Uygarlık düşleri

Uygarlık düşleri

25.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Önceki akşam AKM’de İstanbul Müzik Festivali’nde (İKSV) kendimi iki ayrı Türkiye arasında gidip gelirken buldum. 125 yıllık bir müzik geleneğinin taşıyıcısı olan Viyana Senfoni Orkestrası, Çek asıllı besteci ve şef Petr Popelka yönetiminde Beethoven’ın 3. muhteşem piyano konçertosunu yorumluyordu. Piyanoda, Paris’te doğan, Kanada’da yetişen, Çin asıllı, Bruce Liu vardı. Salon tıklım tıklımdı. Müzisyenlerin ustalığı insanı hayran bırakıyordu.

SES ŞAİRİ VE ATATÜRK 

Beethoven’a boşuna “ses şairi” dememişler. Bu konçertonun ana teması, orkestranın yaylılarıyla piyano arasında gidip gelirken düşünmeden edemiyordum: Benim de bir “Devrim Şairim” vardı: Mustafa Kemal Atatürk. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Atatürk neden orkestralar kurdurmuştu? Neden konservatuvarlar açtırmış, gençleri dünyanın dört bir yanına eğitime göndermişti?

Çünkü sanat bir uygarlık tercihidir. Bir seçimdir. Tam o sırada aklım başka yerlere kayıyordu.

Atatürk’ün kızlarının bilimde, sanatta, sporda elde ettiği başarılarla gururlanıyordum. Sonra gözümün önüne eğitim hakkını savunan öğrenciler geliyordu. Haksızlığa uğradığını düşünen gençler. Açlık grevindeki öğretmenler...

Beethoven’ın notaları yükselirken ülkenin çelişkileri de zihnimde yükseliyordu. Bir yanda insan ruhunu özgürleştiren sanat. Öte yanda özgürlük talep ettiği için cezalandırılan insanlar, gelecekleri ellerinden alınan, umutları çalınan gençler...

Bruce Liu’yu ilk kez dinliyorum. Piyano çalışı çok romantik, duygulu. Olağanüstü bir renk zenginliği ve derinliği var. Piyano ile orkestranın uyumu da, çelişkileri de çarpıcı...

HÜZÜN-İNSANLIK

Konserin ikinci bölümünde usta orkestra, Franz Schubert’in 9. Senfonisi’ni yorumladı. “Büyük” diye anılan, zorluğu ve uzunluğuyla tanınan bu senfonide Schubert’in incelikli hüznü, eşsiz zarafeti, kırılganlığı, yalnızlığı ve bir de nefesli sazların egemenliği var.

Sahnedeki o hüzün, derinlik ve zarafetin her anını Viyana Senfoni Orkestrası’nın kusursuz icrası sayesinde içime yerleştirdim. Öte yanda gençlerin geleceğine çöken karanlık...

AKM’de koltuğuma gömülmüş törensel başlayıp, sözsüz liedlerle ilerleyen müziği dinlerken ruhumun yarısı sahnede, diğer yarısının sokaktaydı. Geçen pazar Taksim ve çevresi iktidar tarafından, güvenlik güçleri tarafından ablukaya alınmış, insanlar evlerinden çıkamaz, çıkanlar evlerine dönemez olmuştu. Kim bilir bu pazar nelere gebeydi bu sokaklar... Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin kültür politikalarının meyvesi olan bir festival dolu dizgin sona eriyordu. Salonda oturan genç kadınlar, genç erkekler, müzisyenler, öğrenciler... Ve gökyüzüne doğru açılan bir uygarlık iddiası. Öte yanda aynı saatlerde ülkede yaşananlar... Geleceğini savunan öğrenciler, hak arayan öğretmenler, açlık grevleri, adalet talepleri...

RUH HALİMİZ

Konser sona erdiğinde ayakta alkışlayan kalabalığa baktım. Bütün baskılara, bütün umutsuzluklara rağmen salonlar hâlâ doluyordu. Gençler hâlâ üretiyor, müzisyenler hâlâ çalıyor. Öğrenciler hâlâ soru soruyor. Öğretmenler hâlâ direniyordu.

Ve bütün bunlar bana hep aynı şeyi hatırlatıyordu: Artık konserleri ister klasik, ister caz, pop olsun, nitelikli tüm konserleri yalnızca bir sanat olayı olarak değil, ülkenin ruh halinin aynası olarak görmeye ve dinlemeye başladım. Her birinde sadece bir konser dinlemiyorum, Türkiye’nin hâlâ vazgeçmediği uygarlık düşüne tanıklık ediyorum.

Beethoven ile Atatürk’ümü, o usta solist ve müzisyenlerle açlık grevindeki öğretmenleri, Schubert ile haksızlığa uğrayan öğrencileri aynı yazıda buluşturmadan yapamıyorum. Bir ülkenin gerçek gücü, ne onu yönetenlerin ellerinde ne de korku yaratmalarındaydı. Ülkenin gerçek gücü gençlerdeydi.

Örneğin Bilkent mezuniyet töreninde konuşan genç kız öğrencinin sözlerindeydi: “Temennim her çocuğun cinsiyeti, cinsel yönelimi, becerileri ve ilgi alanı ne olur olsun, sevilerek, desteklenerek büyümesidir” deyişindeydi. Kısacık ama çok anlamlı konuşmasını okuluna “4 yıldır kapanmadan kalabildiği” için teşekkür etmesinde, konuşmasını “Diplomamın bir ömür benimle kalmasını temenni ederim” diye bitirmesindeydi.