Sağlam'dan 'kriz' değerlendirmesi: Yaşadıklarımızdan çok daha büyüğü

Gazetemiz yazarı Erdal Sağlam, ekonominin mevcut durumu ve etkilerini değerlendirdi. "Şimdiye kadar yaşadıklarımızdan çok daha büyük krizin içindeyiz" diyen Sağlam, iş dünyası örgütlerinin yanı sıra memur ve işçi sendikalarının da gidişata sessiz kalmamaları gerektiğini belirtti.

21 Aralık 2021 Salı, 09:38
Sağlam'dan 'kriz' değerlendirmesi: Yaşadıklarımızdan çok daha büyüğü
Abone Ol google-news

Gazetemiz yazarı Erdal Sağlam, "Krizi artık herkes sansürsüz konuşmalı" başlıklı bugünkü yazısında ekonominin mevcut durumunu değerlendirdi. 

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel tercihleri nedeniyle içine girilen krizin artık literatüre “döviz krizi” olarak geçeceğini belirten Sağlam, "Ekonomide yaşadıklarımızı bir “cinnet hali” olarak özetleyebiliriz. Bence şimdiye kadar yaşadıklarımızdan çok daha büyük krizin içindeyiz" dedi.

Toplumun tüm kesimleriinin krizin nedenlerini, sonuçlarını, krize karşı çözüm yollarını kamuoyu önünde açık açık söylemek zorunda olduğunun altını çizen Sağlam, yalnız iş insanlarının değil işçi ve memur sendikalarının da somut açıklamalar yapmaları gerektiğini belirterek "Yüzde 50 asgari ücret zammının iki-üç ayda tümüyle eriyip gideceğini gördükleri halde, krizi durdurmak için gerekenleri söylemeyecekler de neyi söyleyecekler? “İstediğimizden yüksek zam verildi” deyip gidişata sessiz kalmamaları gerekir. Bu gidişat temsil ettikleri kesimleri yoksullaştırıyor, en çok zarar görecek olan temsil ettikleri kesimler" dedi.

Sağlam'ın yazısı şöyle:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kişisel tercihleri nedeniyle içine girdiğimiz kriz artık literatüre “döviz krizi” olarak geçecek. Eylülden bu yana TL’nin değer kaybı yüzde 100’ü aşarken kurların nereye gideceği, yoksulluğun nereye varacağı konusunda kimse tahminde bulunamıyor.

Ekonomide yaşadıklarımızı bir “cinnet hali” olarak özetleyebiliriz. Bence şimdiye kadar yaşadıklarımızdan çok daha büyük krizin içindeyiz. İşin kötü tarafı bu tür durumlarda ne yapılacağı belli iken artık rasyonel kararları uygulamaya koyacak bir irade de bulunmuyor. Çünkü irade artık tek ve onu dengeleyebilecek mekanizmalar yok edilmiş durumda. İdari sistem tek bir kişiye bağlı, o kişi de anlaşılamayan bir hedef peşinde, yanlışta ısrar ediyorsa o zaman toplumsal kesimlerin yanlışı dengeleyecek bir inisiyatif içine girmeleri lazım.

Daha açık söyleyeyim: toplumun tüm kesimleri içine girdiğimiz ekonomik krizin nedenlerini, sonuçlarını, krize karşı çözüm yollarını kamuoyu önünde açık açık söylemek zorundalar. “Yaşadığımız bu sorunlara bir an önce çözüm bulunması lazım” gibi açıklamaların artık yetmediğini herkesin görmesi lazım. Koca koca iş dünyası örgütleri, aynı zamanda iyi iktisatçılar istihdam eden, detay ekonomik konularda bile gerektiğinde dışarıdan bilimsel destek alan kurumlardır. Acil biçimde ne yapılması gerektiğini saptayıp kamuoyu önünde açıklamalar yapmaları gerekiyor. Bu tür açıklamaların siyasi bir açıklama olmayacağını, temsil ettikleri kesimlerin menfaatlarını korumak için bunu yapmaları gerektiğini artık herkes görmeli. Üyeleri ticaret yapamaz hale gelen bazı iş dünyası dernekleri, buna rağmen ideolojik yaklaşımla “kurlardaki artışı anlamıyoruz” diye açımlama yapıyorlarsa, bunun hiçbir anlamı olmayacağını, kendi itibarlarından yemekle kalacaklarını, bence kendi üyeleri de biliyordur.

Halbuki hafta sonu “kurlardaki artışı anlayamadıklarını aslında ekonominin çok iyi olduğunu” söyleyen kuruluşun üyeleri, yeni işler istediklerinde kendilerine, “5-6 müteahhide tüm işlerin verildiği”nin söylendiğini unutuyorlar herhalde. Çoğu kez iş insanlarının bu tür ekonomik krizlerde ses çıkarmasını, haklı olarak bekleriz. Ancak artık işçi ve memur sendikalarının da ekonomideki kriz için somut açıklamalar yapmaları gerekiyor. Yüzde 50 asgari ücret zammının iki-üç ayda tümüyle eriyip gideceğini gördükleri halde, krizi durdurmak için gerekenleri söylemeyecekler de neyi söyleyecekler? “İstediğimizden yüksek zam verildi” deyip gidişata sessiz kalmamaları gerekir. Bu gidişat temsil ettikleri kesimleri yoksullaştırıyor, en çok zarar görecek olan temsil ettikleri kesimler.

‘ŞUURLU BİR STRATEJİ DEĞİL’

Karnından konuşmayan, sorunu açıkça söyleyen akademik bir kesim var. 2.5 aylık sürede kurların yüzde 100 arttığını, yani TL’nin yüzde 50 oranında değer kaybettiğini belirtilen Bilim Akademisi, “Eylül ayından bu yana izlenen para politikasıyla körüklenen TL’deki muazzam değer kaybı aralık ortası itibarıyla açık bir döviz kuru krizine dönüşmüştür” dedi. Bildiri yayımlayan Akademi, eldeki krizin dünya konjonktürünün değil, yakın dönemde ülkemizde uygulanan para politikasının zaten zayıf olan iktisadi temeller ile birleşmesinin doğrudan sonucu olduğunu belirtti. Para politikasının kendisinin krizi tetikleme ve derinleştirme aracı olduğu kaydedildi.

Hükümetin iddiasının aksine, TL’nin değersizleşmesinin şuurlu bir stratejinin değil, sürdürülemeyen kötü ekonomi politikalarının sonucu olduğu, böylesi bir kriz ortamında Türkiye’de üreticilerin kalıcı rekabet gücü kazanamayacaklarının altı çizildi. Bazı günlerde yüzde 10’u bile aşan oranlarda artan döviz kurunun, ülke çapında piyasalarda bir fiyatlama krizine yol açtığı kaydedilerek şunlar belirtildi: “Bu gelişmeler çok kısa sürede ticaret kanallarının tahribatına, yatırımların ertelenmesine, üretim ve talebin hızla daralmasına yol açacaktır. Ekonomi biliminin kuramları ve ampirik bulguları göz ardı edilerek uygulanan bu politikalarda ısrar edilmesi durumunda, ülke çapında peşi peşine şirket iflas ve kapanmalarının ve işten çıkarmaların yaşanması beklenmelidir.”

İşte bunun gibi, krizin ne olduğu, ne sonuçlar doğuracağı açık açık söylenmeli.

Yeni Bakan Nebati, bankacılarla toplantısına “Faiz artırımından başka her şey konuşabiliriz” diye başlamış. Öğrendiğim kadarıyla bankacılar ise temel çözüm olarak “TL’ye talep ve güven kazandırılmadan çözüm yok” demişler. 

Tüm kesimler iradenin koyduğu “faiz indirimine laf söyletmem” kuralına uymayı reddedip, ne düşünüyorlarsa artık açık açık söylemek zorundalar."