Eşyanın doğasına uygun bir politika izliyor Çin. Hedeflerine ulaşmak için acelesi yok, büyük bir sabırla örüyor, hedefin olgunlaşmasını bekliyor ve gerekli koşulları sağlıyor. Ama hedefinden hiç şaşmıyor.
Bu yeni değil, uzun süredir...
Mesela Tayvan: Çin Mao Zedong önderliğinde 1949’da nihai zaferi kazandı, Komintang Partisi lideri Çan Kay Şek anakaradan sürülünce 58 mil, 80 km uzaklıktaki, Çin topraklarının bir parçası olan Tayvan adasına sığındı, Çin Cumhuriyeti’ni kurdu. 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu ilan edildi.
Ama Tayvan anavatanın bir parçasıydı. Yarım kalmış bir kurtuluş savaşı olarak kabul ediyor Çin; dünyaya “Ya ben ya Tayvan” diyor (Tek Çin politikası). Uluslararası ilişkilerini bu koşul üzerinde kurdu. Zaman içinde Tayvan’ı devlet olarak tanıyan ülke sayısı bugün 12’ye indi. (Vatikan, Belize, Guatemala, Haiti, Paraguay, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia vb.)
ABD, Türkiye ve Avrupa Birliği ülkeleri dahil olmak üzere dünyadaki devletlerin büyük çoğunluğu, Çin Halk Cumhuriyeti’ni Çin’in tek meşru temsilcisi olarak gören “Tek Çin” politikasını kabul etti. Ama bu ülkeler Tayvan’la gayri resmi düzeyde ticari, kültürel ve askeri ilişkiler yürütüyor.
Tabii Batı ülkeleri Tayvan’ı koruyor kolluyor; arkasında duruyor ve büyük çoğunluğu Çin’le diplomatik ilişkiler kurdu ve Tayvan hep özel statüde bir ada olarak kaldı dünyada.
Ama ABD, Avrupa, Japonya, Avustralya vb. Tayvan’la askeri ittifak halinde, fiiliyatta “devlet” olarak tanıyor ve ABD, Tayvan’a müdahaleyi bir savaş ilanı kabul ediyor.
Belki de artık “ediyordu” demek noktasına doğru bir gelişme içindeyiz.
Çin ise Tayvan konusunda hiç taviz vermedi. Tayvan’ı “kurtarmak” için askeri çalışmalarını da sürdürdü hep. Dünya “Tek Çin”i tanıdığına göre, zımni olarak Tayvan’ı Çin’in bir parçası olarak kabul ediyor demektir, diplomatik ve siyasi olarak.
Ama Tayvan’ı ilhak için zorlu bir askeri harekata kalkışmadı Pekin.
Koşulların olgunlaşmasını bekledi. Peki o zaman şimdi geldi mi?
TAYVAN SAVAŞ KONUSU OLABİLİR
Pekin’deki kabul töreninde Şi Cinping, Trump’a en önemli konu olarak “ABD’nin Tayvan’ın yanında çok fazla yer alması Pekin ve Washington’ı çatışmaya sürükleyebilir. İyi yönetilirse iki ülke istikrarı koruyabilir. Kötü yönetilirse iki ülke çatışabilir, hatta savaşabilir ve bu da tüm ABD-Çin ilişkisini son derece tehlikeli bir duruma sokabilir” dedi.
Sanırım Çin ilk kez ABD’ye Tayvan ile ilgili bu kadar açık ve net Tayvan’ın aralarında savaş tehlikesi barındırdığını yüz yüze dile getiriyor.
Bunu ne zaman söylüyor? Çin artık ekonomik, bilim-teknolojik ve askeri olarak kendine son derece güvendiği zamanda söylüyor ve “Gerekirse çatışırız” diyor.
TRUMP: 9 BİN 500 MİL UZAK
Trump, Çin gezisinden önce Tayvan’a söz verdiği 13 milyar dolarlık silah satışını onaylamamıştı.
Bunu onaylar mı bilmiyoruz ama ABD’ye dönüşte kendine yakın FoxTV’ye verdiği demeçte şunları dediğini görüyoruz:
“Çin çok büyük, çok güçlü. Tayvan ise çok küçük bir ada. Düşünün; orası Çin’e sadece 59 mil uzaklıkta. Biz ise 9 bin 500 mil uzaktayız. Zor bir problemle karşı karşıyayız. Çinliler bu yerin bağımsız olmasını istemiyor. Artık Tayvan’ı, burayı ‘yer’ diye tanımlayalım. Tayvan bizim çip endüstrimizi çaldı. Çünkü geçmişte ne yaptığını bilmeyen başkanlarımız vardı. 9 bin 500 mil ötede savaşa katılmak istemiyoruz.”
GERÇEKLERLE YÜZLEŞME
Şi Cinping, Trump’ı Tayvan gerçeğiyle yüzleştirdi: Gerekirse savaşırız!
9 bin 500 mil uzaklıktaki Çin’in burnunun dibindeki Tayvan adasını savaş konusu kabul etmesi, Tayvan’ı savunması olanak dışı gözüküyor. Nükleer silah mı kullanacak! Ve kendi ülkesini de tehlikeye atacak. Tayvan’dan bir “dünya savaşı” çıkmaz. Trump hesap kitap, para pul hesabını iyi bilir, bu gerçekle de yüzleşti.
“Tayvan diye bir yer için savaşamayız!”
Bu yeni gerçekliktir ve Çin’e karşı Tayvan için tavır alan Japonya, Avustralya gibi ülkelerin politikalarına veya başkentlerine düşen bir bomba ile karşı karşıyayız.
Şi Cinping’in bugünkü durumu “yüzyılda görülmemiş büyük değişimler” olarak nitelendirmesi boş değildir. (Yarın devam: Barışçı el değiştirme...)