Çok eskiden, kimi Ortadoğu ülkelerinde; yabancı hanedan üyelerinin, devlet büyüklüklerin, yazar ve bilim adamlarının “gizli Müslüman” olduğu söylentileri kulaktan kulağa fısıldanır, sonunda tarihi bir gerçekmiş gibi benimsenirdi. Bu hanedanların başında İngiliz ve Alman hanedanları gelirdi. Bazı kaynaklar bu yaklaşımın 20 Mayıs 1919 tarihinde kurulan İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne kadar uzandığı kanısındadır. Osmanlı Devleti için İngiliz mandası isteyen bu cemiyetin üyeleri arasında, Tanrı taksiratlarını affetsin Osmanlı Padişahı ve Halîfe-i Rûy-i Zemîn (Yeryüzünün halifesi) unvanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nâzırı olan Ali Kemal ile Sait Molla bulunuyordu. Başkanı Rahip Frew idi.
Gizli Müslümanlık olayı bazı ülkelerde kimi laiklerin konuyu istismar etmesine uygun bir zemin oluşturdu ve “gizli laikliğe” kaymaya başladılar. Bunların bazıları laiklikle bağdaşmayan işler yapmakla “maruf” üst düzey yöneticilik kadrolarına atandıklarında, muhterem sanal ve sanal olmayan medya organları satır altlarında “durumun kontrol altında olduğunu, bu kişilerin aslında gizli laik olduklarını” ima eden ifadeler kullandılar. Laik olarak tanımlanan kesimler, artık laiklikle bağdaşmayan uygulamaların durdurulacağı umuduna kapılarak daha büyük bir hevesle birbirlerini karalama işine döndüler. Gizli laikler atandıkları makamda eskiden ne yapılıyorsa on katını yapmalarına rağmen büyük bir anlayışla karşılandılar. Yaptıklarına tepki gösterenler ise “Ne yapsınlar yani, aslında laik olduklarını açık mı etsinler?” diye susturulmaktadır. “Söz geçiremiyorsa istifa etsin” diyenlere ise “O istifa etsin de göreve laik olmayan biri mi gelsin” biçiminde tepki gösterilmektedir.
Onları bu görevlere atayanlar ise, emredilenleri sessiz sedasız, herhangi bir tepki yaratmadan, tereyağından kıl çeker gibi yerine getiren gizli laiklerden çok hoşlandıklarından sırtlarını sıvazlamaktan geri durmadılar. Ben haber kaynaklarımın yalancısıyım, kendi aralarında “bu adam sayesinde yakında kızlarla oğlanların aynı kaldırımda yürümelerini hatta aynı havayı soluyabilmelerini bile yasaklayabileceğiz” diyorlarmış.
Gizli laiklerin sağladıkları avantajlara gıpta eden diğer bazı laiklerin peyderpey gizli laikliğe kaymaya başladıkları “değerlendirilmekte”. Bu gidişle laikliğe zarar verilmesini önlemek isteyen ülkelerin “gizli dinci” yetiştirmekten başka çareleri kalmayacaktır.
Çağatay Güler
Gizli laiklik!
Yazarın Son Yazıları
2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.
Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.
Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.
Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.
Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.
Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.
Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.
Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.
3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.
Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.
Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.
Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.
Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.
Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...
Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı
Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.
Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.
3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.
“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.
Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.
Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.
Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.
Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.
İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.
Filmi geri saralım.
Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.
Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.
Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.
Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.
2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.
Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.
Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.
Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.
23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.
Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.
Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.
Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..
Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.