Arınç'tan Hanefi Avcı yorumu

Başbakan Yardımcısı Arınç, Hanefi Avcı'nın tutuklanmasıyla ilgili olarak gazetecilere verdiği demeçte, "Kitap yazdığı için tutuklandı demek yargıya inanmamaktır. 'Avcı böyle bir soruşturmayı bekliyordu, o yüzden kitabı alelacele çıkardı diyenler de var', ben onların yalancısıyım" dedi.

30 Eylül 2010 Perşembe, 08:06
Abone Ol google-news

''Akdeniz Düzenleyici Otoriteler Ağı 12. Genel Kurulu''nun çıkışında konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Avcı'yla ilgili, kitap yazdığı için tutuklandı diyenlere sert çıktı. Böyle bir söylemin yargıya inanmamak anlamına geldiğini söyleyen Arınç "Gözaltına alınacağını, böyle bir soruşturmayla karşılaşacağını biliyordu, onun için kitabı alelacele piyasaya çıkardı' diyenler var. Ben onların yalancısıyım" dedi.

Yeni Anayasa hazırlıkları gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtlayan Bülent Arınç, eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın tutuklanmasına ilişkin değerlendirmesinde konunun yargıya intikal ettiğini hatırlattı. Kamuoyunda Avcı'nın tutuklanmasının nedeninin "Haliç'te Yaşayan Simonlar" adlı kitabı yazmasına bağlandığını söyleyen Arınç "Bu yargıya inanmamak anlamına gelir. Yargısal sürecin işlediği bir yerde mutlaka hukuki tüm yardımlar olanaklar imkanlar ortaya konulacaktır. Hükümetin veya siyasi otoritelerin bu olayla bir ilgisi bir dahli bir katkısı olduğu kanaatinde değilim. Kitap dolayısıyla gözaltına alındı diyenlerin tam karşısında 'gözaltına alınacağını böyle bir soruşturmayla karşılaşacağını biliyordu. Onun için kitabı alelacele piyasaya çıkardı' diyenler var. Ben onların yalancısıyım. Ama bir gerçek varki ortada bir yargı süreci var.Bu yargı sürecini hepimiz büyük bir dikkatle takip etmeliyiz" dedi.

"Ayağı yere basan taslağa ihtiyacamız var"

Başbakan Yardımcısı Arınç, yeni Anayasa konusunda da gazetecilerin sorularını yanıtlarken, 82 Anayasası'nın tamamen değiştirilmesi konusuna AKP dışındaki partilerin itirazı olduğunu öne sürdü. Anayasa değişikliğinin üç günde beş günde tamamlanamayacağını ifade eden Arınç, "Eğer siyasi partiler, ben onların niyet okuyucusu değilim ama anayasayı bütüncül yaklaşımla ele almak istiyorlarsa bir, anayasanın yine önemli maddelerinde değişiklik yapmak istiyorlarsa iki, bu konuda hazırlıklarını yapsınlar. Bu konuda bizim hazırlığımız var bunu güncelleyebiliriz. Ama diğer partilerin de ne yapmak istedikleri konusunda ayak üstü konuşmalarla değil, ayağı yere basan ciddi incelenmiş araştırılmış madde haline getirilmiş seçenekleri ile hazırlanmış bir taslağa ihtiyacımız var. Bunu yaptıklarını zannetmiyorum" dedi. Arınç Anayasa değişikliği mecliste grubu bulunan siyasi partilerden eşit üyelerle oluşturulmuş bir uyum komisyonu kurulması önerisini de getirirken, CHP'nin komisyona üye gönderme iradesini göstermesi durumunda MHP ve BDP'nin de üye göndereceğini ve komisyonun kurulabileceğini söyledi.

 

"Televizyon kadınları söürmekte"

Akdeniz Düzenleyici Otoriteler Ağı 12. Genel Kurulu'nun açılışında konuşan Arınç, söz konusu araştırma sonuçlarının, medyada ''erkek egemen'' bir yapının olduğunu açık bir şekilde gösterdiğini belirterek, kadınların medyada, muhabir, kameraman, yazar ve foto muhabiri olarak çalıştığını, buna karşılık, söz konusu medya kuruluşunun yayın politikasını belirleme noktasında maalesef kadınlara yeterince yer verilmediğini kaydetti.
Karar mekanizmasında ve yayın politikasında kadınların yeteri derecede yer almamasının olumsuz etkilerini de Türkiye'deki televizyon yayıncılığında açıkça görüldüğünü anlatan Arınç, şöyle devam etti:

''Ülkemizdeki bazı televizyon prodüksiyonlarında, cinsellik, şiddet, ayrımcılık, genel ahlak kurallarına ve toplumun moral değerlerine karşı son derece olumsuz bir dil kullanılmaktadır. Şiddet de cinsellik de maalesef kadın üzerinden işlenmektedir. Bu dil, kadınları, öncelikle 'bedene' indirgemekte ve sömürmektedir. Farklı kadınlık durumu ve yaşamları medyada temsil edilmemekte, kadın ya ataerkil roller içerisine sıkıştırılmakta ya da ihanet eden, yuva yıkan, marjinal bir çerçeveye oturtulmaktadır.
Son dönemlerde ekranlarımızı dolduran yerli dizilerin nerede ise tamamında kadınlar 'içi boşaltılmış, değersizleştirilmiş' bir eşyaya dönüştürülmüştür. İhanet eden, evlilik dışı ilişkiler kuran, yuva dağıtan, temel değerleri hiçe sayan bir profil ile anne, hayat arkadaşı daha da ötesi herkes gibi bir insan olan kadın bütün bu masum ve kutsal özelliklerinden ayrıştırılmaktadır ya da tam tersi, dayak yiyen, zulme uğrayan, taciz edilen daha da ötesi dakikalarca tecavüze uğratılan, aşağılanan bir dil ile zavallı, acınası bir yaratığa dönüştürülmektedir.''


"Kadın programları da vahim"

Arınç, ''kadın programları'' adı altında yapılanların ise olayın başka bir vahim yönünü oluşturduğuna dikkati çekerek, ''Bu programların bazılarında da toplumdaki en uç örnekler konu edilmekte, şiddet, gözyaşı, her türlü sapkın ilişki aleni bir şekilde ortaya dökülmektedir. Hiçbir eğitici ve öğretici yanı olmayan o programlarda da sabahtan akşama kadar, şiddetin, genel ahlaka aykırı davranışların adeta propagandası yapılmakta ve bunlar adeta meşrulaştırılmaktadır. Evlerimizde hayat arkadaşlarımız, çocuklarımızın anneleri, iş hayatımızda mesai arkadaşlarımız, dostlarımız olan kadınlara yönelik bu dil ve bu anlatım tarzı kadınlardan daha çok inanın bizleri rahatsız etmektedir'' diye konuştu.