"Arap 'kara kışı' da olabilir"

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, Ortadoğu'da yaşanan değişimin "bahar" metaforu ile tanımlanmasına karşın, bölgeye kara bir kışın gelmesinin de mümkün olduğunu vurguladı. Boyner, Ortadoğu'daki krizin şimdiden Türkiye'yi de etkilediğini bildirdi.

03 Ağustos 2011 Çarşamba, 11:37
Abone Ol google-news

TÜSİAD Görüş Dergisi Ağustos sayısında, Arap Baharı'nı ve Ortadoğu'da değişen siyasi iklimi ele alıyor. "Ortadoğu'da Siyaset: İklim Değişiyor" kapak sloganı ile çıkan dergide, ABD'nin yeni Ortadoğu politikası, Suriye'deki değişim ve Filistin konularını ele alan makalelere yer verildi. Arap Baharı'nın Türkiye ekonomisine etkisi ise TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Rönesans İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Erman Ilıcak ile yapılan söyleşi çerçevesinde değerlendirildi. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner kapak konusuna "Ortadoğu Değişirken Türkiye" başlıklı bir makale ile katkıda bulundu. Görüş dergisinin yeni sayısında kentsel dönüşüm politikaları dosya konusu olarak incelendi. Bu çerçevede Türkiye'de kentsel dönüşüm alanındaki uygulamalar değerlendirildi. Mimarinin ve inşaat sektörünün de konu alındığı makalelerde, inşaat sektörünün ekonomideki yeri ve büyümeye katkısı irdelendi. Türkiye ekonomisindeki ısınma tartışmalarına da yer verilen GÖRÜŞ dergisinde Merkez Bankası'nın uyguladığı para politikası ele alındı.
 

" Henüz hiç bir ülkenin demokratikleştiğini söylememiz mümkün değil"

Makalesinde Tunus'ta bir seyyar satıcının kendisini yakması ile başlayan büyük değişimin Mısır, Yemen, Libya, Bahreyn derken bütün Arap dünyasını sardığını vurgulayan Boyner, "Fas'tan Suriye'ye Arap sokağı demokrasi talep ediyor. Yakın zamana kadar sarsılmaz sanılan liderler koltuklarından oluyor. Henüz hiç bir ülkenin demokratikleştiğini söylememiz mümkün değil, ama umuyoruz değişim demokratikleşme, özgürleşme ve siyasi anlamda liberalleşme yolunda olacak" ifadelerini kullandı.

"Ekonomik faaliyet alanı giderek daralıyor"

"Bu son derece sancılı bir süreç. İnsani, siyasi ve ekonomik maliyeti çok yüksek. Sokaklarda insanlar ölüyor, hapishanelerde işkence görüyor, özgürlükler pek çok yerde daha da fazla kısıtlanıyor" diyen Boyner, ekonomik faaliyet alanının giderek daraldığını vurguladı. Yoksulların daha da yoksullaştığına işaret eden Boyner, bazı ülkelerin etnik ve dinsel yapıları nedeniyle yıllar sürebilecek bir iç savaşa sürüklenmesi, bazılarının komşuları ile olan sorunlarını yönetememesi, bazılarınınsa selefi grupların hakimiyetine girmesi olasılığı yüksek olduğunu bildirdi.
 

"Değişim süreci iyi yönetilmeli"

Her ne kadar bu değişim dışarıdan bakanlarca "bahar" metaforu ile tanımlandıysa da, bölgeye kara bir kışın gelmesinin de mümkün olduğuna dikkat çeken Boyner, "Bu yüzden değişim sürecinin iyi yönetilmesi, demokrasiye geçişin mümkün olduğunca kansız ve zararsız olması gerekiyor. Bu değişimin uluslararası işbirliği gerektirdiği çok açık.

Dolayısıyla uluslararası toplum adına hareket edenlerin bu ülkeler ile dikkatli bir işbirliğine ihtiyaç duyuluyor. Aksi taktirde krizin derinleşmesi, çevresini, ama aslına bakarsanız tüm dünyayı etkilemesi kaçınılmaz" dedi.
 

"Libya'da gerçekleştirilen aceleci müdahale krizi derinleştirdi"

Uluslararası toplum adına hareket ettiği varsayılan ülkelerin şimdiye kadar bu süreci yönetmekte gösterdikleri performansın ise hiç iç açıcı sayılamayacağını vurgulayan Boyner, makalesinde "Libya'da gerçekleştirdikleri aceleci müdahale krizin çözülmesine değil derinleşmesine yol açtı. BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı 1973 sayılı yaptırım kararı diplomasinin bir aracı olarak kullanılabilecekken, ani bir askeri müdahaleye tahvil edildi. Libya bombalandı, insanlar öldü ama Kaddafi yerinde kaldı. Batının seçiciliği, Bahreyn'e başka Libya'ya başka standart uyguladığı tescil edildi" değerlendirmelerinde bulundu.
 

"Mısır'da Tunus'ta bulunan ara çözümlerin yaşama şansı da çok yüksek değil"

Ekonomik ve stratejik çıkarların genellikle olduğu gibi prensiplerin önüne geçtiğini dile getiren Boyner, Mısır'da, Tunus'ta bulunan ara çözümlerin yaşama şansı da çok yüksek görünmediğini dile getirdi. Boyner, "Tahrir meydanında toplanan halk kurulmaya çalışılan askeri vesayet rejimine de itiraz ediyor. Suriye'de, Yemen'de yüzbinler hala sokaklarda rejimlerini protesto ediyor. Fas'ta monarşinin kontrolünü konsolide etmek için yapılan halk oylamasının istikrarı ne kadar koruyacağı meçhul" dedi.
 

" Körfez rejimlerinin akıbeti de tartışmalı "

Demokratikleşme dalgasının ülkelerine ulaşmasını, dağıttığı mali kaynaklarla ve Libya müdahalesine verdiği destekle kontrol etmeye çalışan Körfez rejimlerinin akıbetinin de tartışmalı olduğuna vurgu yapan Boyner, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bölge siyasetinin kırılma noktası İsrail'de ise bambaşka bir siyasi anlayış hâkimiyetini sürdürüyor. Başbakan Benyamin Netanyahu yönetimindeki koalisyon hükümeti sorunları çözmekte zorlanıyor. İşgal altındaki topraklarda yeni yerleşimler kurma çabalarının devam ettiği anlaşılıyor. Ülkenin dışişleri politikası İsrail'i giderek daha da yalnızlaştırıyor.

Kısacası bölge derin bir kriz yaşıyor ve krizden çıkılması da yakın bir gelecekte mümkün görünmüyor. Bu kriz şimdiden Türkiye'yi de etkiledi. Ticari ilişkiler zarar gördü, siyasi gerilimler doğdu, insani sorunlar yaşandı. Libya'dan çekilmek ekonomiyi kaçınılmaz olarak sarstı. Petrol fiyatlarındaki artış cari açığı büyüttü. Türkiye, Libya'da çıkarları ile ilkeleri ve müttefikleri arasına bir politika geliştirmeye çalışıyor. Suriye'den gelenlere sığınma ve barınma imkânı sağlamak zorunda kalıyor. Krizin derinleşmesi Türkiye'yi daha da fazla etkileyeceğe benzer. Bu yüzden de Görüş'ün kapağı Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki siyasi iklim değişikliğine ayrıldı. Her ne kadar kimsenin elinde süreci yönetmek için sihirli bir değnek yoksa da sorunlara ve doğurabileceği bazı sonuçlara dikkatinizi çekmek istedik."
 

Bölgenin derinleşen krizi İsrail-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesine yardımcı oldu

Boyner, bölgenin derinleşen krizinin İsrail-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesine yardımcı olduğunu vurgulayarak, makalesinde şu ifadeleri kullandı:

"İsrail yönetimini Türkiye'den ya da Mavi Marmara'da öldürülen insanların ailelerinden özür dilemeye teşvik ettiğini de söyleyebiliriz. Bize öyle geliyor ki bu krizin bir diğer sonucu da dış politikada kimlik siyasetinin sorgulanacak olmasıdır. Bölgedeki liderler, demokrasiden uzak ve hatta insanlık suçu işleme düzeyine gelmişlerdir; bu gelişmeler ışığında, hiçbir ülke veya liderin kimlik özelliklerine bağlı olarak sahiplenilmesinin, desteklenmesinin düşünülemeyeceği artık çok açıktır. Yine de bu değişimin yönetilmesi ve krizin derinleşmemesi için özel çaba sarf edilmesi şart. Bu konuda sadece hükümete değil hepimize görev düşüyor. Herkes krizin insani ve siyasi yükünün hafifletilmesi için gayret göstermek zorunda. Bölgemizde yaşananlar Amerika'dan, Avrupa'dan, Rusya'dan, Çin'den çok bizi ilgilendiriyor. Acıları dindirmek içinde, istikrarlı bir değişime destek olmak için de çalışmamız şart. Sadece emsalimizi mükemmel hale getirmekle, başkalarının Türkiye'yi örnek almasını beklemekle yetinemeyiz.

Demokratikleşme sürecimize destek olan yapıların benzerlerinin kurulması için de çalışmalıyız. Bölge ülkelerinin tarihlerini yeniden yazamayız, siyasetin akışını kontrol altına alamayız ama Avrupa'da olan fakat Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da olmayan demokratikleşmeyi, istikrarı, barışı destekleyen Avrupa Konseyi, AGİT gibi yapıların kurulması için siyasi inisiyatifler geliştirebiliriz. Sorunların değil çözümlerin parçası olabiliriz."