ABD ve Çin
Örsan K. Öymen
Son Köşe Yazıları

ABD ve Çin

18.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

ABD yönetimlerinin sergilediği emperyalizme karşı mücadele, Türkiye’deki bazı çevrelerde, bir antiemperyalizm mücadelesi olmaktan çıkıp, ABD karşıtlığına, anti Amerikancılığa, ABD’ye ait olan her şeye toptan karşı çıkmaya evrilmiş durumdadır.

Bir ülkenin yönetimi ile halkını ayırmaktan aciz bu fanatik ve dogmatik yaklaşım, dünyaya insanlık açısından bakılmasını ve dünyadaki tüm insanlar için bir hak mücadelesi verilmesini engellediği gibi, antiemperyalizmin ideolojik temellere değil, ilkel ve basit bir şovenizme, ırkçılığa, ayrımcılığa ve nefret söylemine dayanmasına yol açmaktadır.

Bu hastalıklı yaklaşım aynı zamanda, uluslararası ilişkilerin de gerçeklere uygun bir biçimde kavranmasını olanaksız kılmaktadır. Bu çerçevede birçok kişi, zihinsel kurguların bir sonucu olarak, ABD’yi Çin ve Rusya ile bir karşıtlık ve düşmanlık çerçevesine oturtmaya ve umutlarını Rusya’ya ve Çin’e bağlamaya çalışmaktadır.

Oysa bu ülkelerin arasındaki ilişkiler, özellikle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin ve “Varşova Paktı”nın yıkılmasından sonra, bir karşıtlık ve düşmanlık ilişkisinden çok, bir rekabet ilişkisine dönüşmüştür.

ABD, Rusya ve Çin arasındaki ideolojik ayrılıklar azaldığı ve Rusya ile Çin de küresel kapitalist düzenin birer unsuruna dönüştükleri için, ABD’nin Rusya ve Çin ile mutlak bir karşıtlık ilişkisi içinde oldukları söylenemez.

Böyle bir karşıtlık ilişkisi olsaydı, ABD yönetimlerinin uyguladığı emperyalizm, ideolojik temeller üzerinden dengelenebilirdi, belli bir ölçüde frenlenebilirdi veya ortadan kaldırılabilirdi. Ne yazık ki gerçekler bu yönde değildir.

***

Üstelik ABD ile Çin arasındaki ilişkiler, ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerden daha da önce gelişmeye başlamıştır. ABD ve Çin arasındaki ilk yakınlaşma, ABD Devlet Başkanı Richard Nixon’un 1972 yılındaki Çin ziyaretiyle başladı. Nixon’ın Çin’in kurucu Devlet Başkanı Mao Zedong ile gerçekleştirdiği görüşmeyle birlikte, ABD ile Çin arasında 1949 yılından beri var olan buzlar kırıldı.

1972’den itibaren günümüze kadar, ABD ve Çin devlet başkanları ve yöneticileri arasında düzenli görüşmeler gerçekleşti ve bazı iniş çıkışlara rağmen, ABD ve Çin arasındaki ticari, siyasi ve kültürel ilişkiler sürekli bir gelişme çizgisi içerisinde oldu.

Günümüzde, Çin ABD’nin en büyük üç ticaret ortağından birisidir; Çin’in de en büyük ticaret ortağı ABD’dir. Çin, bazılarının sandığı gibi Avrasyacı değildir, aksine, ABD ile ilişkilerini geliştirmek için onlarca yıldır çaba sarf eden bir ülkedir.

Çin ile ABD arasında yakın tarihte hiçbir savaş da yaşanmamıştır. İki ülke, Kore ve Vietnam savaşlarında olduğu gibi farklı tarafları desteklemişlerdir, ancak ABD’nin Vietnam’dan çekilmesinden sonra bu alandaki gerginlikler de sona ermiştir. İki ülke arasında hâlâ Tayvan’ın statüsü konusunda görüş ayrılıkları olsa da, ABD Tayvan için Çin ile ilişkilerini gözden çıkartmak noktasına gelmemiştir.

***

ABD Devlet Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz hafta Çin’e gerçekleştirdiği ziyaret ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi de farklı bir durumu ortaya koymamıştır.

Trump Pekin havalimanında, Çinli öğrencilerin ABD ve Çin bayraklarını birlikte salladıkları törenle karşılandı; iki ülke arasındaki ticari ve siyasi ilişkilerin dengeli bir biçimde geliştirilmesi konusunda görüş birliği sağlandı; Trump, İran’ın nükleer silahlara sahip olmaması, Hürmüz boğazının açılması ve Çin’in İran’a silah yardımı yapmaması konusunda görüş birliği içinde olduklarını açıkladı; Trump ayrıca, Taiwan konusunda Çin’in önerilerini dikkate alarak, Çin’in tepkisine yol açacak açıklamalar yapmaktan özellikle kaçındı.

Kraldan çok kralcı olan Avrasyacılar kurgularla tatmin olurken dünyanın iki süper gücü tatlı bir rekabet duygusu içinde gayet iyi anlaşıyorlar.