Adalet yere indi

Mahkemeler arasında iki gündür süren ‘tahliye’ kavgası nedeniyle adliye ‘yok hükmünde’ kararlar çöplüğüne döndü. AYM ilginç bir tesadüfle hâkim kürsülerini aşağıya aldı.

27 Nisan 2015 Pazartesi, 22:44
Abone Ol google-news

ESKİ HALİ

Anayasa Mahkemesi’nin üyeleri düne kadar Yüce Divan olarak kullanılan salonun tepesindeki kürsülerde oturuyordu.

YENİ HALİ

Dünkü kuruluş yıldönümü toplantısında ise mahkeme üyelerinin yerinin değiştirildiği ve daha alçak bir kürsü düzeni oluşturulduğu görüldü.

HSYK de hâkimleri ‘yok hükmünde’ saydı

HSYK 2. Dairesi, İstanbul’da Hidayet Karaca ve 66 polise ilişkin verilen tahliye kararını veren 29. ve 32. Asliye hâkimleri Metin Özçelik ve Mustafa Başer’i “jet” hızıyla görevden uzaklaştırdı. HSYK’nin görevlendirdiği başmüfettiş Ömer Kara, kararı veren 29 ve 32. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimleri hakkında açığa alınma talebiyle hazırladığı ön raporda, hâkimler Özçelik ve Başer’i “darbe suçlamasından tutuklu polislerle eylem ve fikir birliği” içinde olmakla suçladı.

Çağlayan Adliyesi’nde yaşanan tahliye krizinde son hamle HSYK’den geldi. HSYK; İstanbul 29. Asliye Ceza Hâkimi Metin Özçelik’in sulh ceza hakimleriyle ilgili reddi hâkim kararı vermesi, 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Mustafa Başer’in ise Hidayet Karaca ve 66 polisi tahliye etmesi üzerine 25 Nisan’da müfettiş Ömer Kara’yı görevlendirmişti. Hemen İstanbul’a giden Kara, bir günde raporunu tamamladı. 4 sayfalık ön rapor, kurul üyelerine dün saat 14.00’te başlayacak toplantıdan yarım saat önce dağıtıldı.

Darbeci suçlaması

Raporda her iki hâkimin, “Hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, gizliliğin ihlali ve görevi kötüye kullanma ve benzeri suçlardan İstanbul Başsavcılığı tarafından haklarında soruşturma yürütülen şüphelilerle fikir ve eylem birliği içinde hareket ettikleri” iddia edildi. Raporda, Özçelik’in, 7 ayrı soruşturmaya ait söz konusu evrakları birleştirerek 24 Nisan günü 10 ayrı sulh ceza hakimi hakkındaki reddi hâkim talebini kabul ettiği ve tahliye taleplerini değerlendirmesi için Başer’i görevlendirdiği bildirildi. Raporda, söz konusu kararı hakim Özçelik’in, CMK’nın 26. maddesindeki, hükme ilişkin usul kuralını da ihlal etmesinin yanı sıra dosyayı okumadan karar verdiği iddia edildi.

Raporda, dosyalar incelenmeden tahliye kararı verildiği belirtilen raporda, 1 gün gibi kısa bir sürede itiraz dilekçelerinin dahi incelenmesinin mümkün olmadığı ifade edildi.

Dün toplanan HSYK 2. Dairesi, Özçelik ve Başer’i tedbiren açığa aldı. 3. Daire, iki hâkim hakkındaki soruşturma izni talebini ise bugünkü gündeminde ele alacak.

İtibar zedelenirdi

HSYK 2. Daire Başkanı Mehmet Yılmaz, Hâkimlerin görevde kalmalarının, “yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceği” düşüncesiyle görevden uzaklaştırıldıklarını belirterek “Türk yargısı hiç yaşamadığı olayları yaşıyor. Bugüne kadar böyle bir kaos olmadı. Hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yok. Hâkimler, anayasada tarif edildiği üzere, anayasa ve hukuka uygun, vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Kanundan kaynaklanmayan yetkiyi kullanan, kanunun emredici hükmüne aykırı karar veren bir hakimin varlığı, kamu düzeni, hukuk güvenliği ve saygınlığı için felaket olacaktır. Hele hele bir yargı görevlisinin, ülkede hukuk kaosu yaratmaya, insanların yargıya güvenini ve inancını sarsmaya hakkı olamaz” diye konuştu.

Erdoğan: Talimat Pensilvanya’dan

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Kuveyt’e hareketinden önce gazetecilere açıklamalarda bulundu. Erdoğan tahliye kriziyle ilgili olarak “Burada yetki kullanımı açısından şu anda kendilerine ait olmayan bir yetkiyi kullanmak suretiyle yetki gaspı yapan bir yargı mercii var” dedi. HSYK’nin hakimlerle ilgili yaptığı toplantıyı da değerlendiren Erdoğan, “HSYK’nın saat 14’te başlattığı toplantı bana göre geç kalmış bir toplantı. Bunlar tatil günü bunu başlattılar. Müfettişlerin raporlarını biliyoruz. HSYK’da sanırım kararını verecektir bu raporlar doğrultusunda” diye konuştu. Erdoğan hukukun kötü amaçlar için kullandığını belirterek, “Bazı milletvekilleri adalet sarayına geliyor. Bu milletvekillerini adalet sarayına almak yanlış bir olay. Pensilvanya’dan aldıkları talimatla oradan almış oldukları dualarla bir yönlendirme söz konusu. Bu örgütün içinde yer alanların A’dan Z’ye bedelini ödemesi lazım” dedi.

 

Kargaşanın gelişi belliydi

Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, yargıda ortaya çıkan kargaşanın nedeninin sulh ceza mahkemelerinin kaldırılması olduğunu belirtti. Selçuk, “Sistemle oynarsanız buna benzer kargaşalar çıkar” dedi.

Yargıda tırmanan tahliye kavgasını değerlendiren Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, böyle bir kargaşanın doğmasının nedeninin sulh ceza mahkemelerinin kaldırılması olduğunu söyledi. Selçuk şöyle konuştu: “Birincisi herhangi bir yasa yoluna başvurulduğu zaman askıya alınma yetkisinin kapsamı nedir, ikinci konu da bu itirazın ortaya çıkardığı aktarıcı yetki nedir? Bu kargaşanın doğması bekleniyordu. Yanlış yapılan sulh ceza mahkemelerinin kaldırılmasıdır. Bu bir sistemdir, sistemle oynarsanız buna benzer kargaşalar çıkar. Geçmişte de yapıldı bu tür şeyler, bir sürü sorun çıktı. Eski sorgu yargıçlıklarının kaldırılması da büyük sorunlar çıkardı.”

İki mikrop girdi

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da “Türk yargısının içine giren iki mikrop birbiriyle mücadele ediyor” değerlendirmesini yaptı. Yargının bu iki mikroptan kurtarılması gerektiğini vurgulayan Kanadoğlu, “Birisi kendisine bağımlı yargı yaratmak, diğeri de ona karşı iktidar mücadelesi yapmak istiyor” dedi.

Yargıtay çözerdi

Kanadoğlu, “reddi hakim” talebini kabul eden 29. Asliye Ceza Mahkemesi’nin tahliye talepleriyle ilgili mahkeme tayin etme, sulh ceza hâkiminin tahliye kararını yok hükmünde sayma, savcılığın da tahliye kararını uygulamama yetkisinin bulunmadığını belirterek, “Tartışılır ama tahliyeyle ilgili bir mahkeme kararı var. Yapılması gereken bu karara karşı kanun yararına bozma istenmesi ve konunun Yargıtay tarafından çözülmesiydi” dedi. Kanadoğlu, Yargıtay’ın görev alanına giren bir yetkinin sulh ceza hâkimi tarafından gasp edilmesinin Türk yargı tarihinde görülmediğini anlattı.

 

 

Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde mahkemenin yeni üyesi Rıdvan Güleç de yemin ederek görevine başladı.

Hukuk devletinde uzaktan kumandalı yargıç olamaz

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, mahkemenin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada yargıya ilginç mesaj verdi. “Aklını ve vicdanını başkalarına kiralayan veya iradesine ipotek konmasına izin veren kişiden hakim olamaz. Hukuk devletinde uzaktan kumandalı yargı da yargıç da düşünülemez” diyen Zühtü Arslan, “yargının adaleti tesis edebilmesi için vesayet kavramıyla yüzleşmesi” gerektiğini savundu.

Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşunun 53. yıl dönümü dolayısıyla Yüksek Mahkeme’de tören düzenlendi. Törene, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, hükümet üyeleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, YSK Başkanı Sadi Güven, CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, yargı organları temsilcileri katıldı. Tören başında yeni üye Rıdvan Güleç, yemin ederek görevine başladı.

Vicdan kiralanmaz

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, törendeki konuşmasında vesayetin sadece siyasi alanda değil, yargı alanında da aklın ve vicdanın serbestçe kullanılmasının karşısındaki en büyük tehlike olduğunu savundu. Arslan, şöyle konuştu: “Yargı bağımsızlığı hukuk devletinin olmazsa olmaz unsurudur. Unutmayalım ki fikri ve vicdanı hür olmayandan hakim olmaz. Aklını ve vicdanını başkalarına kiralayan veya iradesine ipotek konmasına izin veren kişiden hakim olamaz. Hukuk devletinde uzaktan kumandalı yargı da yargıç da düşünülemez.”

Siyasallaşan yargı

Arslan, yargı-siyaset ilişkisinin de sakıncalı iki yönü olduğunu savunarak, “Yargının kurumsal anlamda siyasal organların etkisi altında kalması ve siyasi mülahazalar ekseninde ayrışması büyük bir tehlikedir. Yargının siyasallaşması hukuk devletinin sonu olur. Diğer yandan yargının bir vesayet organı gibi davranarak siyaseten alınması gereken kararları alması da siyasetin yargısallaşması tehlikesini doğurur. Siyasetin yargısallaşması ise demokrasinin sonu olur” ifadelerini kullandı.