‘Geleceği değiştirmek elimizde!’

‘Geleceği değiştirmek elimizde!’

20.04.2017 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yıl 1985. Aylardan kasım... “Randevuya sakın geç kalmayın. Genç hanımlar benim gibi ihtiyarları bekletmemeli...”
Marmara Etap Oteli’ndeki basın toplantısından bu sözlerle ayrıldığımda, bulutların üzerinde uçuyordum!
Nasıl uçmam ki! Henüz 40’ına varmamış gazeteci, “Genç hanım” ben, özel röportaj randevusu koparmıştım benim ve dünyanın hayran olduğu “ihtiyar”dan. O “ihtiyar” (o sırada 52 yaşındaydı) koca Rus şair Yevgeni Yevtuşenko’ydu... 4. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı için İstanbul’a gelmişti.
(Sevgili okurlar, referandum kumpasına hazırlanırken, 84 yaşındaki Yevtuşenko bu dünyadan ayrıldı. Bu yazı içimde kaldı... Kaldığı yerden devam ediyorum...)
Hiç bekletmedim. Çoktan okumuş olduğum “Babi Yar” (Türkçesi: Ülkü Tamer) , “Yaşantım” (Tektaş Ağaoğlu) ve “Zima Kavşağı” (Özdemir İnce) kitaplarının sağladığı donanımla vardım randevuya: Savaşa ve diktatörlüğe direniş, cesaret, dayanışma, sokaktaki adamın dili olma, geleneğe bağlılık ve yeniye uzanış, aşk... Onunki uzun soluklu bir şiirdi...
Boğaz’da bir masanın iki yanına o ve ben, öteki yanlarına, Sibirya’da İrkuksk stepleri, onu büyüten “Babuşka”sı, hayran olduğu Nâzım Hikmet ve Mayakovski yerleştik. Ama bu kadarla kalmadı. Saatler geçtikçe Walt Whitman ve Yasenin, Dostoyevski, derken, Victor de Sica, Fellini , Mozart’tan Edith Piaf’a müzik dünyasının ünlüleri, hepsi gelip paylaştı sofrayı.
O sıralar Gorbaçov-Reagan görüşmeleri var. “Elbet bunlar çok olumlu girişimler ama bundan bir sonuç çıkmaz” deyip onları çabuk yolladı masadan...
Kâh çok özel bir şey söylermiş, bir gizi açıklarmış gibi fısıldıyor, kâh meydanlarda, sahnede binlerce kişiye seslenir gibi... Öyle ya da böyle sesiyle, hali tavrı, edası, beden diliyle de hep teatral. O masadan kalktığımızda aradan dört saat geçmişti. İşte unutamadığım o buluşmadan kimi satır başları...
 
Genç bir ozanken
“Genç bir ozanken önümde yüksek engeller vardı. Ben bir sıçrayışta atladım. İlk sıçrayışta 2.20’lik engeli aştım. Sonra çıta 3 metreye çıktı. Yine atladım. Şimdi seyirci, 6 metreyi atla haydi diye haykırıyor... Oysa çıtayı belki 3 metre değil, bir iki milimetre yükseltebilirsin... Gel de bunu okura anlat...”
Hüzünlüydü bunu anlatırken... Batı dünyası “Babi Yar”ı göklere çıkarmıştı. Oysa kendisi o dönem değil sonra yazdığı şiirleri çok daha iyi buluyordu.
“Yazar beklentileri karşılamaktansa kendine kulak vermeli. Okur dalgalanmalarına aldırmamalı.”
“Amacım yazmayanların, yazamayanların yazarı olmak. Sıradan insanın sıradan olmadığını kanıtlamaya çalışıyorum.”
 
Hocalar ve aşk
“Benim hocalarım Yasenin ve Mayakovski. En etkilendiğim yazar Dostoyevski. Tek başucu kitabım olsa, Dostoyevski’nin ‘Ecinniler’ olurdu.”
“Benim kuşak Sovyet yazarları, biz sinemayla eğitildik. 2. Dünya Savaşı öncesi ve sırasında Sovyet sineması çok güçlüydü. Ne çok sinemaya giderdim. Onlarla büyüdüm. İlk şiirlerim yayımlandığında 15-16 yaşındaydım.”
Oynadığı ve yönettiği filmleri en ayrıntılı sahnelerine dek anlatıyor, anlatırken oyunculuğunu da sergiliyordu. Bayılıyordun oyunculuğa. Passolini İsa rolünü ona teklif etmişti ama Sovyet makamları izin vermemişti.
Hocaların hocası Aşk’tan da söz ettik: “Zima Kavşağı”nda “Küllendi sana olan aşkım” dese de kimi aşkların hiç küllenmediğini anlattı. “Aşk paylaşılmadı mı sonsuz acı veriyor. Ama bu acıyı çekmeyi bu duyguyu tatmamaya yeğlerim. Benim için sevilmek değil, sevmek önemli.”
Röportaj boyunca Nâzım’a sevgisini hayranlığını anlata anlata bitiremiyordu.
 
Ölüm ve enerji
“Yalnız aptallar ve kötüler, ölümü ve intiharı düşünmez” diye başladığı tiradını “Ömrü boyunca yaptığı gibi/ Mayakovski çağırıyor bizi/ Savaşmak için/ yaşamaya” dizeleriyle bitirdi.
“Yarın ölecekmiş gibi ne yapabilirsen yapmak, hiç ölmeyecekmiş gibi hep doğruyu arayarak yaşamak... Doğduğumuz an ölüme yaklaşıyoruz. Ölünce içimizdeki olumlu, olumsuz tüm enerjiyi yeryüzüne bırakıyoruz. Bunlar yüz yıl sonra bile çoğalmayı sürdürüyor. Bugün her kötülükte, her yalanda, bir kelebek öldürdüğünde dahi yarının güzelliğinden aydınlığından bir şeyler öldürüyorsun... Yani geleceği değiştirmek elimizde...” (Başlık referandumla ilgili değil yani, buradan geldi!)
“Kin, nefret, düşmanlık tohumları yerine sevgi, dostluk, barış tohumları ekmek hepimizin işi. Yalnız ozanların değil.”
Işıklar içinde uyu koca şair. Canevimde yerin var.
Tam yazımı bitirdim ki usta sanatçı, saygılı dost, efendi adam, güzel insan Bülent Kayabaş’ı yitirdiğimizi öğrendim. Ah! Tüm sevenlerine ve ülkemin güler yüzlü insanlarına sabırlar diliyorum...

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025