Nefes alamıyoruz

Nefes alamıyoruz

24.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili okurlar,

Chicago’dayım. Northwestern Üniversitesi’nde Keyman Modern Türkiye Araştırmaları bölümünde düzenlenen “James Baldwin’in İstanbul’unda Özgür Olmak ya da Olmamak” başlıklı konferansında ana konuşmacıyım.

Çevrem ABD’nin her yerinden, Avrupa’dan ve Türkiye’den gelme profesör, bilim insanı, akademisyen dolu.

Daha konferans başlamadan mutlak butlan ve “Bilgi Üniversitesi kapandı” haberleriyle çıldırıyoruz. Moraller o biçim. Yakında ülkemizde aklı başında hiçbir akademisyen kalmazsa kimse şaşırmasın. Başka ülkeler onları kapışıyor. Zaten böyle giderse ülkede üniversiteye falan da ihtiyaç kalmayacak.

Bölüm başkanı İpek Kocaömer’in açış konuşması ve Sabancı Üniversitesi’nden Kenan Sharpe’ın beni tanıtmasından sonra sıra bende.

Belki de James Baldwin’i kanlı canlı tanıyan, onunla çalışan ve hâlâ hayatta olan ender insanlardan biri olduğum için ana konuşmacı olarak beni seçtiler diye düşünmeden edemiyorum.

Bir saatlik konuşmamı yaptım ve rahat bir nefes aldım. Hayır inanmayın. Rahat bir nefes almadım. Çünkü aklım fikrim ülkemdeydi. Olup biten mutlak rezillikte, alçaklıkta, ahlaksızlıktaydı.

Buradaki konuşmamı canım arkadaşım Jimmy’nin “İstanbul’da rahat nefes alabiliyorum” sözü üzerine kurmuştum.

Gelin görün ki artık boğuluyoruz. Artık ülkemde kimse rahat bir nefes alamıyor, alamaz.

Konuşmamın sonunda elbet bugünlere de değiniyordum.

Geriye dönüp baktığımda Jimmy’nin nice hallerini görüyorum: Aşk acısının çaresizliğinde başını omzuma dayayıp ağlayan... Tiyatro sahnesindeki bir sözü, bir duruşu saatlerce tartışan... İnsan hakları için mücadeleden vazgeçmeyen kişi.

68-70 yıllarında onu duygusal olarak anlıyordum... Bugün ise onu politik olarak anlıyorum. Etik olarak. Varoluşsal olarak anlıyorum.

Çünkü Baldwin yalnızca ırkçılıktan söz etmiyordu; gerçi siyah ve eşcinsel bir entelektüel olarak ırkçılıkla savaşmak onun tüm deneyimini belirliyordu. Ancak o, daha büyük bir şeyden söz ediyordu: İnsan onurundan. İnsanlığını ve onurunu sürekli savunmak zorunda kalmadan var olabilme hakkından.

DÜNDEN BUGÜNE...

1960’larda İstanbul; Baldwin’e nefes alacak, çalışabilecek, sevebilecek, düşünecek bir alan ve ortam sundu. Bana sık sık şöyle derdi: “Amerika’da nefes alamıyorum. İstanbul’da özgürce nefes alabiliyorum.”

On yıllar sonra dünyada George Floyd’un çığlığı duyuldu. Bir başka siyah ses, bir polisin dizininin altında haykırıyordu, “Nefes alamıyorum” diyordu. İşte o iki cümlenin arasında, insan onurunun hâlâ tamamlanmamış tarihi yatıyor.

Ve bugün... Ulusların, kimliklerin, dinlerin, etnik kökenlerin ötesinde milyonlarca insan yeniden aynı şeyi söylüyor: “Nefes alamıyoruz.”

Bunu sokaklarda duyuyoruz. Savaş bölgelerinde. Mülteci kamplarında. Hapishanelerde. Susturulmuş üniversitelerde. Sansürlenmiş gazetelerde. Baskı altındaki kimliklerde. Korkutulmuş demokrasilerde... Sözüm ona “demokrasilerde”...

İşte bu yüzden James Baldwin yalnızca Amerikan tarihine ait değildir. O, insanlığın vicdan tarihine aittir.

Baldwin’i olağanüstü yapan yalnızca büyük bir yazar oluşu değildi. Onu büyük yapan, insan acısına sırtını dönmeyi reddetmesiydi. O acı kendi ülkesini, kendi toplumunu, hatta kendisini suç ortağı yapıyor olsa bile.

O, gerçekle yüzleşmeyi talep ediyordu. Belki de bugün Baldwin’in hâlâ bu kadar önemli olmasının nedeni budur.

Çünkü biz, dinlemenin olmadığı bir gürültü çağında yaşıyoruz. Düşünmeden üretilmiş fikirlerin çağında. Empatiden yoksun görünürlüğün çağında. Ve ahlaki cesaretten yoksun bir öfkenin çağında...

Baldwin hayati bir şeyi anlamıştı: Eğer birbirimizin insanlığını tanıma yetimizi kaybedersek uygarlığın kendisi çökmeye başlar. Ve hayatta kalmanın bir yolu olarak sanat ve edebiyat önemliydi.

İstanbul’da “Düşenin Dostu” oyununun provaları sırasında bir geceyi anımsıyorum. Don Cherry müzik yapıyor, Jimmy fötr şapkası ve bastonuyla dans ediyordu. Kahkahaların, tartışmaların, cazın, şiirin ve tiyatro kaosunun ortasında şunu fark etmiştim:

Sanat, geçici yurtlar yaratır. Sürgünler için. Dışlananlar için. Yaralı ruhlar için. Hayal kuranlar için.

Ve belki de İstanbul, Baldwin için tam da buydu: Nefes alabileceği geçici bir yurt.

İNSANLIK ONURUNU SAVUNMAK 

Bugün nefret yeniden dünyanın dört bir yanında bu kadar kolay yayılırken... Otoriterlik kendine güven kazanırken... İnsanlar birbirlerinden korkmaları için kışkırtılırken... Diktatörler ulusal ve uluslararası yasaları yok sayarken... Gerçekler yerini yalana bırakırken... Zulüm sıradanlaştırılırken... Tekrar Baldwin’in sesine kulak veriyorum. Bana saf bir iyimserlik sunduğu için değil; insan onurunu, teslim olmadan savunduğu için.

En büyük umutsuzluk anlarında bile insanlıktan çıkarmayı reddettiği için.

Sevgili dinleyiciler, şimdi bu akşam burada, sevgili dostum Jimmy’yi anarken bir şeyi fark ediyorum:

James Baldwin İstanbul’a nefes almaya gelmişti.

Belki bugün bizim sorumluluğumuz daha da büyük: Herkesin ve her birimizin nefes alabileceği bir dünya yaratmak!

Yazarın Son Yazıları

Tuhaf, Saçma, Neyse...

“Biz bu adaletsizlikle mi yaşayacağız? Biz böyle nasıl devam edeceğiz?”

Devamını Oku
08.10.2026
Çağımızın Antigone’si

90 yaşına iki gün kala hocaların hocası, İoanna Kuçuradi sonsuzluğa göçtü.

Devamını Oku
04.10.2026
İşte hayatımız

Sonbaharla birlikte dolu dizgin etkinlik mevsimine daldık.

Devamını Oku
01.10.2026
Karaca Tiyatro yeniden

Önümde 15 Ekim 1979 tarihli Sanat Dergisi. Kapakta Toto Karaca, Mürvet Sim, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Şükran Güngör, Genco Erkal, Metin Deniz, Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Zafer Önen, Ulvi Alacakaplan, gepegenç bir Zeynep Irgat...

Devamını Oku
27.09.2026
Şiddet sarmalında

Şiddet bulaşıcıdır.

Devamını Oku
24.09.2026
Margarita’ya veda

Sevgili Gülsen Tuncer’in sonsuzluğa göçmesiyle sinema, tiyatro ve televizyon dünyamız yasa büründü.

Devamını Oku
20.09.2026
İştahla okumak...

Yaz bitti.

Devamını Oku
17.09.2026
Utanç duygusu

Bu yazının başlığı “Bizim iki 12 Eylül’ümüz” de olabilirdi.

Devamını Oku
13.09.2026
Gümüşlük’ten...

İzmir’deki Nâzım Hikmet sergisinden sonra rüzgâr beni Bodrum-Gümüşlük’e attı.

Devamını Oku
10.09.2026
Nâzım Hikmet müzesine doğru...

Dev boyutlarda, özenli, dikkatli, nitelikli bir sergi olacağını biliyordum.

Devamını Oku
06.09.2026
Canım Şükran Soner

Canım Şükran, Dün sabah, önce Cumhuriyet gazetesinin bahçesinde, sonra Şişli Camisi’nin avlusunda tüm Cumhuriyet âşıklarının, emek tutkunlarının, örgütlü mücadeleye inananların, seninle ve senin aracılığınla birbirlerimizle kucaklaşmalarını görmeliydin.

Devamını Oku
03.09.2026
30 Ağustos

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Nutuk” eserini okuyup anlamayanlar...

Devamını Oku
30.08.2026
Hisset... Haykır... Hayal et...

Sabancı Müzesi’ndeki Yoko Ono Sergisi’ni gecikmiş olarak izledim ve çarpıldım.

Devamını Oku
27.08.2026
Bilgesu Erenus’la...

Tiyatro, insanı insan yapan değerleri, emeği, insan onurunu, yaşama sevincini yüceltmeye yönelikse...

Devamını Oku
23.08.2026
Korkuyla umut arasında...

Sakın yukarıdaki başlığa bakıp politik bir şeyler okuyacağınızı sanmayın!

Devamını Oku
20.08.2026
Yazı söz dinlemiyor...

Yazmak böyle bir şey.

Devamını Oku
02.08.2026
Genco’ya tiyatro yapalım!

31 Temmuz 2024. Tiyatromuzun o eşsiz insanı Genco Erkal’ın sonsuzluğa yürüdüğü gün.

Devamını Oku
30.07.2026
Umudu canlı tutabilmek

Sadece sanat değil...

Devamını Oku
26.07.2026
Bunlar normal mi? (2)

Birkaç gün önce çevremde herkes birbirine soruyordu...

Devamını Oku
23.07.2026
Homeros’un aynasından

Yazının başlığı “Bugüne, Homeros’un aynasından bakmak...” olmalıydı, kısalttım.

Devamını Oku
19.07.2026
Bunlar normal mi?

Araya başka konular girdi.

Devamını Oku
16.07.2026
Dünyayı ‘aşk’laştırmak!

Kimi insanlar aramızdan ayrıldığında yalnızca bir insanı yitirmezsiniz.

Devamını Oku
12.07.2026
Deniz’in mektubu

Deniz Göktaş yıllardır sahnelerden sanatını icra ederken kitlelere söyledikleri nedeniyle hapse atılmadı.

Devamını Oku
09.07.2026
‘Bize sorulmadı’

Şu günlerde mezuniyet törenlerinden yükselen sesleri dinliyorum.

Devamını Oku
05.07.2026
Ben unutmadım. Ya siz?

Bugün 2 Temmuz.

Devamını Oku
02.07.2026
Silivri’de kucaklaşmak

Birçok yazar ve yayıncıyla birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasını izlemek için Silivri’deydik.

Devamını Oku
28.06.2026
Uygarlık düşleri

Önceki akşam AKM’de İstanbul Müzik Festivali’nde (İKSV) kendimi iki ayrı Türkiye arasında gidip gelirken buldum.

Devamını Oku
25.06.2026
Cazın direnci

Bir ülkede umudun tamamen kaybolup kaybolmadığını anlamak için gazetelerin manşetlerine değil, gençlerin gözlerine bakmak gerekir.

Devamını Oku
21.06.2026
Sanatın Belleği-Toplumun belleği

Hukukun bir gecede değiştiği, insanların sabaha karşı evlerinden alındığı, gençlerin umutlarının, emeklilerin yaşamlarının, kadınların güvenliğinin her gün biraz daha aşındığı bir ülkede yaşıyoruz. İyi sanat bize gerçeklikten kaçmayı değil, gerçekle yüzleşecek cesareti verir.

Devamını Oku
18.06.2026
Festivalde büyülü gece: Bedenimiz bir evrendir

Bomboş bir sahne. Arkada fonda dev bir ay...

Devamını Oku
14.06.2026
Darbeler arası festival

Oysa hepimizin nefes alma hakkı var. Nefes almak, gülümsemek, korkmamak, acı çekmemek, isyan etmemek, ülkemdeki ve dünyadaki rezillikleri kısacık bir süre için de olsa düşünmemek hakkı var.

Devamını Oku
11.06.2026
Korkuyorlar...

Dünyanın çivisi çıktı.

Devamını Oku
07.06.2026
Sevgili Osman, Çiğdem, Can, Mine ve Tayfun

Bu mektubu size Gezi’nin yıldönümünde yazıyorum.

Devamını Oku
04.06.2026
Baldwin hâlâ yaşıyor

James Baldwin’in “Kimseler Bilmez Adımı” kitabı, uzun yıllar sonra Bülent O. Doğan’ın çevirisiyle ilk kez Türkçe yayımlandı.

Devamını Oku
31.05.2026
Bayram gibi bayramları özlerken

Tam bayram öncesiydi.

Devamını Oku
28.05.2026
Nefes alamıyoruz

Sevgili okurlar, Chicago’dayım.

Devamını Oku
24.05.2026
Diktatörlerin ortak dili: Maval

“Bana maval okuma” deriz karşımızdaki aklımızla alay ettikçe, yalan söyledikçe, iftira attıkça, yalanlarla iftiralarla bizi oyalamaya kalktıkça, karşımıza geçip bize “masal” okudukça...

Devamını Oku
21.05.2026
Müzik ve Vicdan

Kimi akşamlar vardır; yalnızca bir konser dinlemezsiniz.

Devamını Oku
17.05.2026
Karadeniz’den

Sevgili Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan: Esir alınmış ama teslim olmayan sizler, dünyanın en hukuk dışı “casusluk davası”yla uğraşırken inanın başka herhangi bir konuda yazı yazmak, bana zulüm gibi geliyor.

Devamını Oku
14.05.2026
Seyahat sanatı

İnsan neden yola çıkar?

Devamını Oku
10.05.2026