
2018 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “24'ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şununla bununla nasıl uğraşılır göreceksiniz” sözleriyle başladı her şey.
Bu sözler, dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın “Şubat, ocaktan çok daha iyi, mart daşubattan çok daha iyi, nisan marttan zaten çok iyi olacak" sözleri ile devam etti.
Bunun devamında, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, “Temmuz ayından sonra Türkiye ekonomisi öyle bir sıçrayacak ve büyüyecek ki etrafımızdaki Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, İtalya’sı ve o her şeye burnunu sokan ABD’si de çatlayacak” sözlerini işittik.
Sonrasında "Ekonomi rakam işi, ekonomi temenni işi, ekonomi güven işi, ekonomi gözlerdeki ışıltıdır, altı ay uyuyun, altı ay sonra farklı bir Türkiye’ye uyanacağız” diyen o dönemin maliye bakanı Nurettin Nebati’yi dinledik.
Ardından gelen Mehmet Şimşek için bir şey söylemeye gerek yok, vergi vergi diye yurttaşın suyunu sıka sıka iflahını kesen son Maliye Bakanı.
O gün bugün, nice mart, nisan, mayıs ayları geçti, nice temmuz ayları geçti, nice altı aylar geçti. Olmadı... Olmadı... Olmadı... Olmuyor ve olmayacak da!
Tüm etki ve yetki ellerinde ama ne ekonomi düzeliyor ne enflasyon düşüyor ne alım gücü artıyor mutfak cayır cayır yanıyor ama bu iktidar bu yangını söndüremiyor.
YURTTAŞIN DERDİ İKİNCİ PLANDA
Para güvenli ortamı sever. Demokrasinin, hukukun olmadığı; keyfi olarak insanların malına, mülküne “çöküldüğü” bir ortama para girmez, tam tersine daha güvenli bir ülkeye kaçar.
AKP iktidarı, ne yapsa ne etse ekonomiyi düzeltemeyeceğini biliyor ve tekrar iktidar olmanın yolunun en yakın rakibinin bacağına çelme takmaktan geçtiğini de biliyor.
CHP’ye yapılan bu operasyonlar işte tam da bu yüzdendir. Erdoğan’ın danışmanı Mehmet Uçum, seçim için 16 Nisan 2028 tarihini veriyor. Yani olağan genel seçimden 28 gün öncesi... Erdoğan’ı koltukta oturtabildikleri son tarihe kadar seçimi geciktirmeye çalışıyorlar.
Her şeyi geçelim, tek başına şu seçime yönelik verilen tarih bile CHP’nin başına niçin bir genel başkan atandığını özetler niteliktedir.
İktidar, yurttaşın derdini de erken seçim talebini de arka plana iterek elindeki fırsatı sonuna kadar değerlendirmek istiyor. Oysa ekonomiyi düzeltebileceklerine ya da tekrar seçilebileceklerine zerre kadar inansalar yarın seçime giderlerdi kuşkusuz.
Erdoğan koltuğunda otursun, ülke isterse yangın yerine dönsün mantığıyla sarıldıkları tek can simidi, CHP’ye çekilen mutlak butlan operasyonu.
TOPLUMSAL GÜÇ BÜYÜMELİ
Erdoğan’ın, yıllardır konsolide ettiği, devletin her türlü varlığını arkasında hisseden bir kesim var. Bu kesim bir saadet piramidi yapısı içinde halinden son derece memnun. Diğer tarafta, yıllardır devletin varlığını arkasında hissetmeyen, hak, hukuk gaspına uğrayan milyonlar...
Erdoğan yıllardır ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı diliyle kendi tabanını konsolide ederken diğer tarafta da bu gidişatın gidişat olmadığını, ülkenin düze çıkması için Erdoğan ve AKP iktidarının gitmesi gerektiğini düşünen bir tabanı da karşısında konsolide etti.
Bu oluşturduğu taban ilk kez Gezi eylemlerinde birbirini bulan kitleydi. Kendi gibi düşünen, kendi gibi yaşayan, tüm değerleri Erdoğan’ın ağzında çiğnene çiğnene çürütülmeye çalışılan milyonlar, her seçim akşamı sandıklar açılırken hayal kırıklığı yaşıyordu.
Sandıkta kaybettikçe birleşe birleşe kazanılacağını öğrenen bu kitle, adını sanını hiç duymadıkları Ekmeleddin İhsanoğlu’na bile gidip yüzde 38 oy veren kitleydi.
O gün bugün ülke daha da kötüye gidiyor. O gün bugün Erdoğan’ı gönderme isteği daha ağır basıyor. O gün bugün bu kitle, daha fazla birlikte hareket etme kararlılığında.
Bugün gereken şey Erdoğan ve AKP’yi gönderme azim ve kararlılığı içindeki bir odağın toplumsal gücünü büyütmektir. Bu odağın merkezindeki isim de Özgür Özel’dir.