Karadeniz’den

Karadeniz’den

14.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan: Esir alınmış ama teslim olmayan sizler, dünyanın en hukuk dışı “casusluk davası”yla uğraşırken inanın başka herhangi bir konuda yazı yazmak, bana zulüm gibi geliyor. Özgürlüğümden utanıyorum. Aynı utancı yıllardır haksız yere tutsak edilen tüm arkadaşlarım için de yaşıyorum. Haksız yere hapiste yatanlar oldukça hiç kimsenin özgür olmadığı bilinciyle yazıyorum. Bu millet gerçekleri biliyor tesellisi de artık yetmiyor! Ama işte burası kültür sanat sayfası diye, yine de sürdürüyorum yazmayı.

EN UCUZ KİTABINIZ? 

Geçen hafta sonu Ordu’daydım. Altınordu Belediyesi’nin bu yıl 6. kez düzenlediği Edebiyat ve Kitap Günleri’ne katıldım. Harika bir fuardı. Her yaştan vatandaşın yoğun ilgisi vardı. Kalabalık, ilgili, meraklı bir salona konuştum, okurlarımla buluştum, kitaplarımı imzaladım. Salonlar doluydu. Gençler vardı. Çocuklar vardı. Emekliler, öğretmenler, öğrenciler, kadınlar vardı... İnsanların gözlerinde o çok özlediğimiz ışığı gördüm: Merakı.

Bir toplum hâlâ kitaba gidiyorsa, hâlâ yazar dinliyorsa, hâlâ soru soruyorsa, hâlâ imza kuyruğunda bekliyorsa... O toplum henüz teslim olmamıştır.

Altınordu Belediye Başkanı Ulaş Tepe ve Ordu’ya gelen Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse’nin de söyleşime katılmaları beni çok sevindirdi. Bugün memleketin dört bir yanında kültür sanat alanları daraltılırken, millet ekonomik baskıyla boğuşurken, kitap en pahalı bir ihtiyaç haline gelirken, gençler umutsuzluğa itilirken böylesine canlı bir kültür ortamıyla karşılaşmak insana umut veriyor.

İçimi en çok acıtan ise şuydu: Bugüne dek gençler bana, “Son yazdığınız kitap hangisi?” diye sorarlardı. Bugün ise “En ucuz kitabınız hangisi?” diye soruyorlar. Sonra dördü beşi bir araya gelip, paraları birleştirip ancak bir kitap alabiliyorlar. Kâğıdı, mürekkebi, yurtdışından dövizle alırsanız... Bizi bu hale düşürenler utanmalı ama onların zaten kitapla, okumakla ilgileri yok.

VAHŞİ MADENCİLİĞE HAYIR 

Karadeniz’e, hele Doğu Karadeniz’e her gidişimde aynı duyguyu yaşarım: Doğa burada yalnızca doğa değildir. Bir karakterdir, bir kişiliktir. Bir direnç biçimidir.

Bir hafızadır. Ve bütün bunlar oranın insanıyla bütünleşir.

Bugün Ordu halkı bir yandan kültür olaylarına yönelirken, konservatuvarında gençler yetiştirirken, atölyeler kurarken, Sanat Kafe’ler açarken, bir yandan da vahşi madencilik araştırmalarına karşı çıkıyor, toprağını havasını suyunu, doğasını korumaya çalışıyor. Çünkü Korgan Yaylası, Perşembe Yaylası tehdit altında. Burada planlanan maden sondajına karşı açılan davada binlerce Ordulu yaşam alanlarının yağmalanmasına karşı çıkıyor.

Daha önce valiliğin, “Burada maden sondajı yapılamaz, burası mera alanı olarak kalmalı” demesine karşın, yıllar içinde baskılar artmış ve valilik kararını değiştirmiş. Bilirkişi raporları, Danıştay raporları, olay yargıda... Ordulular işin peşini bırakmamaya azimli. Mahkemeyi ve bilirkişi çalışmalarını binlerce Ordulu izlemekte her an. “TEMA raporlarına göre Ordu’nun yüzde 74’ünü maden alanına ayırmaya niyetliler” diyorlar. Aynı durum birçok Karadeniz kenti için de geçerli!

VİCDAN BAĞI 

Anımsayın, Karadeniz Sahil Yolu yapılırken, pek çok kentte denize yapışık otoyol yapılırken, Ordu halkı büyük tepki göstermiş (1994) şehrin merkezindeki yaklaşık 5 kilometrelik şeridini korumuştu. Binlerce kişi “Sahilimize kezzap attırmayız”, diye yürümüş, sonunda proje değiştirilmiş ve Ordu’nun merkezi sahili korunmuştu.

Pazar sabahı denizle aralarına mesafe koydurtmayan Ordu’da milletin deniz kıyısının tadını çıkarmasını izliyorum. Kentin göbeğinden denize girilebilen ender kentlerden biri. Denizden anayola dek yemyeşil alanlarla parklarla dolu bir sahile sahipler.

Bugün vahşi madenciliğe karşı çıkan Ordu halkıyla, 1994’te sahiline sahip çıkan Ordu halkı arasında doğrudan bir vicdan bağı var gibime geldi.

“Otuz yıl önce denizi, sahili koruyanlar, bugün dağını, deresini, ağacını koruyor” demekten kendimi alamadım.

Kültür dediğimiz şey yalnızca kitapla sanatla ilgili değildir. Yaşadığı coğrafyaya vicdanla bakabilmektir.

Yeri gelmişken Esra Işık’a özgürlüğe hoş geldin, mücadeleye devam derken özellikle parti değiştirenlere hatırlatmak isterim: İnsan, ancak koruduğu şey kadar insandır. Örneğin İnsanlık onuru gibi...