Proje...
Nilgün Cerrahoğlu
Son Köşe Yazıları

Proje...

24.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Proje nedir?” deseniz “Budur!” derim.

“Proje” dendiğinde karşınıza şu tanım çıkıyor: “Bir siyasi figürün, şahıs ya da ideolojinin dış güçler (emperyalizm) tarafından kurgulanıp iktidara getirilmesi, yönlendirilmesi, belirli bir amaca hizmet için sahaya sürülmesi.”

Trump ve ekürisi Netanyahu, iki aylık İran savaşında bu tanıma bire bir uyan bir “proje” doğrultusunda, eski İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı yeniden iktidara getirmeyi hedeflemiş.

2005-2013 yıllarında iki kez cumhurbaşkanlığı yapan, ancak koltuğa doymayan, 2017-‘21-‘24 seçimlerinde ısrarla cumhurbaşkanlığına yeniden adaylığını koyan, ne ki dini lider tarafından engellenen, son dönemde de ev hapsinde tutulan Ahmedinejad’ı, Trump ve Netanyahu ikilisi İran’ın Delcy Rodriguez yapmayı amaçlamış.

Delcy Rodriguez, Ahmedinejad gibi rejmin içinden, göbeğinden gelen ve Venezuela’da malum Maduro’nun ABD güçleri tarafından kaçırılmasının ardından selefinin koltuğuna oturmakta tereddüt göstermeyen bir aparat.

Trump ve Netanyahu İran rejiminin tepesini de açılış bombardımanlarıyla tasviye ettikten sonra, Ahmedinejad’ı işte böyle Delcy Rodriguez gibi maşa yapmaya karar vermişler.

Kararı Ahmedinejad’ın gıyabında da almamış, kendisine danışmışlar.

Dudak uçuklatan bu bomba haberi hafta içinde New York Times’ta (NYT) “İran savaşı başındaki plan, şahin eski cumhurbaşkanını yeniden iktidara taşımaktı” başlığı altında okuduk.

Bu minval haberlerin gün yüzüne çıkması, vaktiyle yıllar geçtikten sonra gizli istihbarat arşivlerinin açılmasıyla mümkün olabilirdi. Bugün kirli planları eşzamanlı bir şeffaflıkla takip edebiliyoruz.

Gözlerimizin önünde neredeyse film çevriliyor. Yakında Netflix’te dizisi de çıkar.

GEL DE ORTAYLI’YI ANMA 

Haberin en şaşırtıcı yanı, ABD-İsrail maşası olmaya namzet gösterilen adayın akla gelebilecek en “vatan-millet-Sakarya” kimliğine sahip olması.

Devrimin ve kurucu ideolojinin bağrından çıkmış, rehine krizinde ön safta yer almış, “İsrail’i haritadan sileceğiz” salvoları ile hatırlanan, Tahran’ın mütevazı semtlerinde oturduğu gençlik yıllarında ezilenlerin bayrağını taşırken iktidarda yolsuzluk ve sandık hileleriyle özdeşleşegelen bir isim Ahmedinejad.

İsrail ve ABD istihbaratı, Ahmedinejad’ı tekrar koltuğa taşımak karşılığında acaba neler talep etti? Onu bu pozisyona nasıl ikna ettiler?

İranlı lider baştan beri mi İsrail ve ABD ajanıydı yoksa sonradan mı oldu? Şimdi nerede? Hayatta mı? Değil mi?

Bu soruların yanıtı yok.

İranlı siyasetçinin akıbetinin bundan böyle Batılı istihbaratçılar tarafından da İran hükümeti tarafından da bilinmediği söyleniyor.

Kısaca yer yarılmış içine girmiş Ahmedinejad.

Bu arada plan bozulmuş. Tahran’a düşen bombalardan Ahmedinejad’ın evi ve korumaları da payını alınca eski İran cumhurbaşkanı İsrail ve ABD’nin vaatlerine güvenemeyeceğini görmüş. Ve arazi olmuş.

NYT yazısını okurken İlber Ortaylı’yı hatırlamadan edemedim.

Son söyleşilerinden birinde, “Amerikalılar Ortadoğu’yu hiç anlamaz!” diyordu: “En büyük düşünce kuruluşları bile masa başında analizler, bölge gerçeklerinden uzak önerilerle başlarını taşa vurur. Bölgeye özgü dinamikleri yakalayamazlar.”

NYT hikâyesinin de anafikri bu: Venezuela ile İran’ı -misal- bir tutmak nedir?

Haberde en ilgi çekici boyut, “kukla sıfatıyla” akla gelebilecek en son ismi düşünmeleri: Yiğitliğe en toz kondurmayan, en üst perdeden atıp tutan ancak pratiğe gelince “en pragmatik” olan kişiyi -ki NYT döne döne bunun altını çiziyor!- seçmişler.

“Koltuğa yapışan” siyasi kimlikleri, bu tuzağa çekmek daha kolay oluyor.

Emperyal güçler özellikle bu zaaftan yararlanıyor ve bu zaaftan içeri dalıyor.

‘K’ YAZILIR ‘KÂBUS’ OKUNUR

“Zamk” derken aklıma “K” kâbusunun gelmemesi olanaksız. “K” yazılır, “kâbus” okunur.

Kılıçdaroğlu’nun sil baştan CHP genel başkanlığına dönmesi, geride kaldığını varsaydığımız tüm kâbusları hortlattı.

Hangisini yazsam?

2003 seçimleri arifesindeki yoklamalarda “en zayıf aday” olarak tanımlanmasına karşın adaylığını göstere göstere dayatması mı?

Hezimeti ardından “Pişman değilim” sözleriyle karşılaması mı?

“Tıpış tıpış oy verecekler” komutuyla konumlandırdığı seçmenleri zerre umursamaması mı?

Adaylık pazarlığında bizim oylarımızla Meclis’e taşıdığı Babacan misali siyasal İslamcıların şimdi dönüp “Ülkeyi CHP’ye bırakmak istemiyoruz!” cüretini kendilerinde bulmalarına yol açması mı?

“Ekmek için Ekmeleddin” bahsini hiç açmıyorum bile.

Kılıçdaroğlu deyince aklıma ilk gelen özellik bu: “Dayatma.”

13 yıl katlandık. Yine mi? Yok, yeter artık.

İyi bayramlar.