Bre hödükler!
Özdemir İnce
Son Köşe Yazıları

Bre hödükler!

23.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Kuramsal kitaplarım, çevirilerim, kendi inşa ettiği zindanda mutluluk içinde yaşayan Türk edebiyatını rahatsız etmek için yazıldı. Bu nedenle onu “kendi sütünü içen inek” olarak tanımladım. Amacım, Türk edebiyatını esaretten kurtarmaktı. Aslında buna “Türk edebiyatçılarını esaretten kurtarma operasyonu” da denilebilir.

Kendimi Türk edebiyatı içinde tanımlamak zorunda kalırsam, ağızda diş ağrısı, ayakkabı topuğunda taciz eden çivi gibi görürüm kendimi. Şiirlerim ve kuramsal kitaplarım kezzap gibidir...

Az buçuk bir yabancı dil bilen eski kuşak şairlerimiz gibi şiir ya da dize yürütmek için kullanmadım bildiğim iki dili.

Döneminin büyük şairi Cahit Sıtkı Tarancı’nın Abbas adlı şiirinin ilk dizeleri şöyledir: “Haydi Abbas, vakit tamam;/ Akşam diyordun işte oldu akşam./ Kur bakalım çilingir soframızı;/ Dinsin artık bu kalb ağrısı.”

Amma velakin C.S. Tarancı kendisinden epeyce yıl önce Fransız şair Charles Baudelaire’in Recueillement (İçe Dalış) adlı şiirinde şu dizeleri yazdığını bilmediğimizi sanıyor:

“Sois sage, ô ma douleur, et tiens toi plus tranquille./ Tu réclamas le soir; il descend; le voici”

“Akıllı ol ey ruhum ve sakin ol biraz/ Akşamı istiyordun (akşamı bekliyordun) işte oluyor akşam”

Cahit Sıtkı Tarancı ne demiş: Akşam olsa diyordun işte oldu akşam.

Onun yaptığına Baudelaire’in şiirinden esinlemek denmez, düpedüz çalıyor, düpedüz yürütüyor.

Garip kuşağı; Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat güya üstgerçekçilikten (surréalisme) esinlendiler ama bu edebiyat ve sanat akımı üzerine dişe dokunur bir yayın yapmadılar. Oktay Rifat imgeyi görüntü (image) sandı. Türk şiiri, Türk edebiyatı işte bu yüzden adam olamadı. Dil bilen şairler yabancı şairlerden dizeler yürüttüler ve bunlara nedense öncü dendi ama bir Allah’ın kulu çıkıp dönemin poetikası nedir ilgilenmedi. Ta ki Özdemir İnce adlı bir manyak ortaya çıkıncaya kadar.

İşe ilkin milletin bir sabah yatağına girip bir daha çıkmadığı imge adlı aşüfteye kimlik sağlamak için, daha sonra Şiir ve Gerçeklik adlı kitabında yer alan İmge ve Serüvenleri adlı budalalık anıtı bir dizi yazı yayımladı; Varlık adlı munkabız ve moruk bir edebiyat dergisinde.

Google’da bir araştırma yapayım dedim ve şu şeyi buldum: “Türk şiirinin usta ismi Özdemir İnce’nin ‘İmge ve Serüvenleri’ (veya zaman zaman anıldığı şekliyle İmge Serüvenleri) adlı metni, çağdaş şiirde imge kuramını inceleyen ve Türkiye’de bu kavramı tanımlamaya yönelik en kapsamlı çalışmalardan biri olarak kabul edilen önemli bir denemesidir.”

Okudum ve öfkeden sopayı elime aldım. Kal neymiş, Özdemir İnce’nin İmge ve Serüvenleri yazıları çağdaş şiirde imge kuramını inceleyen ve Türkiye’de bu kavramı tanımlamaya yönelik en kapsamlı çalışmalardan biriymiş... İyi de gardaş öteki çalışmaları kimler yapmış, adları ne bunların ? Tısss! Böyle bir şey yok ki ad verilebilsin! Utanmazlık!...

Şiir ve Gerçeklik, Tabula Rasa, Yazınsal Söylem Üzerine, Şiirde Devrim adlı kitaplarımı üniversite profesörlerine, edebiyat eleştirmenlerine, yazıcılara ve şiircilere Yazınsal Şey’in ne olduğunu anlatarak öğretmek için yazdım. Aloysius Bertrand, Lautréamont, Arthur Rimbaud, René Char, Yannis Ritsos, Yorgo Seferis ve Kavafis adlı şairleri, şiirin nasıl bir hayvan türü olduğunu anlatmak ve öğretmek için çevirdim. İsterseniz megaloman deyin, vız gelir tırıs gider. Türkiye diye adlandırılan çölde tarla fareleri bile megaloman olur. Olmazlarsa haklarında şüpheye düşerim. Rahmetli dostum Ali Özoğuz, “Sezarın hakkı Sezar’a” özlü sözüyle dalga geçmek için “Sezar’ın hakkını bana verin, o kendi hakkını zaten alır” derdi.

Ben ne demek istiyorum yani? Bütün top oyunlarının, at ve araba yarışlarının, tavla oyununun ve kumarın türlüsünün kuralı, kabadayılık ve gangsterlik türlerinin kendi katı kuralları vardır. Kendi mahallenin dışında racon kesemezsin, kestirmezler adama. “Batı” denen cehennemde her şeyin bir tanımı ve tarifi vardır ve daha doğrusu bir künyesi vardır. Atletizmin kural ve tanımlarının gündelik hayata geçmesinde binlerce yarar var. Hep örnek veririrm, Kübalı atlet Sotomayor: Javier Sotomayor, 2.45 metreyle dünya rekorunun sahibidir. 1988’de İspanya’nın Salamanca kentindeki yarışmada 2.43 metreyi geçerek İsveçli Patrik Sjöberg’e ait dünya rekorunu bir santimetre geliştirdi. Ertesi yıl Porto Riko’daki Orta Amerika ve Karayipler Oyunları’nda 2.44 metreyi geçerek ikinci dünya rekorunu kırdı. 1993’te yine Salamanca’da kırdığı 2.45 metrelik son dünya rekoruna, aradan geçen 17 yılda pek yaklaşan çıkmadı.

Özetin özeti: Gardaş, yüksek atlamada dünya rekoru kırmak istiyorsan mevcut rekorun bir santim üzerinde, yani 2 metre 46 santim yüksek atlayacaksın. Gerisi fasa fiso! Edebiyat ve sanatta da kesin ölçüler gerekli ve dünyanın uygar ülkelerinde bu ölçüler var. Başka şiir ineklerinin sütünden içtiği için şiirin şampiyonlar liginde sadece Nâzım Hikmet oynamıştır. Japon, Çin, Güney Amerika, Afrika şiir ineklerinden süt içmeyenler, içemeyenler Sotomayor’un 2.45 atladığı çıtanın altından geçmek zorundadırlar. Benden söylemesi...