Bazı kurumlar vardır ki hem tüm toplumun saygısını kazanır hem de en şiddetli toplumsal öfkelere konu olur. Okullar da böyle kurumlardır. 24 yıldır AKP yönetiminde olan okullarımız, yazık ki, artık saygınlıklarıyla değil konu oldukları öfkelerle anılıyorlar. Çünkü birer öğrenme mekânı olmaktan çıkarılıp toplumun tüm ruhsal çıbanlarının açılıp aktığı, koridorlarını cerahat bağlamış yaraların kapladığı, kimi yetişkinlerin tüm nevrotik semptomlarının gözlerimizin önüne konduğu birer sahneye dönüştüler artık.
Bu sahnede perde aralandığında karşımıza çıkan, bir öğrenme sahnesi değil, bir varoluş krizi tablosu; o kadar ki, bu tablonun içinde artık öğrenci başrolde değil. Bu eğitim sahnesinin ışıkları artık öğrencilerin üzerine değil, hırslı velilerin ve şovmen öğretmenlerin üzerine düşüyor!
TOPLUMUN DIŞINDA OKULUN İÇİNDE OLANLAR
İşte, şurada, şu sosyal medya hesabında, sırtına geçirdiği “LGS Annesi” kuşağıyla bir veli edasından çok, bir düğün alayında başı çeken nikâh şahidi gibi durana bakın! Sosyal medyada hızla dolaşıma giren bu rüküş karelere; öğrencinin sınav hazırlığını adeta beş yıldızlı bir organizasyona dönüştüren, kusursuz aydınlatılmış çalışma köşeleri, özenle dizilmiş kitaplar ve defterlerle adeta bir küratör titizliğiyle kurgulanmış ortam eşliğinde kendilerine “LGS Annesi” diyenlere bakın! Eğitim sahnesinin hem başrolü hem de yönetmeni olmak isteyenlere bakın!
Evet, bu görüntülerin yapay zekâyla üretildiğini biliyoruz. Bu da işin ironisini basitleştirmek yerine daha da derinleştiriyor; gerçekte var olmayan bir veli duyarlılığı, gerçek öğrenciler üzerindeki baskıyı meşrulaştırmak için kullanılıyor! Bir sosyal medya hesabından yayılan ve sağ alt köşesindeki logoyla yapaylığını ele veren o kareler, aslında yaşanan sürecin bir deneyim değil, bir estetik proje olduğunu kanıtlıyor gözlerimize. Evet, bu görüntüler sahte; ancak görüntülerdeki hırs ve yetersizlik hissi; öğrencilerin sınavlarda yaptığı her netin bir sosyal statü basamağı, her yanlışın bir aile ayıbı gibi algılandığı günümüzde çok ama çok gerçek!
24 yıllık AKP yönetimiyle birlikte lise ve üniversite giriş sınavları, öğrencilerin bilişsel yolculuğunun bir durağı olmaktan çıkalı çok oldu zaten! Artık kendilerine “LGS Annesi” ya başka başka isimler takan yetişkinlerin toplumsal varoluşunun tapusu haline geldi bu sınavlar. Bu tapu etrafında dönen ritüeller öyle bir hal aldı ki, tıpkı gelin adayının parmağındaki yüzüğün büyüklüğüne bakılan yozlaşmış nişan merasimlerindeki gibi, öğrencinin sıralamadaki yerine bakılan bir merasime dönüştü artık her sınav. Öğrenci artık burada bir özne değil, yetişkinin tatmin edilmemiş duygularının taşıyıcısına dönüşen bir figüran!
Yazık! Yazık ki, ne yazık!
OKULUN İÇİNDE TOPLUMUN DIŞINDA OLANLAR
Mezuniyet törenleri de bu yaranın en grotesk perdesini aralıyor öte yandan. Hele ki ilkokul mezuniyetleri... Yakın zamanda sosyal medyayı sarsan bir başka görüntüye bakalım şimdi: bir sınıf öğretmeni, mezun olan minik öğrencilerini kendine kırmızı kurdelelerle bağlamış ve “Dört yıllık birliktelik sona erdi” diyerek bu kurdeleleri makasla bir bir kesiyor...
Bu sahne de bir mezuniyet töreninden çok bir boşanma ritüeline, bir kopuş ilanına benziyor. Minik öğrenciler, ilkokuldan ortaokula geçişin heyecanını omuzlarında taşırken, öğretmenin elindeki makas yalnızca kırmızı kurdeleyi değil, öğrencinin güven duygusunu, bir topluma olan aidiyet bağını ve “sevildiğim yer” hissini kesip atıyor! Nihayetinde bu dramatik ve ayrıştırıcı sembolik eylemler, öğrencilerin yeni gideceği okulda kendini yalnız, sevgisiz ve korumasız hissetmesi için müthiş bir zemin hazırlıyor. Ve tüm bunları bir öğretmen –daha doğrusu üzerinde öğretmenlik sıfatı taşıyan biri yapıyor ve onunla aynı sıfatı taşıyanlar da izliyor!
Neler yaşıyoruz böyle! Bu görüntüler ilki gibi sahte değil gerçek! Elbette hepimiz biliyoruz, o kurdeleler, öğrencilerin dünyasında kopan bir bağın değil, bir öğretmenin –hayır, bir yetişkinin– sosyal medya sahnesindeki şovunun aksesuarı artık. Ve bu aksesuar yüzünden kep ve cübbeler öğrencilerin minik omuzlarına geçirilmiş yetişkinler dünyasının ağır kostümlerine dönüşüyor birden! Oysa o kepin altındaki her bir zihin, o gün kendisine söylenecek bir tebrik cümlesine ne yanıt vereceğini düşünüyordur belki, belki orada değil de bir çizgi filmin hayalî ormanında dolaşıyordur, belki de sadece bir an evvel törenin bitmesini ve tatil boyunca doya doya oyun oynamayı geçiriyordur aklından. Ama bağları kopartan bir öğretmen –hayır, bir yetişkin– için bunların bir önemi yok; o, kendi performansının alkışlanmasını bekliyor; veliler de o anı bir kamera arkası klibine dönüştürüp sosyal medyaya taşıma yarışının içinde gayet hoşnut görünüyor!
Neler oluyor böyle? Minik öğrenciler, kendi mezuniyetlerinde birer figürandan ibaret kalıyor; tüm başrolleri doymak bilmez onaylanma açlığı olan yetişkinler işgal ediyor!
Buna da yazık! Çok yazık!
Dahası o öğretmen, gelen bütün eleştirilere rağmen kendisine gönderilen bir destek mesajını paylaşarak bu şovu sürdürmekte bir beis görmüyor halen. Oysa ortada kocaman bir pedagojik yıkım, kocaman bir mahremiyet ihlali var. Bunların da önemi yok ama; ne de olsa, minik öğrencilerin yüzlerinin, duygusal anlarının, belki de gözyaşlarının rızaları olmaksızın dijital dünyaya servis edilmesinden daha olağan hiçbir şey yok artık. Ne de olsa, günümüzde öğretmen olmaktansa fenomen olmak çok daha değerli artık!
CERAHAT SAHNELERİ
Öğrencilerin öğrenme mekânları olmaktan çıkarılıp yetişkinlerin tatmin edilmemiş duygularına, onaylanma açlığına ve görünür olma telaşına teslim edilen okullarımızın aynı hastalıklı kökten beslenen cerahat sahneleri bunlar!
Suistimaller çağının içinde yaşıyoruz ve bu çağın okullarımızdaki yansımalarından sadece birkaçı bu yaşananlar. Bir yanda yapay zekâyla üretilmiş kusursuz “LGS Annesi” pozları, diğer yanda öğrencilerin mahremiyetini ve duygusal güvenliğini etkileşim uğruna harcayan şovmen öğretmen…
Peki bu yarayı kim kaşıyor, kim büyütüyor? Yanıt, elbette okul yönetimleri! Ki çoğu, bilgiyle değil korkuyla, rehberlikle değil geçiştirmekle, vizyonla değil itaatle kendilerini ispatlayan yandaş okul yönetimleri! Onların cehaleti yalnızca bilginin yokluğu değil, aynı zamanda bilginin reddine dönüşmüş halde artık!
Bilgi soru sordurur ve her soru dünyayı sarsar. Bu yüzden okullar değerlidir, şendir, keyiflidir, verimlidir! Ancak, öğrencilere sormayı öğreteceğine, cevabı ezberleten bu itaatçi zihinler; öğrencilere dünyayı tanıtacağına, onların dünyalarına sınırlar çizip duvarlar örüyor! Bir an bile öğrencileri düşünmüyor, bir an bile onlar için olmuyorlar! Ne de olsa zorbalıklarını bir şefkat maskesiyle, hatta pedagojik bir gereklilik söylemiyle pazarlayabilmeyi epeydir çok iyi başarıyorlar!
Peki tüm bunlar olurken işi eğitime bakmak olan MEB nerede, ne yapıyor? Bu bakanlığa kim bakıyor? Bu olan bitenlere kim rıza gösteriyor? Yasalar, MEB’in yönetmeliği ve eğitimin esasları çok açık olduğu halde; geçen yılın sonunda 81 ilden yüksek takipçili öğretmen ve yöneticilerin listesini isteyen bakanlık, sözde öğretmenlerin beğeni açlığı karşısında eriyip giden öğrencilerin yasal koruma kalkanlarını kullanmak yerine MEB ne yapıyor? Yanıt, hiç! Koskocaman bir hiç!
***
Öğrencilerimizi, yani geleceğimizi, yetişkinlerin tatmin edilmemiş duygularından koruyun! Tatmin edilmemiş duygularınızı öğrencilerden uzak tutun!