Uzun yaşamın sırrı: Aşk
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Uzun yaşamın sırrı: Aşk

29.07.2016 08:38
Güncellenme:
Takip Et:

2005 yılıydı... İspanya’da verdiğim doktora tezim henüz yayımlanmıştı. İspanyolca çıkan bu iki kitabı kimsenin okumayacağını düşünürken telefon çaldı. Kulaklarıma inanamıyordum. Arayan Halil İnalcık’tı!

Halil Hocam kitabımı kutluyor ve tarih dünyasına yeni atılan bir gencin duymak isteyeceği her şeyi kısacık bir telefon konuşmasına sığdırıyordu. O günden sonra hocanın hep yanı başında olma şerefine erişmiştim. Hiç tanımadığı genç bir tarih doktoruna telefon açıp ona şevk verecek kadar alçak gönüllü, Osmanlı tarihi üzerine çıkan her yeni eseri takip edecek kadar titiz, gençlere zaman ayıracak kadar cömert olduğuna daha sonra defalarca şahit olacaktım. Hocanın öğrencisi olmakla müşerref olanlar ise onun son derece disiplinli ve ciddi çalıştığına tanıklık etmişlerdi. Bugün ziyadesiyle saygın Osmanlı tarihçilerinin çoğu onun sırasından geçmişti.

Tarihçi olmanın ‘alfa’sı
2012 yılında yıllar yılı biriktirdiği, dünyanın dört bir yanından topladığı belgeleri sakladığı Halil İnalcık Osmanlı Araştırmaları Merkezi’ni (HICOS) araştırmaya açmaya karar verdiğinde beni çağırmıştı. Hocanın elleriyle çoğu Eski Türkçe yazılmış, akıl durduran bir düzen içerisinde kataloglanmış fişleri ve notları görünce daha önce böyle bir düzen görmediğimi fark etmiştim. Arşivi uzun uzun incelediğimde ise nasıl Halil İnalcık olunduğunu anlamıştım.
Mesela, Hoca Osmanlı hukuku üzerine yazmak için sayısız devletin hukuku üzerine ince eleyip sık dokuyarak araştırma yapmış, sonra Osmanlı belgelerini rulo rulo hatim etmiş ve uzun karşılaştırmalar sonucunda kaleme almıştı yazacaklarını. Macarcadan Farsçaya kadar pek çok dilde belge toplamıştı. Osmanlı tarihine sadece içeriden değil, dışarıdan nasıl bakılması gerektiğini gösteriyordu adeta bu sistem. Titizlik, farklı perspektifler, farklı bir algı... Tarihçi olmanın ‘alfa’sıydı işte bunlar.

Hayattan zevk almak
Hoca’nın hayata bakış açısının klasik bir akademisyeninkinin ötesinde olması sanırım hayatın zevklerine verdiği önemden geliyordu. İyi edebiyat, iyi yemek-içmek, iyi bir seyahat için ayrılacak zaman öncelikliydi. Son zamanlarında özellikle o renkli hayatı içinde Fransız şehir ve kasabalarına yaptığı seyahatleri ayrı bir nostaljiyle hatırlayıp anlatıyordu. O dupduru hafızasından çıkarıp bizimle paylaştığı çok özel anılar çoğu zaman bir film karesi kadar net ve detaylıydı. Yüz yaşına ramak kala hâlâ sofrasının bir kuralı olarak yemeklere bir peynir tabağıyla son verme o günlerden kalmış olmalıydı. Mesleğinin son yıllarında kaleme aldığı, Osmanlı’nın işret geleneğinin ayrıntılarını tüm renkleriyle anlatan “Has-bağçede ‘ayş u tarab” kitabını okuyanlar onu ne büyük bir zevkle yazdığını hissedecekler. Hoca, ince bir damak tadı olan, damağının lezzetini bozacak en ufak bir lokmaya ve yuduma hemen itiraz eden bir gurmeydi.

Peki, romantizm…
Romantizm, ruhunun her katmanında yaşıyordu. Son yıllarında Bilkent’teki evinde camın önünde salınan bir kavağa yazdığı aşk şiiri kendisinin de en sevdiği nişanıydı bunun. Ne de olsa Abdülbaki Gölpınarlı’nın çok yakınında olmuş, onun yanında edebiyatta pişmişti. Hoca’nın aruz vezni ile yazdığı şiirler onun hayatının her katmanında varlığını gösteren o tatlı romantik ruhunun göstergelerinden sadece bazılarıydı.

Aşk mı?
Kalbi doksanların sonlarında bile heyecanla çarpıyordu. Halil Hoca aşktan bahsetmeyi severdi. Ondan en sık duyduğum cümle “Tagore’un aşk tanımı her şeyi özetler: Kaçarsan, kovalanırsın, aşk olur”du. 100. doğum gününün sabahında balkonunda kahve içerken yakın dostu ve nehir söyleşisinin yazarı Emine Çaykara, asistanı Birsen Çınar ve kızı Günhan İnalcık’la birlikte sabah kahvemizi içerken sadece aşkı değil, hayatının anlamını da özetlemişti: “Aşk, bütün kâinatı canlı tutan prensip.” O gün bize uzun yaşamının sırrının aşk olduğunu söyledi.
İnalcık’ın en çok cehalet ve bağnazlığın karşısındaydı. Yobazlığa tahammülü yoktu. Emek verip yazdığı eserlerin okunmamasına ise dayanamıyordu. 100 yaşına yaklaştığı zamanlarda bile sağlığı el verdiğince kendi adına yapılan sempozyumlara katılır, katılımcılar arasında onu kızdıran olursa en ön sıradaki yerinden ayağa kalkıp arkaya döner, işaret parmağını kaldırır ve herkese hitaben “Beni okuyunuz!” derdi.

Ata ile tanışma
Hocanın ilkokulun tahta sıralarında Atatürk’le tanışması ve Ata’nın kendisine yönelttiği coğrafya sorusuna verdiği cevap, Mustafa Kemal karşısında döktüğü soğuk terler kaderin bir oyunu olmalıydı. Çünkü İnalcık, bugün dünyanın dört bir yerinde, engin bir coğrafi alanda, sayısız dile çevrilen eserleriyle şahsen bulunduğu ve bulunmadığı tüm ülkelerde eserleri ve itibarıyla ölümsüzlüğe kavuşmuş durumda. Osmanlı tarihinde bir ekol yarattığı, adını saymakla yorulacağımız pek çok üniversite ve enstitü tarafından şereflendirildiğini hatırlatmaya gerek yok. Onu sadece bir Osmanlı tarihçisi olarak anmak ise onun Cumhuriyet üzerine yazdıklarına haksızlık olacaktır.
Sanırım 100 yıllık örnek alınacak bir hayatın anısına bugün yapmamız gereken: Onu okumak. Onu okuyunuz!

 

Doç. Dr. ÖZLEM KUMRULAR
Bahçeşehir Üniversitesi

Yazarın Son Yazıları

Atalay, Demirtaş, Kavala ve anayasa - Ziya Yergök

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) 1954’te onaylamış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru hakkını 1987’de tanımıştır

Devamını Oku
08.05.2026
Jeopolitik armağan - Nejat Eslen

1990’lı yılların sonlarında, tek kutuplu dünya düzeni içinde ABD, küresel üstünlüğünü sürdürmenin planlarını yapıyordu.

Devamını Oku
07.05.2026
Engizisyondan bugüne: Değirmenci MenocchIo’nun öyküsü - Okan Toygar

Asıl adı Domenico Scandella’ydı ancak Menocchio olarak bilinirdi.

Devamını Oku
07.05.2026
Emperyalizmin değişmeyen hedefi - Hamdi Yaver Aktan

“1970 yılının nisan ayında, Türkiye’de eylem içinde bulunan ve gençlik önderi durumunda olan gençlerle bir toplantı yapmıştık.

Devamını Oku
06.05.2026
Şafağın getirdiği acı - Abdullah Yüksel

Mayıs ayının başlarında, şafağın erken söktüğü sessiz ve açık bir geceydi.

Devamını Oku
06.05.2026
Sisyphos’un bacağındaki el - Metin Devrim

18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin o ağır çarkları arasında doğan, 1886’da Şikago’da “8 saatlik çalışma hakkını alabilmek” uğruna can veren işçilerin mirasıdır 1 Mayıs.18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin o ağır çarkları arasında doğan, 1886’da Şikago’da “8 saatlik çalışma hakkını alabilmek” uğruna can veren işçilerin mirasıdır 1 Mayıs.

Devamını Oku
06.05.2026
Petrodolar sistemi bitiyor mu? - Fikret Bayır

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 1 Mayıs 2026 itibarıyla Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ayrılacağını duyurdu.

Devamını Oku
05.05.2026
Yeni Sayıştay Kanunu ve Sayıştay ’ın görevleri - Turgut Aşçı

Sayıştay (Divan-ı Muhasebat) 1862’de Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet gelir ve giderlerini denetleyen, günümüz Sayıştay’ının temeli olan en yüksek mali denetim ve yargı kurumu olarak kurulmuştur.

Devamını Oku
05.05.2026
Aşı karşıtlığı ve toplumsal etkileri - Ülkü Sarıtaş

Bakteri, virüs gibi mikrobial ajanlarla meydana gelen hastalıklardan korunmak amacıyla etkisi zayıflatılmış mikrobial ajanlar veya bunların genetik yapısını taklit eden parçacıkların laboratuvarda üretilmesi ile elde edilen aşıların tarihçesi yaklaşık iki bin yıl öncesine dayanmakta, Çin ve Hindistan’da aşıya benzer uygulamaların yapıldığı tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Devamını Oku
04.05.2026
Eğitimde güvenlik sorunu - Levent Nayki

14 Nisan 2026 Salı günü Şanlıurfa’da bir okulda silah patladı.

Devamını Oku
04.05.2026
Gelir düzeyi ve kentsel dönüşüm - Aydın Öncel

Türkiye deprem kuşağında ve oldukça fazla riskli yapı stoğu olan bir ülke.

Devamını Oku
02.05.2026
Emek ve dayanışma - Kemal Akkurt

İşçi sınıfının 1886 yılında ABD’nin Şikago kentinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları başkaldırı hareketi, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nın ilk kıvılcımı oldu.

Devamını Oku
01.05.2026
İşçi sınıfı yeniden - Doğan Ergenç

20. yüzyılda işçi sınıfının önemli kazanımlar elde ettiğini söyleyebiliriz.

Devamını Oku
01.05.2026
1 Mayıs 137 yaşında - Engin Ünsal

Bugün İşçi Bayramı olarak kutlanan 1 Mayıs aslında kanla yazılmış bir emek hareketinin anılma ve sömürüye karşı evrensel dayanışmanın sergilendiği gündür.

Devamını Oku
01.05.2026
Sine-i millete dönmek - Şule Özsoy Boyunsuz

Türkiye’de kamuoyunca zaman zaman gündeme getirilen ve sine-i millete dönmek olarak ifade edilen “topluca istifa”, aslında anayasal olarak var olmayan bir beklentiye dayanıyor.

Devamını Oku
30.04.2026
Uçak gemileri - Hakan Ercan

Uçak gemileri, modern askeri gücün görkemli ve fakat tartışmalı unsurlarından biri olmaya devam ediyor.

Devamını Oku
30.04.2026
Maden işçilerinin zaferi üzerine - Cuma Gürsoy

“Onlar ki toprakta karınca, suda balık kadar çokturlar / Mücadelemizde sadece onların destanı vardır.”

Devamını Oku
30.04.2026
Denge ve denetim krizi - Mahmut Aslan

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından, özellikle muhalefetin kazandığı belediyelere yönelik adli ve idari süreçlerde belirgin bir yoğunlaşma gözlenmektedir.

Devamını Oku
29.04.2026
Yanlarına kâr kaldı... - Berna Özgül

Türkiye'de motokuryeler yalnızca ağır çalışma koşullarıyla değil, cezasızlıkla da mücadele ediyor.

Devamını Oku
29.04.2026
Çocuk koruma mı, dijital gözetim mi? - Mehmet Utku Şentürk

Türkiye’de sosyal medya kullanımına yaş sınırı getirilmesi ve VPN hizmetlerine kadar uzanan kimlik doğrulama zorunluluğu tartışmaları, yalnızca çocukların korunması meselesi değil; aynı zamanda temel hak ve özgürlükler açısından kritik bir kırılma noktasıdır.

Devamını Oku
29.04.2026
Doğum sonrası depresyonu anlamak - Ece Başak Karakaş

Doğum; ailenin heyecanla beklediği bebekle ilk karşılaşması, çoğu zaman sevinç, umut ve yeni bir başlangıç duygusuyla anlatılır.

Devamını Oku
28.04.2026
Laik, demokratik ulus devlet - Selçuk Kosa

Rönesans, 1400 ve 1700 yılları arasında Avrupa halklarının sırasıyla kilise ve monarşiye karşı başlattığı bilim ve özgürlük savaşıydı ve kazanıldı.

Devamını Oku
28.04.2026
Kentler suskun - Aykurt Nuhoğlu

Siyaset, hızlı düşünmeyi ve doğru kararları zamanında alabilmeyi gerektirir.

Devamını Oku
27.04.2026
Mustafa Kemal'in 36 saat süren Çanakkale röportajı

10 Aralık 1915 günü Çanakkale’den ayrılan Albay Mustafa Kemal, 1916’da tuğgeneraliğe terfi etti.

Devamını Oku
27.04.2026
Mustafa Kemal ve ‘Çanakkale Efsanesi’ - Hüner Tuncer

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı’nda yenilgiye uğratılan müttefik güçler, Çanakkale Boğazı’nı yalnızca donanma ile geçemeyeceklerini anlamıştı.

Devamını Oku
25.04.2026
Okul kapısında biriken öfke - Deniz Öztürk

Şiddet, Türkiye’de artık tekil bir davranış değil; dilde kurulan, kültürde beslenen ve kurumlarda derinleşen yapısal bir sorundur.

Devamını Oku
25.04.2026
BİÇİM, İÇERİK VE KALKINMA - Necdet Adabağ

Biçim, bir şeyin dış görünüşüdür.

Devamını Oku
25.04.2026
Şeffaflaşan baskı - Fadime Uslu

Ulusal egemenlik tam bu noktada kırılıyor: 23 Nisan’da makam koltuklarının çocuklara devredilmesi sırasında.

Devamını Oku
24.04.2026
Güç zehirlenmesi - Suna Türkoğlu

Anayasamıza göre “Devletin temel amaç ve görevleri” Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak olarak; çok açık, kesin ve net bir biçimde belirlenmiştir.

Devamını Oku
24.04.2026
Egemenliğin adı: 23 Nisan - Hamza Kiye

23 Nisan 1920, yalnızca bir meclisin açıldığı tarih değildir.

Devamını Oku
23.04.2026
Vatansever olmak, ya da olmamak… - Erol Ertuğrul

Kimse vatan haini olmak istemez.

Devamını Oku
22.04.2026
Yanılsamalar ve gerçekler üzerine... - Cengiz Kuday

Politika, çoğu zaman sanıldığı gibi gerçekleri bütünüyle inkâr etmek ya da doğrudan yalan söylemek değildir.

Devamını Oku
22.04.2026
Okullardaki şiddetin çözümü - Ömer Adıgüzel

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan silahlı eylemlerin gerekçelerine ve yapılması gerekenlere ilişkin çok farklı görüş ve çözüm önerileri elbette mümkündür.

Devamını Oku
21.04.2026
Egemenlik bölünemez - Cihangir Dumanlı

İktidar terörü bitiren hükümet olarak siyasal kazanç sağlamak amacıyla “terörsüz Türkiye” sloganı ile yeni bir açılım süreci başlatmıştır.

Devamını Oku
21.04.2026
Faturanın büyüğü buzdağının altında - Mehmet Özdağ

AKP iktidarının enerji politikaları, kamu kaynaklarının şirketlere aktarıldığı bir finansal mekanizmaya dönüştü.

Devamını Oku
20.04.2026
Çocuklar nasıl yetiştiriliyor? - Mustafa Küpçü

Çocukluk yıllarımda anımsadığım bir olaydır; Dükkân komşumuzun atölyesinden gelen feryat figan bir çocuk sesi ile irkildik.

Devamını Oku
20.04.2026
Okul saldırılarını çocuklarla konuşmak

Bazı haberler vardır, günlük yaşantımızın ortasına düşer, okur okumaz en yakınımızdakilerle paylaşma gereksinimi duyarız.

Devamını Oku
18.04.2026
Bir başka bakışla Köy Enstitüleri - Günay Güner

Geçen her yıl Köy Enstitülerinin değeri daha iyi kavranıyor, okullarımıza özlem artıyor.

Devamını Oku
18.04.2026
Cumhuriyet eğitimine vurulan hançer! - İhsan Tayhani

Kuruluşunun üzerinden seksen altı yıl geçmesine karşın Köy Enstitüleri, 1940’lı yılların özgün ve çağcıl bir eğitim atılımıdır.

Devamını Oku
18.04.2026
Cumhuriyetin eğitim devrimi - Mustafa Gazalcı

Kuruluşunun 86. yılını kutladığımız Köy Enstitüleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli eğitim devrimidir.

Devamını Oku
17.04.2026