Kadın, Erkek, Eşitlik
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Kadın, Erkek, Eşitlik

12.03.2015 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Doğru, kadın-erkek eşit değil. Kadın, erkekten üstün. Dahası, bilimsel, teknolojik gelişmeler, erkeği giderek gereksizleştiriyor.
Amerikan ordusunda komando eğitimine kadınların alınmasıyla ilgili bir deneyin filmini izlemiştim. Deney, kadınların erkeklerden, bedensel dayanıklılık eğitimlerinde bile geri kalmadığını gösteriyordu. Programda eğitim komutanı kadınların en az üç alanda erkeklerden daha etkin savaşçılar olabileceğini açıkladı. Kadın bedeni soğuğa, donmaya erkekten daha dayanıklı. Savaşan grup içinde erkekler genelde birbirleriyle rekabet ederken kadınlar eldeki işi yapmak için birlikte çalışmaya odaklanıyorlar. Üçüncüsü, kritik koşullarda, hayatta kalabilmek için yapılması gereken son marjinal çabayı göstermeye kadınlar daha yatkın, erkekler ise kaderlerine teslim olmaya…
Antropoloji, nöroloji, davranış bilimleri uzmanı Prof. Melvin Konner’in “Women After All: Sex, Evolution and the End of Male Supremacy.” (Kadın N’olacak: Seks, Evrim ve Erkek Üstünlüğünün Sonu) kitabını okumaya başlayınca da gözlerim iyice açıldı.

‘Doğuştan gelen bir kusur’
Biyolojik özellikleri açısından iki cinsi karşılaştırınca ortaya şu çıkıyor: Dişi, erkeğin (“kaburgasından üretilen”) türevi değil. Erkek, aslında bir biyolojik sapmanın ürünü. Prof. Konner  bir adet “X” kromozom eksikliğiyle çok sık rastlanan bir “doğuştan gelen kusur” var diyerek dalga geçiyor. Arkasından, bu kromozoma bağlı, kısalmış bir yaşam beklentisi, her yaşta daha yüksek ölüm oranı, kendi kendine üreyememe, erken kellik, dikkat bozukluğu, hiperaktivite gibi hastalıklara, aşırı cinsellik, dışa dönük aşırı bir şiddet uygulama eğilimi gibi bozukluklara işaret ediyor. Konner, “X” Kromozomun ortaya çıkışının, türü mikroplara, virüslere daha dayanıklı olabilecek biçimde çeşitlendirme gereksinimiyle ilişkisine dikkat çekiyor. Dikkati çektiği bir diğer nokta da şu: Memelilerin beden yapısı dişilerin özelliklerine öncelik veren biçimde gelişmiş.
Bildiğiniz gibi kadınlar açısından bu çeşitlendirme iyi sonuçlar vermedi. Özellikle testosteron, kadına göre daha yüksek adale gücü, savaşlara, özel mülkiyetin ortaya çıkışına bağlı olarak, erkeğin kadını baskı altına almasına bir mülkiyet konusuna dönüştürmesine olanak verdi.
Ancak insan toplumunun evrimi, teknolojik gelişmeler, adalenin yerine kadınların da kullanabileceği makineleri koymaya başlayarak bu üstünlüğü yok etti, bugün en gelişkin saldırı helikopterlerini, savaş uçaklarını kadınlar kolaylıkla kullanabiliyorlar. Günümüzde kapitalist uygarlığı tanımlamaya başlayan bilişim, iletişim teknolojilerine, bilgisayarlara değinmiyorum bile. Tüm bunlara kadının yüz yıldır geliştirdiği dayanışma ağlarının, mücadelenin sonuçlarını da ekleyelim. Sonra bunu erkeklerin seks skandalları, pedofili, tecavüz krizi (Yalnızca Hindistan, Pakistan vb. değil, İngiltere ve Galler’de her yıl 85.000 kadın tecavüze uğruyor) mali skandallar, silah, savaş merakı, şiddet eğilimi, futboldan dinciliğe uzanan fanatizm gibi olgularla karşılaştıralım. Nihayet kadının her doğumda nasıl bir yaşamsal risk aldığına bakmadan, şu kadar çocuk yapın, sezaryene karşıyız, annelik görevinizi unutmayın filan diye ortada dolaşanları da düşünelim. Kadının neden üstün olduğunu, yükselmeye devam etmesinin insan türünün geleceği açısından ne kadar gerekli olduğunu kolaylıkla anlayabiliriz.
Geriye ne kalıyor? Erkeğin spermi. Ancak, sperm artık dondurularak daha sonra kullanılabiliyor. Laboratuvarda kadından alınan kök hücreden sperm üretme çalışmaları da 5-6 yıldır ilerliyor (The Guardian, 08/07/09). Tıp bilimindeki gelişmeler, sperm kaynağı olarak da erkeği gereksizleştirmeye başlıyor. Kadına yönelik baskı ve şiddetin, onu eve kapatma merakının arkasında, bu önlenemez çöküşün yarattığı korku, süreci umutsuzca geri çevirme paniği var sanırım.  

Yazarın Son Yazıları

Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026