Devrim sayesinde elde edilen ilerici kazanımları topyekûn bir şekilde geri çevirme projesi olan karşıdevrim, “eski insan”ını geri getirmek için uğraşırken kimin kim olduğuna yönelik müthiş bir toplum röntgeni de çekiyor. Ve bu röntgen filmleri, yalnızca karşıdevrimciler için değil devrimciler için de oldukça önemli bilgiler içeriyor.
Bu filmlere titizlikle baktığımızda bir yurttaşın karşıdevrim karşısındaki konumunun; eyleminin niteliği (aktif veya pasif olma) ile rejime yönelik tutumu (destek verme, tarafsız kalma ya da direnme) eksenlerinde şekillendiğini açıkça görüyoruz. İşte bu eksenler üzerinden kimin kim olduğuna yönelik karşımıza beş ana kategori ve bazı alt kategoriler çıkıyor. Bakalım:
1) KARŞIDEVRİM MİLİTANLARI: AKTİF DESTEKÇİLER
Karşıdevrimin varlığını ve işleyişini bilinçli eylemlerle mümkün kılan, sürdüren ve yayan kimseler. Sayıca en az fakat etkinlik ve enerji bakımından en yüksek kesim. Kendi içlerinde üçe ayrılırlar:
a) İdeolojik Militanlar: Karşıdevrimi içselleştirmiş, lideri ve doktrini sorgusuz sualsiz benimsemiş kimselerdir. Bu kimseler; her fırsatta partinin bayrağını balkonuna asar, sosyal medyada sık sık ihbar çağrıları yapıp lidere bol bol teşekkür sunarlar. Karşıdevrimin enerji kaynağıdırlar; parti toplantılarında, propaganda faaliyetlerinde ve ihbar ağlarında gönüllü olarak bulunurlar. Eylemleri maddi bir çıkar beklentisinden ziyade, ideolojik bağlılıktandır. Aktif destekçilerin içindeki sayıları en az olan kesimdir.
b) Fırsatçı Kariyeristler: İdeolojiden ziyade çıkar üzerinden hareket eden, karşıdevrimin tasfiyeleri nedeniyle boşalan makamları elde etmek veya mesleklerinde hızlı bir şekilde yükselmek ya da yağmalanan ekonomik kaynaklardan pay almak için karşıdevrime eklemlenen kimselerdir. Sözgelimi altı ay önce devrimci sendikada sekreterken karşıdevrim iktidara gelir gelmez “Uzun zamandır bu değişimi bekliyorduk” diyerek yeni atanan bakanın danışmanlığına soyunan, koltuğu tehdit edildiğinde ya da işler ters gittiğinde ise hemen “Ben sadece teknik destek verdim, böyle olduklarını bilmiyordum” gibi bir şeyler geveleyen iş insanlarının büyük çoğunluğu bu kesimdendir. Karşıdevrime sadakatleri kırılgandır; ancak karşıdevrimciler güç kaybetmediği sürece bu sadakat kalıcı görünür. Yine de karşıdevrimin en güvenilmez unsurlarıdırlar. Bu yüzden ideolojik militanlar tarafından sürekli bir tehdit mekanizmasının içinde kontrol edilmeye çalışılırlar. Bu şekilde çoğu, kullanışlı birer aparat olarak süreç içinde tasfiye edilir ya da bazıları “doğru zamanda” ülkeden kaçabilir. Sayıları ideolojik militanlara göre biraz daha fazla olsa da yine de oldukça azdırlar.
c) Teknokratik Uygulayıcılar: Aktif destekçilerin içindeki en zayıf ancak sayısal olarak en kalabalık kesimdir. Büyük çoğunluğu kendilerinin ve yakınlarının zarar görmemesi motivasyonuyla karşıdevrime eşlik eden devlet çalışanlarından oluşur. Genelde ideolojik bağlılıkları olmasa da bu motivasyon yüzünden karşıdevrime mutlak bir itaatle eşlik ederler. Fakat aynı zamanda karşıdevrimin kaybetmesi olasılığını da hesaba katarak kendilerini daima “sadece işlerini yapan” kişiler olarak konumlamayı unutmazlar. Karşıdevrim devrildiğinde “Ben sadece bana verilen görevleri yaptım” diyecek olan kimselerdir.
2) RIZA GÖSTEREN SESSİZ ÇOĞUNLUK: PASİF DESTEKÇİLER
Karşıdevrimin içindeki sayısal olarak en büyük kesimdir. Aktif bir destekleri olmamasına rağmen direnişi güçlendirmek yerine karşıdevrime örtülü bir onay vererek onun ayakta kalmasını sağlayan kimselerdir.
a) En Baştan Destek Verenler: Daha önceki başarısız politik yönetimlerden yorgun düştükleri için karşıdevrimcilerin inşa edeceği otoriter ve monolitik yapıyı bir düzen olarak görüp karşıdevrimi henüz yönetimi ele geçirmeden desteklemeye başlayan kimselerdir. Bu şekilde karşıdevrimcileri en baştan meşrulaştırma hatasına düşmüşlerdir. Nihayetinde karşıdevrim yönetimi ele geçirdiğinde, ilk başlarda bir takım ekonomik ve sosyal kazanımlar elde etmişler ancak bir süre sonra bu kazanımlarının yanı sıra en baştaki olanaklarından bile geriye düştüklerini görmüşlerdir. Tam bu noktada ya bir suçluluk duygusuna kapılırlar ya da kendi elleriyle güçlendirdikleri karşıdevrimcilere karşı çıkma cesaretini gösteremeyip pasif desteklerini sürdürürler. Yine de bazıları zamanla direnişçilere katılma eğilimi gösterebilir. Ancak büyük çoğunluğu “Ama en azından ilk başta iyilerdi” demeyi sürdürür.
b) Endoktrine Edilmiş Kitleler: Karşıdevrimin eğitim sistemi, medyası veya kitlesel gösterileri yoluyla biçimlendirilen kimselerdir. Çoklukla her akşam “vatan hainleri” dizileri izleyip yakın çevresindeki direnişçileri “casus” diye ihbar eden, gerçekliği tümüyle karşıdevrimin çerçevelediği şekliyle algılayan ve kendilerinden olmayanları tehlikeli olarak gören bu kimselerin rızaları esas olarak bilinçli değildir ancak zaman içinde karşıdevrimin ideolojik militanlarına dönüşecek kadar “bilinçlenebilirler”.
c) “Zorunlu” Takiyeciler: Karşıdevrimin baskı ve şiddet mekanizmalarının farkında olarak hayatta kalma refleksiyle dışa dönük bir uyum sergileyen kimselerdir. İç dünyalarında rejimi reddetseler de kamusal alandaki ritüellere eksiksiz olarak katılırlar. Sözgelimi karşıdevrim şarkılarını hep en yüksek sesle söyleyen, toplantı ve kutlamalara coşkuyla eşlik eden ancak akşam evine çekildiğinde eşine ve çocuklarına “Bunların hepsinden uzak durun!” diye öğütler veren bu kimseler, pasif desteğin en geçirgen sınırında yer alırlar.
3) TARAFSIZLAR ya da DOLAYLI DESTEKÇİLER
Görünüşte kamusal alandan tamamen çekilerek atomize bir şekilde hayatta kalmaya odaklanan kimselerdir. Ne karşıdevrim ne de direniş saflarında bulunurlar. Ancak tam da bu “tarafsızlıklarından” dolayı karşıdevrimin meşrulaşmasına ve normalleşmesine büyük destek vermiş olurlar. Onları iki farklı halde görebiliriz:
a) Özel Hayat Sığınmacıları: Yurttaşlık sorumluluklarını tamamen askıya alıp mikro çevresindeki insanlara, sanata, felsefeye, spora veya bir hobiye gömülen kimselerdir. Politik olanın dışında da bir toplumsal hayat olduğu argümanıyla yaşarlar. Ve tam da bu saçma argümanlarından dolayı karşıdevrimi steril bir şekilde beslerler. Bu yüzden onlardan birini bir gün karşıdevrim liderinin fotoğraflarını çekerken ya da bir edebiyatçı olarak karşıdevrimcilere övgüler düzerken veya karşıdevrimciler tarafından kendisine takdim edilen bir ödülü alırken kameralara gülücüklerle poz verirken görebilirsiniz.
b) Korku Konformistleri ya da Duyarsızlaşmış Korkaklar: Karşıdevrimin zulmü karşısında korka korka duyarsızlaşmış, nihayetinde bilişsel uyumsuzluğu aşmak için düşünmeyi durdurmuş ve tek yaşama motivasyonu bizzat kendisinin başına bir şey gelmemesini sağlamakla meşgul olan kimseler. Öyle ki en yakınlarının “götürülüşüne” bile tanık olsalar, bu durumu “Olur böyle şeyler” diye geçiştirecek düzeyde duyarsızlaşmışlardır! Sözgelimi, yan dairesindeki bir gencin tuhaf bir suçlamayla götürüldüğünü görürken “Aman bir şey olmaz, döner o!” derken çok sakindirler, hatta bir hafta sonra aynı şekilde kendi çocuğunun götürüldüğünü gördüğünde bile “Ne yapalım kader!” demekten geri kalmazlar.
4) PASİF DİRENİŞÇİLER: GÜNDELİK DİRENİŞİN MİKRO-FİZİĞİ
Karşıdevrimle açıktan mücadele etmek yerine rejimin dişlilerine kum atarak sembolik ve kültürel alanlarda örtülü bir mücadele yürüten kimselerdir. Ancak direnişlerinin pasif kalma süreleri uzadıkça pasif bir destekçiye dönüşme riskleri oldukça yüksektir.
a) Dedikodu Ağlarında Yaşayanlar: Kamusal söylemi benimser gibi yapıp yakın dost çevrelerinde karşıdevrimin lideriyle alay eden, siyasi fıkralar anlatıp eğlenen kimselerdir. Bu kimseler, karşıdevrim anlatısının mutlak bir hakikat olmadığına dair bir karşı-bellek oluşturması bakımından direnişe bir katkı sunabilecekleri gibi aynı şekilde karşıdevrimin sıradan bir politik halmiş gibi kavranmasına da çanak tutabilirler. Nitekim onları seçim günlerinden birinde yaptıkları tüm “eleştirilerine” rağmen birden “Ha o ha da o, ne fark eder? Sanki öbürleri de aynısını yapmayacak mı? Ben kimseye oy falan vermiyorum” derken görebilirsiniz.
b) Kültürel Direnişçiler: Karşıdevrimin dayattığı militarist kültürü ve estetiği reddeden ve büyük çoğunluğu avangart sanatçılardan oluşan kimselerdir. Bu kimseler, varlıklarıyla totaliter “eski insan” projesine ciddi şekilde meydan okurlar. Ancak aktif bir şekilde direnişe destek vermedikleri için zaman içinde özel hayata sığınanlara da dönüşebilirler. Bu yüzden onları hem bir gece yarısında karşıdevrimin “kahramanlık anıtları”nın olduğu meydanda gizlice direnişte ölenler için mum yakarken hem de direnişçilerin yaptığı grev çağrılarına “Sanatımızı politikayla kirletmeyelim” derken bulabilirsiniz.
c) Görünmez Direnişçiler: Karşıdevrimin toplumsal yayılımını durdurmak için kişisel hayatlarında küçük stratejiler üretip karşıdevrimin kendilerinden beslenmesine izin vermeyen, dahası zulüm görenlere gizli gizli yardım eden, yüzü hiçbir mitingde ya da eylemde görülmeyen, ancak örgütsüz bir şekilde direnen kimselerdir. Birçoğu süreç içinde açık direniş mevzilerindeki yerlerini alırlar.
5) AKTİF MUHALİFLER: DİRENİŞÇİLER
Yüksek risk içeren grev, kitlesel eylemler ve bireysel gösteri, yayın ve kamuya açık beyanlarda bulunmak gibi bilinçli ve planlı şekilde hareket ederek karşıdevrimle doğrudan mücadele eden kimselerdir.
a) Politik Direnişçiler: Karşıdevrimle doğrudan mücadele eden, en üst düzey muhaliflerdir. Karşıdevrim mahkemesinde yargılanırken ya da haksız cezalar aldıklarında bile geri adım atmazlar. Şayet tahliye edilirlerse asla “ılımlı” bir kimseye dönüşmeden direniş mücadelesine kaldıkları yerden devam ederler. Örgütlü bir şekilde mitingler düzenleyip eylemler gerçekleştirir ve direnişi anlatan yayınlar yaparlar. Politik direnişçiler, ödeyecekleri bedelleri en baştan göze alan kimselerdir. Açık bir şekilde karşıdevrim söylemlerine karşı çıkıp karşıdevrimcilere karşı politik ve sosyal bir mücadeleye girişirler. Bu kimselerin direndiği her gün, karşıdevrimin sonunu hazırlar.
b) Etik Direnişçiler: Politik bir motivasyondan ziyade temel hak ve özgürlüklere yönelik duyarlılıklarından dolayı karşıdevrimle açık bir şekilde mücadele eden kimselerdir. Etik ve varoluşsal bir sıçramayı temsil ederler. Karşıdevrimcilerin zulmettiği kişi, grup ve canlıları korumak için açık destek vererek hareket ederler. Onların bu tutumu, vicdanın karşıdevrime en somut itirazıdır. Direnişin haklılığı ve meşruluğuna yönelik en büyük katkıyı sunarlar.
GEÇİRGENLİK VE DİNAMİZM
Bu kategoriler elbette mutlak ve donmuş değildir. Karşıdevrim altında bir yurttaş, hayatının farklı evrelerinde bu kategoriler arasında bilinçli geçişler yapabilir ya da birinden diğerine bilinçsizce savrulabilir. Bir korku konformisti, zamanla bir özel hayat sığınmacısına ya da gördüğü bir zulüm karşısında ise etik bir direnişçiye dönüşebilir. Ya da endoktrine edilmiş kitleden biri, tanık olduğu bir adaletsizlik sonrası direniş saflarına geçebilir.
Karşıdevrim, toplumu bu kadar ince granülasyonlarla ayrıştırarak aktif muhalifler dışındaki tüm kategorileri kendisinin bekası için işlevsel kılmayı başardığı sürece ayakta kalır. Bunun aksine ayrışma yerine direniş saflarında yapılacak her tür birleşme (uzlaşma değil) karşıdevrimin güç kaybetmesine yol açar.
***
Fark edildiği üzere bu kategorizasyonda direniş hatlarından karşıdevrim hatlarına geçen hain ya da ihanet edenlere ilişkin bir kategori bulunmuyor. Neden? Bu sorunun çok açık olan yanıtını siz okuyuculara bırakıyorum.