Köşe Yazısı

A+ A-

Dünyanın gözünde ‘Cumhuriyet davası’

Paylaş
instela'da paylaş
30 Temmuz 2017 Pazar

Alman şirketleri hakkında teröre destek kuşkusuyla hazırlanan liste için, biliyorsunuz... “Pardon, iletişim hatası” dendi.
Sonra Başbakan Yıldırım, Türkiye’de 20 milyar Avro’luk yatırımı olan Alman CEO’larla büyük bir “barış kahvaltısında” bir araya geldi.
Onlara; “Gerilimden zarar görmenizi istemeyiz!” diyerek güvence verdi ve ekledi: “Biz sizi Alman şirketi değil, bu ülkenin şirketi olarak görüyoruz!”
Bunlar, “Türkiye, Avrupa değerlerinden uzaklaşıyor. Türkiye politikamıza yeni bir yön gerekli. Hukuki güvencelerin olmadığı Türkiye’ye seyahat etmenizi, yatırım yapmanızı teşvik etmiyoruz!” diyen Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in alarm çanları çalan açıklamalarının ardından yaşanan olaylar.
Yıldırım’ın Almanlarla ortamı yumuşatmak için devreye girdiği aşamada ne ki, dünya “Cumhuriyet davası”nı konuşuyordu.
Uluslararası medyanın önde gelen hemen hemen tüm yayın organlarında yer alan dava, bir basın davası olmasının ötesinde Türkiye’de yok olma kertesinde hırpalanan “hukuk güvencelerine” ayna tuttu.
Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) namına davayı izleyen gözlemcilerden Steven Ellis sözgelimi “Türkiye’de durum gitgide kötüleşiyor. Hayal edilemeyecek şeyler oluyor!” şeklinde demeçler verdi.

‘Türk şirketi’ güvencesi(!)
Diğer uluslararası yayınların yanında Almanya’nın en önemli yayın kuruluşu Deutsche Welle’ye de konuşan Ellis; “Cumhuriyet davasını, Türkiye’de olup biten her şeyin bir simgesi, tipik örneği” olarak tanımladı.
Alman CEO’lar sizce bu durumda “Biz sizi Türk şirketi olarak görüyoruz!” diyen Yıldırım’ın sözleriyle teselli bulabilir mi?
Yoksa daha ziyade “hukuki her belirsizliğe” açık Türk şirketlerinin başlarına gelebilecekleri düşünüp içten içe ürperirler mi?
Anketler Almanların yüzde 80’inin Türkiye’nin artık bir “demokrasi olmadığını” düşündüğünü ortaya koyuyor. Yüzde 92, aynı anketlerde Türkiye’ye artık tatile gelmeyi hiç düşünmediklerini belirtiyorlar.
Özetle sorun “bir kahvaltıyla” halledilebilecek gibi değil.
Almanya, yoğun ilişkilerimiz nedeniyle, en göz önündeki örnek. Türkiye’nin yurtdışı imajı, bu somut biçimde hissedilir “hukuk devleti” ufalanması nedeniyle her yerde un ufak olmuş durumda.
Hafta boyunca Çağlayan’da dünya basınının gözleri önünde cereyan eden, somut delillerden, dayanaklardan yoksun... “Cumhuriyet davası”, misal artık ülkede gazeteciliğe yer kalmadığı izlenimi yaratıyor.

Mahkemede ‘haber’ savunmak
Dokuz ay tutukluluktan sonra basın özgürlüğü gününde ilk kez mahkemeye çıkartılan gazeteciler, savcıların önünde örneğin manşetlerini ve haberlerini savunmak zorunda kalıyorlar.
Bir bir “hangi gerekçeyle, niçin, bu manşeti attın?” sorgulamasına maruz kalan Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Sabuncu’nun savunmasında sarf ettiği sözler, davayı izleyen tüm yerli-yabancı gazetecilerin belleğinde yer eden sözler oldu.
“Dostlar süreçte bana en ağır gelenin ne olduğunu soruyor” diyen Murat ekledi:
“Evinin polis tarafından basılması mı? Yatak odana girilmesi mi? 47 yaşında bir adam olarak Silivri’ye girerken pantolonunu çıkartmak zorunda kalman mı? Hiçbiri değil. Manşetleri savunmak, en ağır geleni!”
Dış basın önünde bunların hepsi kayda geçti. ABD’den Litvanya’ya; Avusturalya’dan Endonezya’ya, Danimarka’dan Trinidad ve Tobago’ya dek haber oldu.
Dünya basınında çıkan haberlerin ekseni basın özgürlüğünün Türkiye’de artık yok olma kertesinde daraldığıydı.
Uluslararası medyada tüm değerlendirmeler Türkiye’nin nasıl dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine dönüştüğünü anımsattı.
Gazetecilikle terörizm farkının Türkiye’de gitgide yok olduğuna işaret ettiler.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nden Christophe Deloire örneğin, “Cumhuriyet davası”nın anafikri olarak, “Mesleklerini yapan gazetecilere Türkiye’de artık terörist muamelesi yapılıyor” dedi.
Başbakan Yıldırım’ın Çankaya’da Alman CEO’lara verdiği kahvaltıyla eşzamanlı olarak Çağlayan’da izlediğimiz “Cumhuriyet davası” neticesinde Türkiye, Times’ın bir başyazısında söz ettiği gibi “iş dünyasına açık, gazetecilere kapalı bir ülke” olarak tanımlanıyor.
Kısaca ortaya bir “Çin modeli” çıkıyor.
Avrupa’nın yamacında İslami kılıflı bir Çin modeli ne denli rağbet görür, yeşerir... Siz karar verin.

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Adalet Yürüyüşü’ndeki o insanlar nerede? 17 Eylül 2017 Paz
Mavi Balina 16 Eylül 2017 Cmt
Barselona.. 20 Ağustos 2017 Paz