Bilimkurgu yazarı Ayşe Acar, Alevi-Bektaşiliğin fantastik romanını yazdı

Fantastik ve bilimkurgu yazarı Ayşe Acar’ın “Kırklar Meclisi Hünkâr Bektaş” adlı romanı çıktı. Acar, Alevi-Bektaşi geleneğinin ilk modern fantastik edebiyat örneği olan bu romanı için “Velayetname’deki Hünkâr’ın, Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gandalf’tan daha çarpıcı bir karakter olduğunu düşündüm” diyor.

23 Eylül 2021 Perşembe, 14:33
Abone Ol google-news

Ayşe Acar (Fotoğraflar: Cumhuriyet Pazar)

Ayşe Acar’ın özel ilgi alanı yapay zekâ ve felsefe, özellikle de din felsefesi. Eğitimi felsefe üzerine... İlk romanı “Bay Binet”i, “Yeşil Adam” ve “Bayan Nima” izledi. Acar, İngilizce’ye de çevrilen Yüzyıl serisinde bilimkurguyu ve dinler mitolojisini yan yana getirdi. 

Yazar, bu kez de Alevi-Bektaşi geleneğinin ilk modern fantastik edebiyat örneği olan “Kırklar MeclisiHünkâr Bektaş” romanıyla yeni bir yolculuğa çıkıyor. 

Hünkâr Hacı Bektaş’ın fantastik bir romanın ana kahramanı olmasını şöyle açıklıyor Ayşe Acar:

“2019 yılında Oxford Üniversitesi St. Edmund Hall’a Yeşil Adam kitabımdaki Hızır’ı anlatmak için davet edilmiştim. Sonrasında Yüzüklerin Efendisi’nin yazarı Tolkien’ın şehri Oxford’da gezinirken Velayetnamedeki Hünkâr’ın, Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gandalf’tan daha çarpıcı bir karakter olduğunu düşündüm. Kırklar Meclisi’nin bir üyesi olan Hünkâr, hayvanlarla konuşan, güvercin, şahin gibi hayvanların kılığına giren, yağmur yağdıran, denizin üzerinde yürüyen, gerektiğinde savaşa katılmaktan çekinmeyen, coşkulu ve kendinden emin bir insan. Velayetname, Alevi-Bektaşi geleneğinin temel başvuru kaynaklarından biriydi. Ana ilkeleri olduğu gibi koruyarak bugünün dili ve hayal dünyasıyla fantastik bir roman yazılmalıydı. Döner dönmez büyük bir heyecanla bu romanı yazmaya koyuldum.”

Acar’la Hacı Bektaş Veli Yılı’na rastlayan kitabını konuştuk.

UNESCO 2021 yılını Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Yılı ilan etmişti. Hünkâr Hacı Bektaş Veli ölümünün 750. yıldönümünde çeşitli etkinliklerle anılıyor. 

‘ZİP’LENMİŞ ALEVİLİK

“Kırklar Meclisi Hünkâr Bektaş”ı okumayanlar için nasıl özetlersiniz?

Hikâye “başka bir yer” diye bir yerde geçiyor. “Karanfil Kokulu Köy” adında bir yer bu. Ehlibeyt’in yani On İki İmam’ın karanfil kokulu olması inancına vurgu yapılıyor. O soydan gelenlerin karanfil kokulu olması nedeniyle o köyün adı “Karanfil Kokulu Köy." Aslında o köy, bugünkü Hacıbektaş ilçesi. Biraz da ütopik bir yer olduğu için, mesela çocukların ayağında talaria denen sandaletler var, uçabiliyor çocuklar. Büyülü bir tülle köyün etrafı kapalı ve herkes içeri giremiyor. Köyde fantastik işler var. Dergâhın altında leylak kokulu atlar yaşıyor ama tehlike anında ortaya çıkıyorlar. Beştaşlar konuşuyor, delikli taş konuşuyor.

Ayrıca köyde her gün on iki hizmet yürütülüyor. Köyün günlük yaşamı sanki cem ayini gibi. Yani uyanıyorlar meydancı gidiyor köy meydanını toparlıyor, saka gidip karanfilleri suluyor, gözcü hemen köyün dışına çıkıyor. On iki hizmet köyün günlük yaşamı zaten. Bu köy üzerinden hem Hacı Bektaş ve çevresindeki derviş ilişkilerini, Hacı Bektaş’ın çocuklara, hayvanlara, kadınlara bakışını ve genel felsefesini anlatmaya çalıştım.

Bir de Kırklar var. Çünkü Hacı Bektaş Kırklar’ın bir üyesi. Bunu biz söylencelerden biliyoruz. Biliyoruz ki Kırklar’ın 17’si erkek 13’ü kadın. Selman-ı Pak, Ebu Zer, Hz. Ali’nin kızı Zeynep, Cafer-i Sadık, Hasan ve Hüseyin gibi pek çok ismi biliyoruz. O bilinen isimlerin bir grubunu ön plana çıkarıp Hacı Bektaş’ı da dahil ederek Kırklar’a bir takım maceralar yaşattım.

Sonra o Kırklar Karanfil Kokulu Köy’e de geliyorlar. Bir saldırıya uğruyorlar. Orda Türk mitolojisini işlettim. Albız Türk mitolojisine ait. Alevilik de Horasan’dan Türk kokusunu ve dokusunu alarak Anadolu’ya girdiği için Albız’a da yer var bu geleneğin içinde. Albız’la bir gerilim yaşıyorlar. Savaş var ve o savaşta Hz. Fatma’nın rolü oluyor. Romanı ziplenmiş bir Alevilik gibi kodlamaya çalıştım. “Ayşe” dedim, “bu romanın bir çocuğun eline geçtiğinde Alevilikle ilgili temel kodları bilsin; Güruh-u Naci lafını duysun ve nereden çıktığını bilsin; Tarık diye bir şey olduğunu bilsin.” Mümkün olduğu kadar ana ilkeleri korudum ama kendi hayal gücümü de kattım.

HACI BEKTAŞ VELİ YILI TESADÜF OLDU

Kitabı okuyan gençler İslam tarihini, Alevi tarihini çok iyi bilmiyorsa romanı anlayamaz diye bir kaygım var.

Hiç anlamasalar da çok iyi bir macera diye okuyanlar var. Ama kulakları dolu bu çocukların. Hiç detay bilmesine gerek yok. Hünkâr’ın Londra’ya gittiğini hayal etmesini sağlamak bile yeter benim için. Ben onlara didaktik bir şey anlatmıyorum. Aleviliği öğretmek gibi bir niyetim yok. Beni aşar zaten. Ben sadece hayal kurmasını istiyorum. Hızır’ın olduğu yerde zaten fantastik bir öykü var.

Romanın UNESCO’nun ilan ettiği Hacı Bektaş Veli Yılı’na denk gelmesi sizin belirlemeniz mi, tesadüf mü?

Yok hiç bilmiyordum. Roman bittikten sonra son okumaları için Prof. Dr. Belkıs Temren ile Doç. Dr. Mehmet Ersal’a gönderdim. Almanya Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü Başkanı Gülizar Cengiz’e de göndermiş oldum. Gülizar Cengiz, bana UNESCO’nun Hacı Bektaş Veli Yılı ilan ettiğini haber verdi. Hoş bir tesadüf oldu.

HÜNKÂR LONDRA’DA

Kitapta karakterler de ilgimi çekti. Kemter Baba, Şeyuşen, Firik Dede gibi günümüzde yaşamış isimler ile geçmişte yaşamış isimler Karanfil Köy’de buluşmuş.

Ona çok şaşırdılar okuyanlar. Ben bir sofrayı resmediyorum o sofrada Firik Dede olmazsa, Şeyuşen olmazsa olmaz ki... Fantastik bir roman olduğu için geçmiş ile bugün girebildi romana.

Hayvanların konuşması hem Aleviliğin doğaya bütüncül bakışı hem de Hacı Bektaş’ın o bilinen resmi ile çok uyumlu olmuş.

Ben Hacı Bektaş’ı çalışırken şunu gördüm. Bir kere çok neşeli bir insan. Coşkulu bir insan. Çiçeğe duyarlı, kaplumbağaya duyarlı, taşa duyarlı, çocuğa duyarlı hassas bir insan. Velayetname’de edindiğim Hünkâr imajı böyle biri.

Hünkâr ile Hızır İngiliz kıyafetlerine bürünüp Londra sokaklarına ışınlanıyor...

Bu mitolojik bir hikâye ama bir yönüyle bu benim inancım da. Kırklar üç bin yılında da olacak. Kırklar New York’ta da geziyorlar. Kırklar bu zamana ait değil, zamanı aşan bir şey olduğu için Londra’da gezebiliyorlar. Hünkâr Londra’yı gezseydi eminim çok beğenirdi.

ALEVİLİK GİBİ BİR DİN YOK

Romanda arka planda gençleri araştırmaya yöneltmek gibi bir çaba var.

Evet... Ben Hacıbektaş ilçesine çocuklar gittiğinde “Ya bu dergâhın altında leylak kokulu atlar olabilir mi, acaba Beştaş gerçekten konuşuyor mu, ardıç ağacı nerde acaba” gibi heyecanlar duysun istiyorum. Daha iyisi de yapılabilir. Ben sadece “Bakın arkadaşlar burada muhteşem bir hazine var. Ben denedim hadi gelin beraberce bir deneyelim” demek istedim.

Aleviliğin devriye ve enel hak öğretisi beyinlere nakşedilmek istenmiş gibi sanki.

Evet öyle. Ben farklı dinlerin felsefesini de çalıştım. Ehlisünnetin kelam doktrinini çalıştım. Tüm din felsfelerine karşılaştırmalı olarak baktığımda Aleviliğin çok yüksek bir yerde olduğunu görüyorum. Evrenselliği çok iyi kavradığını ve var ettiğini görüyorum. Bunu başarabilen bir din görmedim. Yeryüzünde “72 milleti bir bilmeyen insan değildir” gibi bir evrensel söylemi vazeden herhangi inanç geleneği yok dünyada. Bu üzerinde çok durulması gereken bir şey. Nasıl oldu da 13. yüzyılda Anadolu’da böyle bir evrensel söylem ortaya çıktı? Bugün BM’nin kurulması, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 20. yüzyılda gündeme gelen konular.

Avrupa’nın çok övündüğü Rönesans Anadolu aydınlanmasından iki yüz yıl sonra gerçekleşiyor.

Bugün en şaşırtıcı olan da şu: Kadın meselesini daha 13. yüzyılda nasıl çözdünüz ya? Biz bugün kentlerde eğitimli insanlar olarak o eşitlikçi düzeni kuramıyoruz. Kendi çevremizde bile...

FELSEFE HEGEL’E YAKIN

Hümanizma antik Yunan kaynaklarına ulaşarak ortaya çıkmış. Peki Hacı Bektaş’ın yetiştiği Horasan mektebi bu kaynaklara daha önce ulaşmış olabilir mi?

Şöyle: Aleviliği çalışmak çok zordur. Zor olmasının nedeni bütün geleneklerin bağdaş kurup oturduğu bir Halil İbrahim Sofrası. Alevilik felsefesi hangi ekole yakın diye sorarsanız bence Hegel’e yakın.

Yeni Eflatunculuk yok mu?

Yeni Eflatunculuk bunların en başında. Aleviliği hazırlayan aşamalar. Hatta bunların tamamı Alevilik.

Anadolu’ya gelirken İsmaililik dağılınca içlerine karışan Hurufilik yoluyla Yeni Eflatunculukla tanışmış olmaları büyük olasılık.

Tabii. İhvan-ı Safa’nın etkisi var. Yeni Eflatunculuk dediğimiz işte İbn-i Arabi ve Vahdet-i Vücut etkisi.