Bazı Saçmalıkların Sonu
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Bazı Saçmalıkların Sonu

16.06.2014 02:00
Güncellenme:
Takip Et:

IŞİD’in Musul’u alması ve Bağdat’a doğru ilerlemeye devam etmesiyle birlikte Ortadoğu’da tarihin akışı birden hızlandı. Böyle anlarda gelişmeleri olurken tanımlamak belki kolay, ama sağlıklı bir biçimde yorumlamak çok zor.
Hızla değişen görüntülere bakarken ilk anda şunu düşündüm: Günümüzün koşulları bırakın “Yeni Osmanlı” saçmalıklarına, modern imparatorluk hayallerine, “realiteyi biz yapıyoruz” saçmalıklarına yaşam hakkı tanımıyor. Ancak bu saçmalıklar, yok olana kadar ülkelerin, insanların yaşamlarını altüst etmeye, insani felaketlere yol açmaya devam ediyorlar.

Bir imparatorluk projesi ve...
Bunları yazarken ABD’nin imparatorluk projesini, AKP’nin “starejik derinlik” hülyalarıyla bir asalak gibi bunun sırtına yapışarak geliştirmeye heveslendiği “Yeni Osmanlı” projesini düşünüyorum.
ABD yönetimi, ekonomik kültürel gerilemeyi askeri üstünlükle dengelemeye ilişkin bir imparatorluk projesini başlatmak için 11 Eylül felaketinden yararlandı. “Terörizme karşı küresel savaş” ilan edildi, “Büyük Ortadoğu” yeniden düzenlenecek; cihatçı terörizmin ekonomik, siyasi kültürel kaynakları, ılımlı İslamın yardımıyla kurutulacaktı.
Afganistan, Irak savaşlarının, işkence skandallarının çok iyi bilinen tarihini tekrarlamaya gerek yok. Bu projenin nasıl iflas ettiğini görebilmek için başımızı kaldırıp etrafa bakmak yeterli. Afganistan’da Taliban yeniden iktidara gelmek üzere, Pakistan yıkılma noktasında, sallanıyor. Ortadoğu’da ABD, Irak direnişini bastıramayınca Sünni-Şii düşmanlığını, canavarını yardıma çağırmıştı. Böylece ABD Irak’ta açık seçik bir yenilgiden belki kurtuldu, ama Irak’tan geriye ne kaldıysa son derecede kanlı bir iç savaşla hızla yok olmaya başladı.
Radikal cihatçı İslam, diğer ismiyle El Kaide ve türevi örgütler Saddam döneminde tutunamadıkları Irak’ın enkazı üzerinde hızla gelişti. Benzer bir manzarayı Libya’da da görüyoruz. ABD ve Avrupa cihatçı grupları kullanarak Kaddafi’yi devirdiler; Libya devletini, toplumunu yıktılar. Bu sırada Kaddafi rejiminin silah yığınağı, El Kaide türevi grupların eline geçerek “Büyük Ortadoğu” ve Orta Afrika’ya yayıldı. Cihatçı gruplar, Kuzey Afrika’da, Gana, Mali, Nijerya, Somali gibi ülkelerde hızla büyümeye, etkinliklerini artırmaya başladılar.
Libya fiyaskosunun ardından, Esad rejimine karşı başlayan başkaldırı, Ortadoğu’da etkisini artırmakta olan İran’ı dengelemek amacıyla Batı tarafından silahlandırıldı, bir iç savaşa dönüştürüldü. Irak’ta sürmekte olan Sünni-Şii savaşı, IŞİD ve El Nusra gibi cihaçı örgütlerin Suriye’ye geçmesiyle Lübnan, Ürdün, Türkiye gibi ülkeleri de etkisi altına alarak genişledi. Cihatçı örgütler bu savaşın üzerinde, Batı’nın, petrol monarşilerinin ve Türkiye’nin desteğiyle güçlenerek Irak ve Suriye’yi kapsayan, ama genişleme kapasitesi yüksek, bir birleşik savaş alanı oluşturdular. Bu alanda IŞİD, Türkiye sınırında, Kürdistan’dan başlayarak Musul’a kadar uzanan alanda en etkili savaşçı grup konumuna yükseldi; kendince bir “Halife”lik inşa etmeye başladı.
ABD terörizme karşı savaş açtı, Kuzey-Orta Afrika’dan Ortadoğu’ya, 50’den fazla örgüt, sayıları 100 bine ulaşan cihatçı savaşçı oluştu. ABD İran’ı tecrit etmek için Suriye’yi ateşe attı; şimdi İran’la bölge sorunlarını da kapsayan konularda doğrudan görüşüyor...

...sırtında yapışan asalak...
ABD bu imparatorluk projesine başlarken iktidara gelen AKP, daha sonra Dışişleri Bakanı olacak Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” kitabının, “küresel hegemona yaslanarak bölgede güç yansıtma” savına uygun biçimde ABD’nin projesine kendi projesini monte etmeye heveslendi. Başbakan kendini Büyük Ortadoğu Projesi’nin “eşbaşkanı” ilan etti. Daha sonra, AKP tüm Sünni İslam dünyasına “örnek ülke olarak” sunulmanın heyecanına kapılıp Ortadoğu’nun, İslam dünyasının lideri olmaya, Irak Kürdistanı’nı kendine bağlamaya, Osmanlı nüfuz alanını restore etmeye kalkıştı.
AKP Türkiyesi’nin Davutoğlu patentli,komşularla “sıfır sorun” dış politikası, “Arap Baharı”yla birlikte, çok kısa sürede, Türkiye’yi “herkesle sorunlu” ülke konumuna taşıdı. “Arap Baharı”, Müslüman Kardeşler’in yükselişi ve düşüşü bir yandan; cihatçı güçlere (teröristlere) verilen o kadar desteğe (tapelerde 2000 TIR’dan söz ediliyordu), açılan sınırlara, hatta açılan kucağa karşın Beşşar Esad rejiminin yıkılmamakta direnmesi öbür yandan, AKP’nin Osmanlı restorasyonu projesini öldürdü.
“Arap İsyanı”, Suriye iç savaşı, İran’daki nükleer enerji projesi ABD’nin bölgedeki gelişmeleri yönlendiremediğini ortaya koydu. Artık “ABD Sonrası Ortadoğu” başlıklı kitaplar, makaleler yayımlanıyordu. AKP Türkiyesi’nin “örnek” olduğu zamanlar ise bir taraftan Arap entelijensiyasının burun kıvırmasıyla, diğer taraftan AKP rejiminin gittikçe artan baskıcı karakterinin etkisiyle çoktan unutulmuştu.
ABD’nin imparatorluk projesi batarken onun sırtındaki asalağın da batmaya başlamaması olanaklı mıydı?

İmparatorluk ve Cumhuriyet
Roma İmparatorluğu’nun deneyiminin de gösterdiği gibi imparatorluk ve Cumhuriyet bağdaşmaz. İmparatorluk hemen kendi vatandaşlarını da hedef almaya, muhalif sesleri susturmaya, hak ve özgürlükleri kısıtlamaya başlar.
ABD imparatorluk projesi ABD’de vatandaşların hak ve özgürlüklerine darbe üstüne darbe vurdu. İstihbarat örgütleri yalnızca başka ülkeleri değil, kendi vatandaşlarını da izlemeye, özel yaşamın mahremiyetini ortadan kaldırmaya başladı. Geçen hafta The Guardian’ın aktardığına göre ABD yönetimi ve Pentagon, üniversiteleri, kitlesel olayları önceden tahmin etme ve olay patladıktan sonra denetleme yöntemleri konusunda araştırma yapmaya yönlendiriyormuş. Diğer bir deyişle ABD ordusu kendi vatandaşlarına karşı savaşmaya hazırlanıyor.
Türkiye’de de benzer bir süreç çok daha sert biçimde yaşanıyor, imparatorluk hayalleri Cumhuriyeti öldürüyor... Dışarda Osmanlı nüfuz alanı restorasyonu projesi, içerde hızla Osmanlı kültürünün, dinci baskı rejiminin, obskürantizmin, tek adam yönetiminin keyfi şiddet uygulamalarının, erkek egemen şiddetin restorasyonuna dönüştü. İmparator adayı, iktidarı kimseyle paylaşmayacaktı, herkes haddini bilecekti, bilmeyen bedelini ödeyecekti....
Böylece, imparatorluk projelerinin, buna asalak olarak yapışmış projelerin iflasının, yanı sıra, bölgeleri silah zoruyla yeniden düzenlemeye, “dışardan” demokratikleştirmeye, siyasal İslamla demokrasinin bağdaşabileceğine, ılımlı İslamın kapitalist demokrasi açısından seküler rejimlerden daha “kullanışlı” olabileceğine ilişkin saçmalıklar da iflas etti.
Gerçek ya da asalak imparatorluk adayları ülkelerin rejimlerini yıkmakta ve düzenlemekte cihatçı güçleri de kullandılar; pratikte kaplanın üstüne binmiş salaklara benzediler. Şimdi kaplanın sırtından inmek istiyorlar, ama nasıl!!  

Yazarın Son Yazıları

‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025
‘Gizli (stealth) sömürgecilik’ ve Türkiye

Cumhurbaşkanının ABD ziyareti, MAPEG’in, 33 ilin topraklarını doğrudan madencilik yatırımlarına açması emperyalizm tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Devamını Oku
02.10.2025
‘Aynanın’ öte yanında

Bilimde bazen bir sıçrama yalnızca araştırmacıların dar çevresini değil, tüm insanlığın geleceğini etkiler. 2020’de DeepMind’in geliştirdiği AlphaFold sistemi böyle bir andı.

Devamını Oku
29.09.2025
Yapay zekâ dünyayı yutuyor

“YZ dünyayı yutuyor” artık abartılı bir iddia değil.

Devamını Oku
25.09.2025
Güney Avrupa’da demokrasiye geçiş

Tsiridis’in çalışmasının en güçlü yanı, somut tarihsel analizleri belgelerle destekleyerek sivil toplumun (çoğunlukla göz ardı edilen) rolünü vurgulaması.

Devamını Oku
22.09.2025
Üzüm üzüme bakarak...

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor.

Devamını Oku
18.09.2025
İsrail Gazze’de ne yapıyor?

Gazze’de yaşananlar, uluslararası medyada sıklıkla “çatışma”, giderek soykırım olarak tanımlansa da Prof. Jiang Xueqin olanların arkasında çok daha karanlık bir gerçeğin yattığını söylüyor.

Devamını Oku
15.09.2025
11/9/01: Nereden nereye

ABD yönetimi, yeni savunma stratejisi raporunu, (QDR2001), 11 Eylül 2001 “olayının” tozu yatışmadan açıklamıştı.

Devamını Oku
11.09.2025
Endonezya’da isyan

Endonezya, yaygın protesto gösterileriyle sarsılıyor. Başkent Cakarta’dan ülkenin dört bir yanına yayılan bu olaylar, sadece yerel bir huzursuzluk değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin çevre ülkelerde yarattığı derin eşitsizliklerin, devlet şiddetinin bir ürünü. İsyanın temelinde rejimin tüm kilit kurumların, parlamento dahil, içini boşaltmasıyla, demokratik haklarını kaybetmekte olduklarını hisseden geniş kitlelerin tepkisi yatıyor.

Devamını Oku
08.09.2025
Küreselleşmeden sonra, üç fotoğraf

“Küreselleşme” yerini parçalanmaya bırakıyor, bir yeni-jeopolitik şekilleniyor.

Devamını Oku
04.09.2025
ABD’de faşizm ve direniş

Trump, seçim kampanyası boyunca, diktatör olmak dahil tüm arzularını açıkça söyledi. Dahası, Heritage Foundation “Project 2025” başlığı altında 900 sayfalık bir faşist devlete geçiş programı yayımladı. Bu program, devlet bürokrasisindeki özellikle de güvenlik bürokrasisindeki, “kurumsalcıları” ve “anayasalcıları” tasfiye ederek yerlerine başkana sadık olanları atamayı planlıyordu.

Devamını Oku
01.09.2025
Eski olguya yeni kavram

Uluslararası ilişkiler alanında yeni bir kavram var: “Ekonomik zorlama çağı” (Foreign Affaires).

Devamını Oku
28.08.2025