Bağımsız sinema

Ülkemizde son yıllarda çekilen filmlerin sayısında önemli bir artış gözlemlenmektedir. Ancak ortaya çıkan yapımların pek çoğuna bakıldığında, sinemamızın nitelik ve sanatsal düzey anlamında veya teknik olanakların iyi kullanılması açısından; beklentisi daha yüksek bir kitleyi doyuramadığı açıkça görülmektedir.

19 Ocak 2010 Salı, 09:58
Abone Ol google-news

Hafife alınsa da, oran olarak düşük bir matematiksel mecrayı kapsasa da, düzenli olarak festivalleri takip eden, gelişkin bir anlayıştan ve “modern” anlatım olanaklarından haz duyup iyi işleri takip etmeye uğraşan bir kitle vardır. Bu kitle, ülkemizdeki sinemasal üretimden sayısal bağlamda umutlu görünmeyi bir borç bilse de, yeterli bulmamaktadır.

Bu tespiti yapıyor olmak kuşkusuz ki izleyicimizin genel düzeyine yönelik değildir. Sosyo-ekonomik yapıyı hatta bir üstyapı çabasını gerekli kılan bir farkındalığa rağmen çok da nitelikli olmayan filmlerin gişe yapıyor olması, sadece ve sadece desteklenmiş ve abartılmış bir yapımın isteksizce izleniyor olmasının bir önkoşulu olamaz. Kültürel, ekonomik ve sosyal olarak, her biri ayrı ayrı veya bir arada değerlendirildiğinde, beğeninin bütün bu kavramlarla doğru orantılı olarak ivme kaybediyor oluşunu uzun uzadıya düşünebiliriz. Özellikle 1950’lerden itibaren girişilen bir ‘yapıbozum’ uğraşısı ve arda arda gelen önemli süreçler ayrıntılı olarak mercek altına yatırılırsa, sosyolojik olarak bu denli kaygan bir zeminde kişilerin karar verebilme düsturlarının, seçimlerinin, yaşamsal ayrıntılarını oluşturabilme yetilerinin, birey olma arzularının, bilinçlenme serüvenlerinin gidişatı konusunda ütopik olunmaması gerektiği görülecektir. Çünkü 60 ve 70’lerdeki dinamizm bir parça ayrı tutulduğunda, ülkemizin edebiyatla olan ilişkisinin düzeyi zaten birinci derecede bir örnek teşkil etmektedir. Edebiyatla ilişkisi bu denli zayıf hale getirilmiş bir toplumun, filmi değerlendirme ve seçme kriterleri de bambaşka olacaktır. Kuşkusuz seçebilmesi için hazır ve donanımlı hale gelmiş bir bireyden beklenenle, seçtiği şeyin içeriksizliğini anlayamaması üzerinden yatırım yapıl(ma)mış bir kişiden beklenen arasındaki fark büyüktür. Bir izleyiciye neden bu filmi izliyorsun diye bir eleştiri getiremeyeceğimiz gibi, neden bu filmi izlemiyorsun eleştirisi de getiremeyiz. Hatta ticari sinema olması gereken bir sinema türü olmakla beraber, bu türün varlığının ve izlenme oranındaki yüksekliğin daha düşük bütçeli ve bağımsız yapımların sayıca artması için denge unsuru olarak kullanılması da gerekmektedir. Eleştiri, doğru düzgün çekilmiş ve gişe beklentisi olan bir ticari yapıma karşı değil, son yıllarda ülkemizde ticari yapım adı altında pazarlanan ve toplumla kurulan düşük düzeyli tuhaf bir dilden ve gişe başarısından alınan sözde güçle, bu yapımları eleştirenlere karşı geliştirilen saygısız ve ukala üsluba karşıdır. Dili bozan, komediyi alaşağı eden, tip boyutuna bile ulaşamamış, genç kitlenin hazırlıksızlığını ve altyapısızlığını kullanarak alış-veriş değil, sadece bir alış eylemi içinde gişeye odaklanmış prodüksiyonları eleştirmekten geri durmak gibi bir tavır geliştirilmeye uğraşılmaktadır. Örnek olarak ve ivedilikle, 'Recep İvedik' verilebilir.

Diğer taraftan siyasi tarihi, ayrıntılı olarak bilmek ve bunu kulaktan dolma tespitlerle yürütme çabasında olmamak, 68 veya 70 kuşağı bir ailenin yakını olmakla yetinerek yüzeysel bakış açılarına saklanmış filmler yapıyor olmaktan uzak durmak, toplumsal tespitler getirebilmek, disiplinlerden haberdar olmak, psikoloji, sosyoloji metinleri okuyor olmak, opera, bale ve müzik türlerini ötelememek, sanat tarihi bilgisinden yoksun kalmamak ve sayabileceğimiz pek çok faktör bir filmin yapıcısı için gerekendir aslında. Bunların hepsinin bir arada olmadığı zamanlarda duyguların varlığıyla bir film yapmak bile, arkasında yine gelişmiş bir toplumsal duruşun sonucu olacaktır. Hayır diyebilmek veya bağımsız işler yapabilmek için gereken tek şey çok boyutlu bir kültür değildir ama insanı ciddiye alan ve kolektif düşünme becerisine sahip olan bir anlayıştır. 'Karpuz Kabuğu’ndan Gemiler Yapmak' filmi bunun bir örneğidir. Samimiyeti ve özgünlüğüyle tam olarak bağımsız bir filmdir.

Sinema sanatı, kültürel yapısı her ne düzeyde olursa olsun toplumun değişik katmanları tarafından tartışmasızca onaylanan bir sanat olmasının gücünü,  elinde olanakları bulunduranların insiyatifiyle ortaya koyabilen etkili bir alandır. Hollywood endüstrisi bu örtülü manüplasyonu uzunca bir zamandır, kendi toplumunu ve diğer ülkeleri etkileyebilmek adına egemen bir ifade olarak görmekte ve çok büyük finanslar ayırmaktadır. Batı yakası hikayelerinden tutun da günümüze kadar gelen süreçteki bir çok dönem ve aksiyon filminde bunu görebiliriz.

Sinemamızın henüz ve inatla bir endüstri olamamış olması, sendikalaşma hareketlerinin sağlıklı biçimde görülemiyor oluşu, bu işe kaynak ayırması gereken kişi ve kurumların kısıtlılık düzeyinde destekledikleri projelerin “yüksek” işler olmayışı, ülkemizde de son yıllarda bazı yapımlar üzerinden sinemayı anlayış olarak dara sokmaktadır. Kendi olanaklarıyla film yapmaya uğraşan yeni yönetmenlerin de sorunu, yetersiz hikayeler, bilgi birikimi sorunsalı ve hala etkin olarak batılı yönetmenlerin yıllar önce kişisel tavır haline getirdikleri biçemleri neredeyse bire bir alma eğilimleridir. Özgün olamama sorunudur.

Türkiye’de bağımsız filmler üretilmeli ve desteklenmelidir. Yaygın kitleye yönelik işleri zaten şu ya da bu biçimde destekleyenler ortaya çıkmaktadır. Bu konuda da beklenen kadar büyük bir destek veya devlet politikası yoktur ama toplumun beklentisini aşmayan ortalama işlere büyük kaynaklar sağlamak git gide yaygın hale dönüşmektedir. Bağımsız sinema dediğimiz olgu, büyük şirketler ve sermayenin desteği olmadan kişilerin film yapabilme olanaklarının oluşabilmesidir.  Bağımsız sinema yaparken bir yapımcıyla da çalışmayı tercih etseniz, yapımcının sizin filminize karışabilme sınırlarını ortadan kaldırıyorsunuz demektir. Bu demokratik tavrın gelişebilmesi için, yani bağımsız sinemacıların çoğalabilmesi için bir çok anlayışın da beraberinde gelişmiş olması gerekmektedir.

Alışılagelmiş, geleneksel anlatım biçimlerinin dışında öykülemeler ve sinemasal telaşlar içinde olan bağımsız sinema, seyirciyi gişe olarak algılamayan ve belli bir meselesi olan filmler olarak da açıklanabilir. Belli bir mesleki veya sınıfsal mücadelenin anlatıldığı, dönemsel bir derdin vurgulandığı, sosyo-politik bakış açısı oluşturabilen filmler olarak da yorumlanabilirler.

Bağımsız filmin varlığı aslında sinemayı Hollywood indirgemeciliğine karşı süresi, bütçesi, dertleri, popüler olmayan oyunculukları, bakış açısındaki farklılıklar, anlatımındaki değişik anlamlar ve duruşuyla kendini anlatmaktadır. Bu da beraberinde, finans sağlayacağınız kurumlara kendinizi beğendirme, denetletme ve sansürletme endişesi olmaksızın filminizi yapmak ve hikayenizi düşük bütçelerle de çekebilme şansınız olması anlamındadır. Sundance Film Festivali’nin çıkış amacı da, daha çok bağımsız filmi seyirciye ulaştırabilmektir. İf İstanbul, bağımsız filmlerin seyirciye büyük bir heyecanla ulaşabilmesi için her yıl düzenlenmeye devam etmektedir. Bu yıl da 22 Şubat’a kadar sürecek olan festivalde 70’e yakın film seyirciyle buluşabilecektir. 

Mevcut durumlardan endişe duymaksızın film yapabilmenin, daha bağımsız bir anlayışla seyirciye ulaşabilmenin yolu olan bağımsız filmlerin ülkemizde iyi örnekleriyle artıp, çok sayıda seyirciyle buluşması dileklerimle…