Suriyeliler nasıl kalıcılaştırılır?
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Suriyeliler nasıl kalıcılaştırılır?

09.08.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Bu kurgulu göç, Türkiye’nin ulus devlet, üniter yapı esaslı kuruluş mimarisini hedef alan bir stratejinin gereği gerçekleştirilmiştir.

Suriye iç savaşının tetiklediği göçün, dil ve kültür paydaşı komşu Arap ülkelerine değil de niçin Türkiye’ye yönlendirildiği sorusu cevabını da içinde barındırmaktadır. Çünkü bu kurgulu göç, Türkiye’nin ulus devlet, üniter yapı esaslı kuruluş mimarisini hedef alan bir stratejinin gereği gerçekleştirilmiştir. Ülkeyi yönetenlerin Kısası Enbiya’dan ileri gitmeyen tarih körlüğü, realiteden kopuk Ensar-Muhacir fantezisi, Türkiye’ye kurulan demografik tuzağın zamanında fark edilmesini engellemiştir. Günümüz Türkiyesi’nde, ülkenin kuruluş kodlarıyla sorunlu bir geleneğin mirasçılarının siyasi gücü ele geçirmesi halinde neler yaşanacaksa birebir onlar yaşanmaktadır. Kurucu iradenin, Osmanlı’nın çöküşünden alınan dersler doğrultusunda inşa ettiği yeni devletin varoluş felsefesinin antitezini temsil eden anlayış, dünyaya hükmeden güçlerin bölgeye yönelik gerçek niyetlerini okuyacak stratejik akıldan yoksundur.
Mekke oligarşisinin baskıları tahammül edilemez hale gelince, Hz. Muhammed’in ardından Medine’ye hicret eden Mekkeliler (Muhacir) ile Medineliler (Ensar) arasındaki ilişkinin Suriyeliler üzerinden güncellenmesindeki akıl ve bilim dışılık ayrı bir yazının konusudur. MS 7. yüzyılda Mekke’nin 25 bin, Medine’nin 10 bin nüfuslu iki Arap kenti olduğunu öncelikle belirtelim. Bir Arap kentinden diğerine giden muhacir sayısının da 186 olduğunun altını çizelim. Aynı kültürden gelen, aynı dilin konuşulduğu bir kentten diğerine göç halinde iki taraf açısından da bir uyum sorunun yaşanmayacağı açıktır.

Şaşkınlık
Ülkeyi yönetenler, öngörüsüzlüğün, tarih bilincinden yoksunluğun, devlet hafızasına sırt çevirmenin yarattığı tablo karşısında tam bir şaşkınlık içindedir. Şam’daki Emevi Camii’nde cuma namazı, şizofrenik bir hayaldi. Gerçek olansa, 80 milyonluk Türkiye’de sokaktaki her 10 kişiden birinin, her türlü ayrıntısıyla kurgulanmış yasadışı göçle Türkiye’ye yönlendirilmiş yabancı olmasıdır. Üstelik bu demografik istilayı tehlike olmaktan çıkarıp, topluma entegre edecek ortak kültür paydası ve müşterek bir mazi de bulunmamaktadır.

Kurucu kodların önemi
Osmanlı’nın çok dinli, çok dilli, çok etnisiteli, yapısı imparatorluklar açısından doğal olarak kabul edilebilirdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’yla tasfiyesinden sonra kurulan yeni devletin, varlığını sürdürebilmesi için ulus devlet, üniter yapıda inşası zorunluydu. Çünkü imparatorluklar çağı geride kalmıştı. Türkiye Cumhuriyeti, bu nedenle milli ve çağdaş bir eğitim politikasıyla özgür düşünceli, ulus bilincine sahip yurttaşlardan oluşan çağdaş bir toplumu hedeflemişti. Kuruluş döneminden yakın zamanlara kadar devam eden eğitim ve kültür politikası, tarihten ders alan stratejik devlet aklının yansımasıydı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş kodları, bu coğrafyada var olabilmenin ekonomik, siyasal, sosyolojik zorunlulukları ve aynı zamanda hedefleridir. Kuruluş kodlarına yönelik itiraz sahiplerinin yakın geçmişte dış dinamiklerce statükoya karşı reformistler olarak teşvik edilmesinin nedenleri şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.
Batı’nın stratejisi, demografik selin, Kapıkule’den ileriye geçmesini önleme üzerine kuruludur. Asya’dan, Afrika’dan kopup gelen yığınları metropollerinde görmenin kâbusunu yaşayan AB’nin Türkiye’ye dayattığı Geri Kabul Anlaşması’nın özü, Avrupa’nın demografik saflığının ve kültürel homojenliğinin korunmasıdır. Türkiye’ye verilen rol ise birkaç milyar Avro karşılığı, demografik çöplük olmayı kabullenmesidir.

Kasıtlı çarpıtma
Farklı siyasi tercihten insanların, Suriyeliler konusunda ciddi boyutlara ulaşan tepkisi üzerinde düşünülmelidir. Bu durumu çarpıtarak, ırkçı nefret olarak nitelemek, insan hakları bağlamında yermek, meselenin kasıtlı olarak başka bir yöne çekilmesiyle ilgilidir. Burada üzerinde durulması gereken, köklü geçmişin, tarihsel deneyimlerin olgunlaştırdığı, diğer etnisitelerle birlikte yaşama kültürüne sahip bir milletin, devletin kuruluş denklemini değiştirecek, toplumsal dengeleri bozacak kurgulu göçe, gelecek endişesiyle tepki göstermeye başlamasıdır.
Türk halkının sağduyusundan ve gelecek endişesinden kaynaklanan tepkisini etkisizleştirmek ve saptırmak için ciddi bir toplum mühendisliği yürütülmektedir. Demografik istilayı kurgulayanlar, Suriyeli ve diğer grupların Türkiye’de kalıcılaştırılması için medya ve diğer etki dinamiklerini finanse etmekte ve yönlendirmektedir. Muhafazakâr kesim için Ensar- Muhacir ve sahabe anekdotları üzerinden yürütülen algı mühendisliği, demokrat kamuoyuna, ırkçı nefret eleştirisi ve insan hakları bağlamında şırıngalanmaktadır. Her iki kesime yönelik algı mühendisliğinde medya, sendikalar, meslek örgütleri, kanaat önderleri etkili bir şekilde kullanılmakta, Suriyelilerin kalıcılaştırılması için psikolojik harekatın gerekleri kişisel ve kurumsal bazda özenle yerine getirilmektedir.

Toplum mühendisliği
Medyaya servis edilen haber, yorum ve röportajların kronolojik bir dikkatle gözden geçirilmesi halinde, Suriyelileri Türkiye’de kalıcılaştırma operasyonunun ustalıklı sürekliliği dikkat çekmektedir. Suriyeli akademisyenlerin bilim dünyamıza katkıları, üretken Suriyelilerin ekonomimize kazandırdıkları, Suriyeli çocukların başarı hikâyeleri, Suriyeli sanatçıların olağanüstü yetenekleri, Binbir Gece Masalları’nın fantastik söylemiyle topluma aktarılmaktadır. Medyada yapılacak kısa bir gezinti savımızı kanıtlamaya yetecektir.
Hiç kuşkusuz topluma yönelik sistematik algı mühendisliği verilen örneklerden ibaret değildir. Fakat bu kısa seçki bile Türk halkının bilinçaltı direncini yok etmeye yönelik psikolojik harekâtın boyutlarını göstermeye yeterlidir. Cuma hutbeleriyle Ensarlığa, ırkçı nefret karşıtlığı söylemiyle insan hakları aktivistliğine özendirilen kitlelerde Suriyelilerle birlikte yaşama arzusu yaratma çabasının nasıl sonuç vereceğini hiç kuşkusuz zaman gösterecektir. Türk halkının sağduyusunu ve milli duyarlılığını devreden çıkarmaya yönelik psikolojik harekât, milletin gözünün içine baka baka pervasızca sürdürülmektedir. Tarihsel deneyimlerin, ortak acıların, birlikte atlatılan badirelerin bilinçaltı tortusu olan Türk milletinin kolektif sezgi ve sağduyusuna yönelik laboratuvar müdahalesinin, sonuç vermeyen nafile çabalar olarak tarihe kaydedileceğini, işi kurgulayan ve piyasaya süren toplum mühendislerine peşinen söylemiş olalım.

Av. Hüseyin Özbek
TBB Başkan Yardımcısı

Yazarın Son Yazıları

Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025
Devlet ve kalkınma - Prof. Dr. Bilin Neyaptı

Bir ülkede ekonomi yönetiminin temel hedefleri verimlilik ve adil bölüşümdür.

Devamını Oku
18.12.2025
Programda işçinin adı yok - Engin Ünsal

CHP 39. Olağan Kurultayı’nda tüzük değişikliği yaptı ve iktidar programını kabul etti.

Devamını Oku
17.12.2025
Yargı öyküleri - Ziya Yergök

Yıllar önce, 5 Ocak 1982’de Çetin Altan’ın Milliyet gazetesindeki “Şeytanın gör dediği” adlı köşesinde “Eski (Mahkeme Koridorları) sütununa özlem” başlıklı yazısında yer alan, bir ceza avukatının “Oturum” adlı anı kitabından alıntılanmış ilginç bir yargı öyküsüne değinmek istiyorum.

Devamını Oku
17.12.2025
Devletçiliğe dönebilmek... - Kemal Onur

Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin kurucu lideri Atatürk’ün yönetimi döneminde; ülkemizin ulusal çıkarı açısından bilimsel anlayış ve duyarlı bir bilinçle, iç ve dış sermaye şirketlerinin çıkarları için vahşi madenciliğe kesinlikle fırsat verilmemiştir!

Devamını Oku
17.12.2025
Bu çığlığı duyun! - Mustafa Gazalcı

MESEM, Milli Eğitim Bakanlığı’nın sözde mesleki teknik eğitim merkezleri uygulaması.

Devamını Oku
16.12.2025
ABD’nin esnek realist stratejisi - Nejat Eslen

11 Eylül’ün hemen sonrasında ABD, tek kutuplu dünya düzeninin verdiği cesaretle küresel egemen güç olmanın hayallerini kuruyordu.

Devamını Oku
16.12.2025
Çağdaşlık yolunda bir ömür - Hüseyin Karataş

Çağdaşlık eksikliğine ve dokunulmazlara dokunan sevgili hocam Prof. Dr. Türkan Saylan...

Devamını Oku
13.12.2025
Geleceğin savaş alanı, Türkiye ve Karadeniz - Doğu Silahçıoğlu

“Erken Cumhuriyet dönemi”nde (1923-1938) savunma sanayisindeki gelişmeler Türkiye’yi; başta uçak olmak üzere harp silah araç gereçlerinde dış satım yapan bir ülke konumuna getirmişti.

Devamını Oku
12.12.2025
Gençlik MESEM’den büyüktür - Kaan Eroğuz

AKP iktidarı tarafından 2016 yılında örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınan mesleki eğitim merkezleri (MESEM), çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasında ve “kurumsallaşmasında” kritik bir rol oynuyor

Devamını Oku
12.12.2025
İnsan onuru ve demokrasi - Ayşe Atalay

TDK sözlüğünde “onur” kavramı insanın kendisine karşı duyduğu saygı olarak tanımlanıyor.

Devamını Oku
11.12.2025
Komisyonda emekçinin adı yok - Şükrü Karaman

Milyonlarca emekçinin yeni ücrete ilişkin alacağı kararı merakla beklediği Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarına yarın başlayacak.

Devamını Oku
11.12.2025
Karadeniz’de neler oluyor? - Can Erenoğlu

Dünyanın en güvenli ve istikrarlı denizi Karadeniz dünyanın en tehlikeli deniz alanına mı dönüştürülüyor?

Devamını Oku
10.12.2025
Gelir adaletsizliği tırmanıyor! - Devrim Onur Erdağ

Türkiye'de emeğin değeri uzun zamandır siyaset meydanında sıkça dile getirilen bir konu.

Devamını Oku
10.12.2025
Erdoğan’ın 2005’teki hayalleri - Kadir Serkan Selçuk

Yıl 2005. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, o dönem henüz el konmamış olan Sabah gazetesinin 20. kuruluş yıldönümü için gazeteye bir yazı yazmıştı.

Devamını Oku
09.12.2025
Yeni feodal çağ ve dijital baronluk - Doğan Sevimbike

Yanis Varoufakis’in No Kings Means No Barons başlıklı yazısı, çağımızın ekonomik ve siyasal düzenini “yeni bir feodalizm” olarak niteliyor.

Devamını Oku
09.12.2025
Terörist başının ayağına gitmek... - Hatice Topçu

Ulus devletler; tarih bilinci, ortak coğrafya ve dil birliğine dayanır.

Devamını Oku
08.12.2025