ve demokratikleşme alanında yapılacak düzenlemelerle hava yumuşar, toplumsal kabul daha da kolaylaşır.

İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN

Bir tarafta etrafımız ateş çemberi içinde, öbür yanda Türkiye bu gelişmeleri de öngören bir perspektifle bir barış süreci yürütüyor ve bu iki gelişmenin etkisiyle iç cepheyi güçlendirme çağrıları daha da anlam kazanıyor. İç cephenin ne kadar önemli olduğu ABD/İsrail ve İran savaşında ortaya çıktı. En büyük gücün tanktan, toptan evvel halkların kendi aralarında kurduğu birlik ve beraberlik olduğu görüldü ve dışarıya karşı kurulan, kollanan ve sürdürülen toplumsal barışın önemi bir kez daha ortaya çıktı. Bu da Türkiye’nin doğru zamanda barış süreci için doğru bir adım attığını gösteriyor, iç bünyeyi güçlendirme arzusunu haklı kılıyor.

O zaman mesele sadece bunu dile getirmek değil aynı zamanda bu çağrının gereklerini yerine getirmektir. Üstelik bunun için elimizde barış süreci gibi önemli bir argüman var. Barış sürecinin gerekleri yerine getirilirse zaten iç cephe kendiliğinden güçlenecektir. Ne ki bir yılı aşkın bir süredir bu konuda tek bir somut adım atılmadı. Bu tutum hem barışa olan inancı zayıflatıyor hem de iç cepheyi tahkim etme duygusunu olumsuz yönde etkiliyor.

Öte taraftan toplumsal barışı istemeyen içeride ve dışarıda kimi kesimlerin olduğunu biliyoruz, bu nedenle süreç ne kadar uzarsa o kadar enfekte olmaya uygun hale gelir. Bunu herkes kabul ediyor, provokasyonlara fırsat vermeden olabilecek en kısa sürede yapılması gerekenler yapılmalı diyor ama bunu diyenler bile yapılaması gerekenleri yapmıyor. İşte tıkanmanın nirengi noktası burasıdır.

TOPLUM BAZI SOMUT ADIMLAR BEKLİYOR

Örneğin bu kadar seçilmiş belediye başkanının tutuklu yargılanması; hâlâ kayyımlarla ilgili bir adım atılmaması toplumda büyük tepkilere yol açıyor, sandığa olan güveni sarsıyor; güvenini yitiren halk barış sürecine güven duymakta güçlük çekiyor. Aynı şekilde AYM ve AİHM kararlarının uygulanması yurttaşın devlete, hukuka ve sürece olan inancı ve desteğini artıracaktır. Hasta tutuklu ve hükümlülerin bırakılması ise siyasi olmaktan ziyade insani ve vicdani bir durumdur.

Herkes soruyor; bir tarafta barış deyip öte yanda 16 milyonluk bir şehrin belediye başkanını tutuklu yargılayarak, ana muhalefet partisine operasyon üzerine operasyon yapıp toplumun yarısı dışlanarak barışı nasıl sağlayacağız? Bugün yaklaşık 17.5 milyon insanın iradesi hapsedilmiş durumda olması demokrasi açısından büyük bir soruna işaret ediyor.

YARGIYA GÜVEN GİTTİKÇE AZALIYOR

Yargının siyasallaşması ile hukuka duyulan güvenin yüzde 20’lerin altına düşmesi adalet inancını zedeliyor ve hukuk güvenliğini belirsiz hale getiriyor. Bu üzerinde düşünülmesi ve ortadan kalkması için aksiyon alınması gereken önemli bir veridir. O nedenle siyasi değerlendirmelerden arınmış mahkemelerin adil yargılama yapması, yargının tarafsız ve bağımsız olması toplumun büyük çoğunluğunun beklentisidir.

Ayrıca basına da baskı uygulanması, halkın bilgi alma hakkını yerine getiren en önemli faktörün sekteye uğratılmasına yol açıyor. Basın üzerindeki baskılara son verilmesi hukuka olan inancı büyütecek, birliğimizi ve dirliğimizi daha da güçlendirecektir. Türkiye’nin bugün cebelleştiği ekonomik ve demokratik sorunların odağında adalet olduğu unutulmamalı.

ATEŞ ÇEMBERİNDEN ÇIKMAK EN ÖNEMLİ HEDEF OLMALI

Etrafımızdaki ateş çemberi, Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan barış sürecinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Etrafımızdaki ateş çemberiyle bir arada düşünüldüğünde başlatılan bu sürecin ne kadar önemli olduğu görülüyor.

Bir ülkenin ordusu yeterli olmayabilir, ekonomisi krizde olabilir, bunlar üstesinden gelinecek şeylerdir. Ama toplum kendi içinde barışık değilse diğer unsurların hiçbir kıymeti harbiyesi kalmaz. Toplumda birlik beraberlik varsa kimse o toplumu, o ülkeyi yenilgiye uğratamaz. İran’daki gelişmeler bize bunu gösterdi.

Dünyanın en değerli şeyi altın, elmas değil, o an için duyulan ihtiyaçtır. Bizim şimdi en acil gereksinimimiz barıştır, birlik berberliktir ve bunların gereğini zaman yitirmeden yerine getirmektir.

BAHÇELİ’NİN SÖZLERİNİN GEREĞİ YAPILMALI

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin Meclis konuşması (22 Ekim 2024) bir miladı tetikledi; buna Öcalan, örgütüne çağrı ile (27 Şubat 2025) yanıt verdi, örgüt çağrıya uyarak fesih kararı aldı (5 Mayıs 2025). Ardından sembolik silah yakma (11 Temmuz 2025) eylemi gerçekleşti ve örgüt silahlı mücadeleye son verdiğini ilan etti, silahları yakarak hem fiilen hem de zihnen varlığına son verdi.

Örgüt tarafından atılan bu tarihi adımlar barış sürecinin baş tutması adına çok önemli. Baştan itibaren samimi ve kararlı bir biçimde süreci savunan Bahçeli ikinci önemli çağrıyı yaparak “Anadolu’nun huzura ermesi için, Öcalan’ın umuda (örgüte ilişkin bir adım), Ahmet’ler makama (toplumun büyük çoğunluğunun beklentisi olan kayyumlara ilişkin adım) ve Demirtaş yuvaya (tutuklulara ilişkin adım)” söylemi sürecin ilerlemesi için atılması gereken adımları bir cümlede özetledi.

Ne var ki bugüne değin ne Bahçeli’nin sözlerinin gereği yerine getirildi ne de Öcalan’ın örgütüne attırdığı adımlara dair karşılık olacak bir adım atıldı. Sürecin iki önemli aktörünün sözlerinin itibarı zedelenirse bundan süreç zarar görür. Toplum soruyor: Madem bu bir devlet projesi, cumhurbaşkanı ve iktidar da bu süreci destekliyor, o zaman neden bu sözlerin gereği yerine getirilmiyor? Bu sorular işin gidişatını belirleyen, toplumsal desteğin niteliğini, güvene ilişkin söylem ve sorular olarak önümüzde duruyor.

DEVLET GÜVENCESİ ZEDELENMEMELİ

Barış süreci bir devlet projesi ise, başarısı isteniyorsa konjonktüre ve oy hesaplarına göre değerlendirilemez. Sürecin en somut adımı olarak Meclis’te yüksek bir siyasi mutabakatla ortaya konan komisyon raporunun gerekleri bir an evvel yerine getirilmeli. Raporun altıncı bölümünde belirtilen müstakil, kapsayıcı ve bütünleştirici yasanın zaman yitirmeden çıkarılması sürecin nirengi noktasıdır. Aksi ise provokasyona ve enfekteye davetiye çıkaracaktır.

Bu noktada iktidarın teyit ve tespit diye ortaya attığı kavramları sürece katkıdan ziyade tıkanmaya yol açıyor. Silah bırakanlar hangi yasal çerçeve gereğince silah bırakacak, bir yasa olmadan bunu beklemek bilerek ya da bilmeyerek silahı bırakmayı değil bırakmamayı teşvik etmez mi?

O halde “özel yasa” olarak zikredilen yasa behemehal çıkmalı, silahlar behemehal bırakılmalı ve raporun yedinci maddesinde vazedilen kimi yasal değişiklik bile gerektirmeyen demokratikleşmeye ilişkin adımlar zaman yitirmeden atılmalıdır. Unutulmamalı ki silahlar bugüne değin siyasette otoriterleşmenin, ekonomide eşitsiz gelişmenin gerekçesi yapıldı hep. Artık silahlar ortadan kalktığına göre bu iki konuda da gerekli adımlar atılmalıdır.

BARIŞIN DİREĞİ GÜVENDİR

Birçok alanda olduğu gibi barış sürecinin temel direği güvendir. Bu güveni topluma vermek gerekir. Toplum güvenirse inanır, inanırsa destek verir. Bugüne kadar barış süreçlerinin başarılı olamamasının en önemli nedenlerinden biri toplumsal desteğin gereği gibi sağlanamamasıdır. Bugünkü sürecin başarısı sürecin toplumsallaşmasına bağlıdır. Bunun için Meclis çatısı altında sağlanan siyasal mutabakatın toplumsal mutabakata dönüştürülmesi esastır, şarttır.

Bu noktada partilerin süreci kendi tabanlarına anlatmaları en öncelikli görev olmalı. Ayrıca medya sürece sahip çıkmalı ve toplumu bu konuda doğru ve pozitif bir bakışla aydınlatmalıdır. Sivil toplum örgütleri sürece ortak edilmeli; akademi, sendikalar, odalar ve birlikler bu işin dışında bırakılmamalıdır.

‘İKTİDARA ÇAĞRI’

Bazı meseleler var ki ulusal nitelik taşırlar, yürütülen süreç de bunlardan biridir. Bu yüzden barış sürecine zarar veren siyasi operasyonlara dair Cumhur İttifakı ile muhalefetin bir masa kurup diyalog içinde olmaları faydalı olacaktır.

Özellikle ana muhalefete yapılan kuşatmanın son bulması barış için önemli. Kutuplaşmaya ve gerginliğe son verilmelidir. Siyasi partiler birbirinin düşmanı değil rakibidir, rekabet de nezaketle yapılmalıdır.

Bütün bunlar toplumda sürece ilişkin güveni artıracak, bu güven de demokratikleşmeyi hızlandıracak, oluşacak bu zeminde yasal ve anayasal adımlar daha kolay atılabilecek ve ülkemiz bu ateş çemberini aşarak 5-10 yıl içinde bölgenin en saygın ve en güçlü demokrasisi olabilecektir.

PROF. DR. AHMET ÖZER

SEÇİLMİŞ ESENYURT BELEDİYE BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti mi? - Erol Türk

Devlet, faaliyetlerini yürütmek için birtakım araçlara muhtaçtır.

Devamını Oku
10.10.2026
Mücadeleyi büyütebilmek… - Hüseyin Özkahraman

İstemeye istemeye de olsa Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nde derin bir siyasi ayrışma ve ayrılıklar yaşandı.

Devamını Oku
10.10.2026
Çürümeye alışmak - Mehmet Utku Şentürk

Şükrü Erbaş birkaç dizeyle bazen sayfalar dolusu sosyoloji metninin anlatamadığını anlatıyor.

Devamını Oku
09.10.2026
Nispi temsil ve geri çağırma hakkı - Yüksel Işık

İlk değildi Cemil Tugay, belki son da olmayacak.

Devamını Oku
09.10.2026
Türkiye, ABD ve ‘stratejik ortaklık’ - Doğu Silahçıoğlu

Türk-ABD ilişkilerinde politik altyapı oluşturmak ve kamuoyu desteği sağlamak amacıyla siyasi çevrelerce sıklıkla “stratejik ortak” tanımı kullanılmaktadır.

Devamını Oku
08.10.2026
Endüstriyel demokrasi - Engin Ünsal

Yurttaşların seçmen olarak ülkenin yönetimine katılmasına siyasal demokrasi, işçilerin sendikaları aracılığı ile işyerlerinde ve ülke çapında ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesine katılmalarına endüstriyel demokrasi diyoruz.

Devamını Oku
08.10.2026
Birlikte yaşamın hukukunu kurmak - Cem Alptekin

Toplumsal yaşamda düşünce, inanç ve dünya görüşü farklılıklarının bulunması yaşamın doğal bir sonucudur.

Devamını Oku
07.10.2026
Bir devrin inceliği: Göksel Arsoy - Aybars Kuday

Bazı sanatçılar, oynadıkları rollerin ötesinde bir dönemin belleğinde yer edinir.

Devamını Oku
07.10.2026
Türkiye’nin Ezopları - Ülkü Sarıtaş

“Türkiye’nin Ezopları”nın sonuncusu İoanna Kuçuradi’ydi.

Devamını Oku
07.10.2026
'İyi ana' İoanna Kuçuradi - Mucize Özünal

İoanna Kuçuradi’nin adını anarken insan olmanın onuru ve sorumluluğunun bilgisiyle insanı insan etmeye adanmış bir ömürden söz etmeliyiz.

Devamını Oku
06.10.2026
İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu - Atilla Can Akarcalı

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrası yurdumuz işgal edilmiş, işgallere karşılık çok geçmeden bölgesel direniş örgütleri kurulmuştu.

Devamını Oku
06.10.2026
Planlı ekonomiden ‘nas ekonomisi’ne - Mehmet Tomanbay

Cumhuriyetle şekillenen ekonomi yönetimi anlayışı; bilimin ve aklın yol göstericiliğinde, kamunun rolünü ve planlamayı önemseyen, güçlü kurumlara ve hukuka dayanan, yaratılan refahın toplum kesimleri arasında adil paylaşılmasını amaçlayan kurumsal bir yapıya dayanıyordu

Devamını Oku
05.10.2026
Londra yeniden Avrupa’ya mı dönüyor? - Göktürk Tüysüzoğlu

İngiltere Başbakanı Andy Burnham geçen temmuz ayında Keir Starmer’ın yerine geçtiğinde Brexit tartışmasının yeniden alevleneceği öngörülebiliyordu.

Devamını Oku
05.10.2026
Kimi koruyor, kimi yok ediyoruz? - Gülay Ertürk

Yarın 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü.

Devamını Oku
03.10.2026
Bir zihniyetin iflası - Ayşe Atalay

Günlerdir tüm Türkiye’yi derinden sarsan fon krizi aslında bir zihniyetin, bir dünya görüşünün iflasıdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Mekke Anlaşması - Cihangir Dumanlı

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta Riyad’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması basında ve kamuoyunda gereken ilgiyi görmemiş, yeteri kadar tartışılmamıştır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çocuklar iş cinayetlerinde neden ölüyor? - Özgür Hüseyin Akış

Aslında başlıktaki sorunun kendisi bile başlı başına bir toplumsal itirazdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çin’in silahı: Zaman - Nejat Eslen

Çin’in siyasetini uzun vadeli, küresel jeopolitik vizyonu yönlendirir.

Devamını Oku
01.10.2026
İş kazasının görünmeyen ortakları - Mehmet Altınkaynak

Bir iş kazası olduğunda ilk yaptığımız şey genellikle bir neden aramak oluyor.

Devamını Oku
01.10.2026
Eriyen bütçenin faturası vatandaşa... - Mehmet Özdağ

Bütçe açığının asıl kaynağı halka verilen enerji desteği değil faiz ödemeleridir; çözüm faturaya yeni zam yapmakta değil, enerji verimliliğinde aranmalıdır.

Devamını Oku
30.09.2026
Siyasetin sonu mu? - Utku Yapıcı

Siyasetin sonunun geldiği iddiası, ilk duyduğunuzda kulağa gerçeklikle açıkça çelişen bir iddia olarak gelebilir.

Devamını Oku
30.09.2026
Bilgiyi koruyan kim? - Ömür Tanyel

2001’de ortaya çıkan Vikipedi’nin fikri cesurdu...

Devamını Oku
30.09.2026
Sosyal devlet olmayınca... - Şafak Yüca

Sabah 6’da çıkıyorlar yola.

Devamını Oku
29.09.2026
Dünya Kuduz Günü - Gülay Ertürk

Kuduzdan insan ölümü kader değildir.

Devamını Oku
28.09.2026
Kavganın da hukuku var - Abdullah Dörtlemez

İnsanların aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi, aynı yerden bakması beklenebilir mi?

Devamını Oku
28.09.2026
Yapay zekâ eylem planı ne söylüyor? - Tayfun İşbilen

18 Ağustos 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanan bir genelgeyle Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026- 2030) yürürlüğe girdi

Devamını Oku
26.09.2026
Kapitalizmin sonsuz sonu- Kaan Eroğuz

İngiltere’de tarımsal üretim ilişkilerinin dönüşmesi ve kırsal alandaki nüfusun geçimini sağlamak için pazara bağımlı (market dependence) duruma gelmesiyle ortaya çıkan kapitalizm, genel itibarıyla 16. yüzyıldan bu yana ekonomik, siyasal ve sosyal yaşantımızı şekillendirmektedir.

Devamını Oku
25.09.2026
Siyaset sahnesi ve Özgür Özel - Gani Aşık

Özgür Özel’in parti genel başkanı olarak siyaset sahnesine çıktığı dönem, siyasal İslamcı iktidarın 24 yıldan bu yana Atatürk Cumhuriyeti’nin burçlarına ortaçağ topları ile saldırdığı, temellerini Vahdettin salvoları ile sarstığı bir devreye denk geldi.

Devamını Oku
25.09.2026
Okulda şiddet tırmanıyor - İsmail Doğan

Son yıllarda toplum olarak içimizi yakan olaylara tanıklık ediyoruz.

Devamını Oku
24.09.2026
Sanatın metalaşması - Hüseyin Yıldırım

İş dünyası veya yerel yönetimlerin “konaklama ve ağırlama” karşılığında eser toplama modeli giderek yaygınlaşıyor.

Devamını Oku
24.09.2026
Dil, tarih, eğitim ve ‘Kürtçe’ - Ahmet Küçükşahin

Kürtlerin dili “Kürtçe” midir?

Devamını Oku
23.09.2026
Türkiye’de sosyal politikaların aşınması - Halit Payza

Sosyal devlet kavramı, yurttaşlarına asgari bir yaşam standardı sağlamayı, gelir eşitsizliklerini azaltmayı ve eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere herkesin ulaşabilmesini amaçlayan bir anlayışı ifade eder.

Devamını Oku
23.09.2026
Siyasal projeler ve Aleviler - Mahmut Aslan

Türkiye, 40 yıla yayılan Kürt meselesini çözme olanağını arıyor.

Devamını Oku
22.09.2026
İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 19 Mart 2025’ten bu yana kanıtlanmamış birtakım suçlamalarla tutuklu olan, o nedenle İçişleri Bakanlığı’nca anayasanın 127., Belediye Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca “geçici bir tedbir olarak” görevinden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu, 25 Ekim 2022 günü Tuzla İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 3. Kademesi’nin açılışında Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın yaptığı konuşma üzerine kendi konuşmasında “kamu görevlisine hakaret” ettiği iddiasıyla yargılandığı İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde iki kez beraat ettikten sonra istinaf yoluyla başvurulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, bozma kararıyla dosyayı yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderdi.

Devamını Oku
21.09.2026
‘Sanayinin musikisi’ susarken... - İbrahim Berksoy

Cumhuriyetin iktisadi kalkınmaya dayalı “atılım dönemi”nin ilk yıllarından beri ülkemizde dokuma sanayisi öncelikli sektörlerin başında gelmiştir.

Devamını Oku
19.09.2026
Birleşik Krallık’ta ayrılık sınavı - Göktürk Tüysüzoğlu

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki bağımsızlık yanlısı siyasi liderlerin Cardiff’te imzaladığı mutabakat zaptı, Birleşik Krallık’ın anayasal mimarisini yeniden tartışmaya açtı.

Devamını Oku
19.09.2026
Kıbrıs’ta değişmeyen denklem - Ahmet Göksan

Kıbrıs adasının uluslararası gündemden hiç düşmemesinin temelinde, adanın iki halkı arasındaki siyasi anlaşmazlığın yanı sıra, 1960’ta kurulan ortaklık düzeninin kısa sürede bozulması ve bugün de devam eden statü tartışması bulunuyor.

Devamını Oku
18.09.2026
Emeklinin örgütlenme hakkı ve sendika - Musa Kocaman

Emekli olmak, toplumdan emekli olmak değildir.

Devamını Oku
18.09.2026
Yargı kurumlarının anayasayı ihlali - Doğan Soyaslan

Anayasaların temel amaçlarından bir kişinin hak ve özgürlüklerini devlet iktidarı karşısında korumaktır.

Devamını Oku
17.09.2026
Cam tavanları kırmak - Suna Türkoğlu

A Milli Kadın Voleybol Takımı bir kez daha başardı ve 2023’ten sonra 6 Eylül’de tarihinde üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olarak hepimize çok büyük bir gurur ve mutluluk yaşattı.

Devamını Oku
17.09.2026