Her zaman kalabalığın içindeler... İşe giderken trafikte, toplu taşımada; öğlen yemek sırasında... On liralık verginin altı lirası onların sırtında. Onlar, seçmen sayısının yarısını oluşturuyor. Onlar, çalışan nüfus. Sayıları 32.4 milyon.
KONDA’nın “İstanbul’u Anlamak ‘24” araştırmasına göre, İstanbul’da çalışan nüfusun yüzde 46’sı işe gitmek için ilçe değiştiriyor. Her gün en az bir buçuk saat trafikte, sekiz saat mesaide geçiyor ömürleri. Geriye ne kalıyor?
Oysa belediye başkanları öğle saatinde pazarları, marketleri geziyor; milletvekilleri parkları, hastaneleri dolaşıyor. Açılışını yaptıkları kamusal hizmetlerden yararlanan emeklilerle, öğrencilerle, ev kadınlarıyla iletişim kuruyorlar. Pazarda, markette onların artan yaşam pahalılığı karşısında verdikleri geçim mücadelesini dinliyor, gündeme getiriyorlar. Emeklinin sorunlarını, çocuğuna baktığı için çalışmayanların temel gereksinimlerini, öğrencilerin yaşadığı problemleri gün içerisinde kamusal alanları dolaşarak öğrenebiliyorlar.
ÇALIŞAN KESİM GÖRÜNMEZLEŞİYOR
Türkiye’de siyaset oy potansiyeli daha görünür olan gruplara, ekonomik olarak daha kırılgan kesimlere, gün içinde kamusal alanı kullanan nüfusa odaklanıyor. Çalışan kesim ise görünmezleşiyor. 32.4 milyon çalışan nüfus, mesai saatleri ve yolda geçirdiği süre bakımından kamusal alandan, kamusal hizmetlerden yararlanmıyor. Ve siyaset bu durumu gündeme getirmiyor.
Oysa vergi gelirinin yüzde 60’ını onlar karşılıyor. Hazine garantili hastanelerin, köprülerin, hızlı trenlerin borcu onların sırtında. Üstelik siyasetçilerin vaatleri içerisinde yer alan kamusal hizmetlerin finansmanını da onlar karşılıyor ama bundan çok az yararlanabiliyorlar. Mesai saatlerinde işyerinin dışında geçirebileceği vakti izne tabi olan çalışan nüfus, örneğin hastaneye gitmek için yıllık iznini kullanıyor.
Bazı çalışanların evden çalışma olanağı bulunuyor. Fakat evinde çalışmak istemediğinde veya gerekli olanağı bulunmadığında kamusal ortamda ücretsiz ve uygun çalışma alanı bulamıyor. Özel bir işletmede ve para harcayarak çalışmak zorunda kalıyor.
YAŞAM KALİTESİ DÜŞÜYOR
32.4 milyon vatandaş bugün çalışarak ev, araba alamaz; yatırım yapamaz, bırakın yatırımı kendi düğününü bile yapamaz durumda. Aynı kesim bugün çalışarak yalnızca kirasını, faturalarını, yılda bir hafta gidebileceği tatilinin parasını karşılamak dışında hiçbir şey yapamıyor; yalnızca çalışıyor ve nefes alıyorlar. Çalışan kesim tüm finansal sistemi ayakta tutmaktan yorgun ve şehir yaşamının ağır maliyeti altında yavaş yavaş tükeniyorlar.
Oysa modern şehirlerde yeni sosyal politika anlayışı tam da bu noktaya odaklanıyor. Dünyanın büyük metropollerinde artık belediyeler yalnızca “yardım dağıtan” kurumlar değil; çalışan insanların yaşam kalitesini de koruyan yapılar haline geliyor. Türkiye’de ise bu alan hâlâ büyük ölçüde boş.
Çalışanların morali, psikolojisi, sosyal ve kültürel etkinliklere erişimi çalıştıkları şirketlerin bütçelerine (insaflarına) bırakılmış durumda.
Bu politika sürdürülebilir değil. Devletin kamusal alanı çalışan nüfusa götürmesi gerekiyor. Çalışan nüfus izin hakkını tüketmeden, kısıtlı zamanını boşa harcamadan, ücretsiz biçimde bazı hizmetlere erişebilmelidir.
ŞAFAK YÜCA
YAZAR