İktidara yakın bir medya sitesinde 23 Haziran 2026 tarihli bir haber:
“2024 yerel seçimlerinden bu yana parti değiştiren belediye başkanı sayısı 76’ya yükseldi.
CHP’den AK Parti’ye geçen belediye başkanı sayısı 17’ye ulaştı.”
***
Bu makale, İktidarın, “Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti” olan “Cumhuriyet Rejimi”nin iki meşruiyet kaynağından birincisi olan, gerçek seçeneklerin bulunduğu, adil, şeffaf ve periyodik seçimlere ilişkin ihlal ve saptırmaları üzerine yazdığım 5. yazı.
Bu yazıya da İkinci meşruiyet kaynağının, bir iktidarın yaptığı bütün eylem ve söylemlerin, başta ifade ve muhalefet özgürlüğü olmak kaydıyla, Temel Hak ve Özgürlüklere uygun bulunması ve bu uygunluğun Anayasa Mahkemesi gibi bağımsız yargı organları tarafından denetime tabi tutulması olduğunu ve Türkiye’deki mevcut İktidarın bu her iki meşruiyet kaynağı bakımından da sorunlu nitelik taşıdığını bir kez daha vurgulayarak başlıyorum.
Bundan önceki dört yazım şunlardı:
İktidar seçim yapmayacak mı? (1)
İktidar seçimi saptıracak mı? (2)
Seçimi yapmadan önce kazanmak (3)
Meşruiyetini kaybeden iktidara direnmek anayasal görevdir (4)
Bugün, İktidarın seçimlerde kaybettiği belediye başkanlıklarını ve milletvekilliklerini, kişisel transferlerle geri almasının, hem genel ve siyasal ahlaka aykırı olduğuna hem de “Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti”nin iki meşruiyet kaynağından biri olan seçimleri ihlal niteliği taşıdığına dikkat çekmek istiyorum.
***
1945’te İsmet İnönü tarafından “Çok Partili Düzen”le başlatılan ve ne yazık ki Adnan Menderes tarafından çöpe atılan ama 1961 Anayasası ile yeniden temellendirilen “Demokratik Rejim” esas olarak partilere dayalıdır.
Seçimlerde adayın partisine bakılır ve ona oy verilir.
Milletvekili seçimlerinde çok daha baskın olan bu davranış, belediye başkanı seçimlerinde biraz daha yumuşar ve adayın kimliği de biraz önem kazanır.
Bir iktidarın, kaybettiği seçimden sonra, kazanan adayı kendi partisine transfer etmesi şu sonuçları doğurur:
1) Genel ve siyasal anlamda ahlaksızlığı özendirir.
Çünkü kazanan aday, parti değiştirerek sadece partisini ve çalışma arkadaşlarını kandırmakla kalmamış, kendisine oy veren seçmen kitlesini de aptal yerine koyarak aldatmıştır.
2) “Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olan Cumhuriyet” rejiminin altını oyar.
Çünkü iktidarın, seçime dayalı olan meşruiyetini ortadan kaldırmıştır.
3) Siyasal faaliyetin ahlaksızlık olduğunu belirtir ve toplumun ahlakıyla birlikte, geleceğini de karartır.
Çünkü, bu transferlerin yapılmasında kullanılan ve kamuoyuna açıkça yansıyan tehdit, şantaj, fonlama gibi yöntemler, sadece rejimin, siyasetin ve toplumsal ahlakın altını oymakla kalmaz, aynı zamanda siyasal etkinliği “hapse girme riski olan bir faaliyet olarak” tehlikeli hale getirdiği için, onu sadece oportünistlerin girdiği bir alan haline dönüştürerek siyaseti ve ülkenin geleceğini de kalitesizleştirir ve karartır.
***
Transfer de çift taraflı bir davranıştır:
Giden de alan da sorumludur!