Olaylar Ve Görüşler

M. Kemal uyarmıştı

05 Mayıs 2019 Pazar

Uzunca süredir yurttaşlar olarak farklı bir deneyim yaşıyoruz. Yaşanan deneyimin en önemli çıktısı, ortalama yurttaş olarak tanımladığımız geniş zümrede, -referandum, genel/yerel sürecinde yaşananlarsiyasal İslamcı iktidarın demokrasi anlayışının yarattığı hayal kırıklığıdır. Çünkü siyasal İslamcılar yanlarına kattıkları ‘ikinci cumhuriyetçiler’, ‘neo-liberal aydınlar’, ‘yetmez ama evetçi’ler ile vesayetleri yıkmak; başta inanç özgürlüğü olmak üzere, tüm özgürlüklerin önünü açmak için iktidar olmuşlardı. Bunun böyle olmadığını yandaş aydınlar kısa zamanda gördü. Ortalama yurttaş ise yerel seçimler sonrası yaşadıkları ile tanı koyabildi. Koşulsuz oy verdiği siyasal İslamcı iktidarın, yerel seçim sonrasında demokrasiye inanmadığını tanıklık ederek travma yaşadı. Kaygısı arttı, derin sessizlik içinde gelişmeleri izliyor.

Öfkeleri dinmedi
Siyasal İslamcıların demokrasi, özgürlük, çağdaş yaşam, aydınlanma, insan haklarını öteleyen vb. tutumlarını cumhuriyetin kuruluş sürecinden biliyoruz. Cumhuriyetin kuruluş öyküsü bunlarla yapılan zorlu kavgaları içerir. Yenilgiyi içselleştiremediler. Öfkeleri bir türlü dinmedi. Cumhuriyetin değerleri ile sürekli kavgalı kaldılar. Ortaçağ değerlerinin/yaşam biçiminin bir ulusun yazgısı olmaktan çıkartılması onları korkuttu. Ülkede karşı devrim sürecinin başlamasıyla ‘inlerinden’ çıkıp, cumhuriyetin ‘kalelerine’ girdiler. Cumhuriyeti örselemek için, cumhuriyetin tüm kazanımlarını yok ediyorlar. Yerleştirmeye çalıştıkları ‘tek adam’ yönetim izlencesi ile hukuksuzluk, kayırmacılık, korku, yılgınlık egemen kılınmak isteniyor. Ne kadar yol aldıklarını, cesaretlerini yükselttiklerini yerel seçim sonrası yaşadıklarımızla tanıklık ediyoruz.
Yerel seçim sonrası yaşananlar kavganın yeniden başlayacağını gösteriyor. Daha güçlüler, deneyimliler, usta takiyyeciler, dış destekliler. Artık demokrasi, özgürlükler, yaşam tarzımız, uygarlık arayışımız sinsi saldırı altında. Öngörüsü yüksek Mustafa Kemal 1925 yılında yaptığı bir konuşmada, saldırının nerden geleceğini işaret etti ve yurtseverleri uyardı: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en tehlikeli düşmanı, siyasal düşünceye dönüşen, irtica, yobazlık ve şeriat bağnazlığıdır” diyerek. Uyarı dikkate alınmadı, ötelendi. Karanlık sever oldukları bilinmelerine karşın “ortak değerler” üretme arayışına girildi. Kolaycı/uzlaşıcı yaklaşımla “dincilerin” geriletileceği, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşılacağını sanısına varıldı. Oysa siyasal İslamcılık uzlaşmacı değil, dayatmacı anlayışa sahiptir. Söylemleri tartışılmaz, yaşam örgülerinde akal/bilime yer yoktur. Bu nedenle aydınlanmacıların, siyasal İslamcılarla ortak noktada buluşmaları mümkün değil. Toplu cuma, kandil mesajları atmakla, mevlit okutmalarla uzlaşma aranmamalı. Değişik etkinlikler de –seçimler vb.- siyasal İslamcılarla yan yana durulmamalı. Örtüşen söylemler geliştirilmemelidir. Benzer çabalar dincileri meşrulaştırma, görünür kılmanın dışında katkı sağlamaz. Ülkede ‘dinci’ iklimin oluşmasının önü açılır. Yaşayarak öğrendik ki; uygarlığın savunulması kolay değil. Şeriatçı anlayışın bir ulusun yazgısı olmaktan çıkartılması ataletle olmuyor. Kazanımların etkin korunması/geliştirilmesi de gerekiyor. Bunun için yeterli deneyime/birikime sahibiz. Önümüzde cumhuriyetin kuruluş öyküsü ve Mustafa Kemal’in önderliği var. Yine de işimiz çok kolay değil.

İrfan O. Hatipoğlu
Mustafa Kemal Üniversitesi



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları