"Biz zevkimizi aldık"

Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın televizyon davetini geri çevirerek, "Biz bu tür münazaraları özellikle lise yıllarında çok yaptık ve oralarda sürekli bu münazaralarla gençlik yıllarımızı değerlendirdik. Biz artık bunlardan tadımızı, zevkimizi aldığımız için birilerine de artık böyle bir zevki kusura bakmasınlar onlara tattırmak istemiyoruz" dedi.

05 Nisan 2010 Pazartesi, 13:07
Abone Ol google-news

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Saraybosna'ya hareketi öncesinde Esenboğa Havalimanı'nda açıklamalarda bulunarak, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Anayasa değişikliği ile ilgili bir soruya Başbakan Erdoğan, "Ben ve kabinedeki arkadaşlarım, imzalarını bu metine de attılar" açıklamasında bulundu.

Erdoğan, Anayasa değişikliği ile ilgili "Sadece askeri yargıyla ilgili olan metindekinin benzeri, askeri idari mahkeme ile ilgili orada bir değişiklik var, çok fazla değil" diye konuştu. Erdoğan şöyle konuştu:
"Meclis tarihinden örnekler vermeme gerek yok. Ancak bizim bu muhalefetin bazı malum sıkıntıları ve hastalıkları var, o sıkıntıları ve hastalıkları da giderelim istedik ve onları da Meclis tarihinden örneklerle, böylece arkadaşlarımız çok daha fazla bir rakamla, bizzat imzaları toplayarak ve ufak da bir metinde değişiklik yapmak suretiyle gidermiş oldular. Olay bu kadar basit."


"Yargının 'inandıklarımızı söylemeye devam ederiz' deme hakkı yok

Erdoğan, "Balyoz soruşturmasında son günlerde değişik olaylar yaşanıyor. Sanıklar önce gözaltına alındılar, sonra serbest bırakıldılar, şimdi haklarında tutuklama kararı çıkarıldı neler söyleyeceksiniz" şeklindeki soruyu şöyle yatınladı:
"Bu bir yargı süreci, yargı sürecinde olan olaylar bizim haklılığımızı çok açık net ortaya koyuyor. Niçin HSYK üzerinde bu anayasa değişikliğinde bu tür bir yaklaşımın olduğunu herhalde daha iyi görüyor anlıyorsunuz ve yargının bazı yaklaşım tarzını gayet iyi görüyorsunuz. Örneğin, yargı kalkar da 'biz inandıklarımızı söylemeye devam edeceğiz' derse bu çok tehlikeli bir yaklaşım tarzıdır. Yargının 'İnandıklarımızı söylemeye devam ederiz' deme hakkı yok. İnandıklarınızı değil, anayasanın size tanımladığı alan içerisinde ne konuşmanız gerekiyorsa onu konuşma hakkına sahipsiniz. Bu noktada konuşma alanı en geniş olan siyasidir. Siyasi daha geniş alanda konuşması gerekir. Onun bile konuşma alanı ne ile belirlenmiştir? Yine anayasa ve yasalarla belirlenmiştir. Peki bunu kim takip ediyor? Bunu da yargı takip ediyor. Her şey bu kadar açık net ortada. İnandıklarımızı söylemeye böyle bir hak verilmiyor anayasa bu işin çerçevesini belirlemiş, yasalar çerçevesini belirlemiş, yasama için de bu bellidir, yürütme için de bu bellidir, yargı için de bu bellidir. Biz şu anda böyle bir sürece girmiş olan bu konulara bizim herhangi bir müdahalemiz söz konusu zaten olamaz. Biz bağımsız ve tarafsız, bakın bunun altını çiziyorum, bağımsız ve tarafsız bir yargının işlemesini bekliyoruz. Olay budur ve bunun her zaman destekçisiyiz."


"Tattırmak istemiyoruz"

Bir başka gazetecinin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın televizyonda tartışmaya davet ettiğini hatırlatması üzerine Başbakan Erdoğan şunları söyledi:
"Biz bu tür münazaraları özellikle lise yıllarında çok yaptık ve oralarda sürekli bu münazaralarla gençlik yıllarımızı değerlendirdik. Öyle zannediyorum ki bazı siyasiler bunu şimdi gerçekleştirmek istiyorlar. Biz artık bunlardan tadımızı, zevkimizi aldığımız için birilerine de artık böyle bir zevki kusura bakmasınlar onlara tattırmak istemiyoruz. Zaten onlar meydanlarda bunu ellerinden geldiğince yapmaya gayret ediyorlar. Buyursunlar buna devam etsinler. Bizim yapacak çok işimiz var, görevimiz çok ağır, biz hem partimizin genel siyasi çizgisini her geçen gün güçlendirerek devam ettiriyoruz hem de ulusal ve uluslararası bazda da Türkiye'nin yükselen trendine güç katmaya devam ediyoruz. Bizim işimiz var, bu noktada da fazla da vaktimiz yok."

"Bize de yumurta attılar"

Van'da CHP Lideri Baykal'a yönelik yapılan yumurtalı saldırı ile ilgili "AKP'liler yaptı" iddialarının sorulması üzerine Erdoğan şöyle konuştu:
"Bu çok çirkin bir yaklaşım. Konu ile ilgili olarak ismi geçen arkadaşım, Hüseyin Çelik bey, zaten dava açacak. AK Parti bugüne kadar bu anlatılan türde siyasete, çirkin siyasete, sokak siyasetine hiç bir zaman girmemiştir, girmez, giremez. Bizim ne teşkilatımızı bu işin içinde görebilirsiniz ne gençlik kollarımızı bu tür provokasyonlara da bizim teşkilatımız kapalıdır. Ama biz CHP'nin geçmişinde bunları iyi biliriz. CHP'nin geçmişinde bunlar var. Sanıyorum bunu konuşanlar aynaya bakarak konuşuyorlar. Bizlere tarihlerindeki o defterleri açtırtmasınlar. Eğer o defterleri açtırtırlarsa bunları da önlerine koyarız ve tarihimizde geçmişimizde böyle bir şey yok ve bugün de olmayacaktır. Bu konuyla ilgili attıkları çamur ancak onlara yapışır bize yapışmaz. Bildiğim kadarıyla Emniyet Müdürümüz bütün ekipleri ile orada elinden geleni yapmıştır ve bütün tedbirlerini elinden geldiğince almıştır ve bu konuyla ilgili olarak bu tür şeyler her yerde her zaman olmuştur, olur, bu şahsıma da olmuştur. Bize de yumurta atmışlardır. Kendini bilmezler her yerde çıkıyor yani bu işten zevk alanlar çıkıyor. Bize de bu tür yumurta atanları polis yakalamıştır, getirip yargıya teslim etmiştir ama bir kapıdan girip öbür kapıdan da çıkmıştır. Yani bunları da ben size açık ve net söyleyim."

Bu tür davranışları kabul etmenin mümkün olmadığının altını çizen Erdoğan, "Yapılan işlerin hepsi temelden yanlıştır. Biz çünkü bu işleri siyaset meydanında fikirle, düşünceyle, projelerle çözülmesinden yanayız, masalarda çözülmesinden yanayız. Ama ne yazık ki bunu konuşan muhalefet partisi, bu tür şeyleri çok çirkin yaklaşımlarla yapanları, her zaman desteklemiştir, her zaman onların yanında olmuştur, onlardan çıkar elde etmeye çalışmıştır." diye konuştu.

Muhalefetin "AKP yapay gündem oluşturuyor" eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Erdoğan, "Bizim gündemimiz o kadar zengin ki, o kadar kalabalık ki, muhalefet bu gündemi takip etmekten bitap düşmüş durumda, ben ne yapayım. Anayasa değişikliği bunlardan sadece bir tanesi" karşılığını verdi.

Gündemine ilişkin bilgiler de veren Başbakan Erdoğan, önce Bosna Hersek'e ardından Fransa'ya ve Türkiye'ye döndükten bir kaç gün sonra da ABD ziyareti yapacağını da belirterek, "O kadar bizi takip edemiyorlar ki, ABD'ye gidişimize farklı kılıf uydurmanın gayreti içinde. Vagonlar aynen bu işi görürler başka türlü iş yapamazlar. Lokomotif de belirlediği hatta yoluna devam eder, biz yolumuza devam ediyoruz" diye konuştu.

 

Başbakan Erdoğan Bosna Hersek'e geldi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, özel uçak ''ANA'' ile TSİ 18.10'da Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'ya geldi. Erdoğan'ı, Saraybosna Havaalanında, Türkiye'nin Saraybosna Büyükelçisi Vefahan Ocak ve diğer yetkililer karşıladı. Başbakan Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu da Saraybosna'ya geldi.

 

'Bürokratik oligarşi bir beladır'

Erdoğan, Saraybosna'da Boşnak Enstitüsü'nde bir konuşma yaptı ve soruları yanıtladı. Konuşmasının başında, bugün kendisini ''hıçkırık'' tuttuğunu ifade eden Erdoğan, bu konuda güzel bir Karadeniz türküsü olduğunu belirterek, ''Hıçkırık tuttu da bırakmadı beni'' dedi. Erdoğan, bunun güzelliklere vesile olmasını diledi. Balkanların Türkiye'nin Batıya açılan kapısı olduğunu kaydeden Erdoğan, ''ortak sınır olsun, olmasın, Balkanlar'daki bütün ülkelerin Türkiye'nin komşusu olduğunu'' söyledi.

Erdoğan, Bosna-Hersek'e yatırım konusunda neler yapılacağına ilişkin soru üzerine, yatırımcının gelmesinin önündeki engellerden birinin bürokratik oligarşi olduğunu belirterek, ''Biz ülkemizde bürokratik oligarşiden çok çektik. Hala da çekiyoruz. Bürokratik oligarşi bir beladır. Bir ülkenin ayağa kalkmaması için ne gerekiyorsa onu yaparlar. Asla risk almazlar. Olmaması gereken neyse onu gösterirler. Gel bunu çöz, çözmezler'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, bundan dolayı siyasetçinin risk aldığını ifade etti.

 

'Amerika ile Rusya arasında da ilginç gelişmeler var'

Başbakan Erdoğan, ABD'nin Türkiye'nin stratejik ortağı olduğunu belirterek, şunları kaydetti: ''Sayın Bush döneminde gayet iyi münasebetlere sahiptik. Fakat, Obama gelince bazı soru işaretleri vardı, 'Acaba bundan sonra ne olacak?' diye. Sayın Obama ile ilk münasebetlerimizde bir enerji, karşılıklı bir elektrik alışverişi doğdu. İlk ziyareti Türkiye'ye yaptı. Fakat burada stratejik ortaklığı kullanmadı. 'Bundan sonra stratejik ortaklıktan model ortaklığa geçelim' dedi. Şimdi bizimle Amerika arasında model ortaklık başladı. Münasebetlerimizde, gerek Cumhurbaşkanımızın gerek şahsımın gerek bakanlarımızın birbirleriyle olan yoğun telefon diplomasisi var. Bunlar hep devam ediyor. Şu an bakıyorsunuz Amerika ile Rusya arasında da ilginç gelişmeler var. Dünya bir değişimi, dönüşümü yaşıyor şu anda. Eğer siz bu değişimin, dönüşümün içinde yer alamazsanız, kendiniz kaybedersiniz. Onun için yer alacaksınız. Onun için içine kapanık bir siyaset anlayışı sizi hiçbir yere götürmez. Dışarı açılacaksınız. Türkiye son yedi buçuk yılda bunu başardı. Artık içine kapalı bir siyaset değil, tamamen dışa açık bir siyaset anlayışı.'' Türkiye'nin ''komşularla sıfır düşmanlık'' anlayışıyla hareket ettiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, ''Şu anda komşularla düşmanlık diye bir şeyimiz yok, Batı ile Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, hepsiyle... Güneyde Suriye ile savaş noktasına gelmiştik. Suriye ile aramızda artık duvarlar kalktı, vize kalktı'' diye konuştu.
 

'Vizeleri büyük ihtimalle kaldıracağız'

Erdoğan, yedi buçuk yılda Türkiye'nin karşılıklı olarak vizeyi kaldırdığı ülke sayısının 25'e ulaştığını söyledi. Rusya ile vizelerin kaldırılması için sürecin başladığını anımsatan Erdoğan, ''Bu kimin aklına gelirdi? Yıllar yılı, Türkiye, Rusya ile vizeleri kaldırabilir mi? Sayın Medvedev de Putin de olumlu baktı. Büyük bir ihtimalle Mayıs ayında Sayın Medvedev ile yüksek düzeyli bir stratejik işbirliği anlaşması inşallah imzalıyoruz. Burada da vizeleri büyük ihtimalle kaldıracağız. Rusya ile Türkiye arasında inşallah vizesiz bir dönemi başlatacağız. Bu, karşılıklı güven. Yani bu Schengen ülkeleri arasında oluyor da Schengen ülkeleri dışında biz bunu niçin yapamayalım?'' dedi.
 

'Bosna-Hersek'in bölünmesi...'

Başbakan Erdoğan, ''Bosna-Hersek'in bölünmesi konusunda senaryolar var. Bu durumda Türkiye'nin tavrı ne olur?'' sorusu üzerine, ''Ben bunu düşünmek bile istemiyorum. Yani Bosna-Hersek'in bölünmesi diye bir şeyi aklımın ucundan geçiremem'' ifadesini kullandı. Erdoğan, sunucunun bu sorunun fazladan sorulduğunu belirtmesi üzerine esprili bir şekilde ''Hepsine varız. Gerekirse burada yatarız. Onu da söyleyeyim'' karşılığını verdi. Bosna-Herseklilik ortak paydasından hareket etmek gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Geçmişte Boşnak-Hırvat ile evleniyor muydu? Evleniyordu. Sırp-Hırvat ile Sırp-Boşnak ile evleniyor muydu? Evleniyordu. Daha sonra ne oldu? Malum gelişmeler, üzücü gelişmeler. Bu sonuç oldu. Şimdi biz farklılıklar içinde zenginliği meydana getirerek, yeni bir Bosna-Hersek'i inşa ettik. Her geçen gün güçlenerek birlik beraberlik içinde bunun devam etmesi lazım. Şüphelerin ortadan kalkması lazım. Farklılıkları da zenginlik olarak görerek, yola devam etmek lazım.'' Saraybosna'ya bakıldığında bir medeniyetler ittifakının görüldüğünü söyleyen Erdoğan, ''Cami, caminin yanında kilise. Bunlar yan yana zaten barışık'' dedi.
 

'AB kendi içinde çelişkilere düşüyor'

Başbakan Erdoğan, Medeniyetler İttifakı'nın adresi olarak AB'yi gördüklerini belirterek, ''AB'nin Türkiye'yi oyaladığını, işini zorlaştırdığını, böylece kendi içinde çelişkilere düştüğünü'' ifade etti. Türkiye'nin 1996'da Gümrük Birliği üyesi olduğuna işaret eden Erdoğan, AB müktesebatına göre, AB'ye üye olmadan Gümrük Birliği üyesi olunmadığına dikkati çekti. AB'nin, üye olmayan Türkiye'yi Gümrük Birliğine dahil ederek, Türkiye'ye bir farklılık yaptığını kaydeden Erdoğan, ''Gümrük Birliği üyesi olan bir Türkiye, AB üyesi olmakta bugün sıkıntı çekiyor. Burada dert başka. Ama biz sabırlıyız, çalışıyoruz. Er veya geç AB'ye gireceğiz. 'Efendim sizi almazlar'. Almazlarsa biz kaybetmeyiz, onlar kaybeder. Niye? O zaman Hristiyan kulübü olduklarını ilan etmiş olurlar. Biz, AB'yi Hristiyan Kulübü olarak görmek istemiyoruz. Medeniyetler İttifakı'nın merkezi olarak görmek istiyoruz'' diye konuştu. Türkiye'nin AB'ye yük olmaya değil, AB'den yük almaya geldiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, ''Diyoruz ki AB bundan istifade edecek. Ama biz de Türkiye olarak tabii ki istifade edeceğiz. Diyoruz ki barışın egemen olduğu bir Avrupa, dünyaya örnek bir Avrupa ve burada Türkiye'nin önemli bir yeri olacaktır'' ifadelerini kullandı.
 

'Hiçbir ülkeye uygulanmayan bazı yaptırımlar yapılıyor'

Türkiye'nin üyelik sürecindeki gelişmelere değinen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Türkiye'ye karşı, hiçbir ülkeye uygulanmayan bazı yaptırımlar yapılıyor. Şu anda önümüzde dört fasıl müzakere edilmeye açık görünüyor. İspanya'nın olumlu yaklaşımları var. Arkasından Belçika geliyor. İspanya ve Belçika'nın dönem başkanlığında bu fasıllar açılabilir. Hatta bu sekiz fasıl olarak da açılabilir. Fakat bütün bunların açılmasının yanında, 'ondan sonraki fasıllar ne olacak?' sorusu var. Tabii, bunun önünü kendileri kesti, tıkadılar. Biz de şimdi diyoruz ki bunun önünü kapayanlar Türkiye'ye bunun cevabını vermek durumundalar. Müzakereci ülke olarak kapıyorsun, müzakere edecek fasıl bırakmıyorsun. Bunu çöz. Tabii, hep konuştukları şey, 'Ankara Anlaşması' diyorlar. Bu konuyla ilgili olarak da biz kendilerine gerekli bütün bilgileri verdik. Tabii, Ankara Anlaşmasıyla ilgili olarak bunun gideceği yer parlamento. Parlamentoda oylanacak. Parlamento bu işe olur vermediği sürece bunun geçmesi mümkün değil. Parlamento neyi görmek istiyor? Parlamentoda Avrupalı dostlarımızın Türkiye'ye karşı olan tavrının olumlu istikamette gelişmekte olduğunu görmek istiyor. Sadece Güney Kıbrıs'a bir Türkiye, işin aslı bu, feda edilmek isteniyor. Bu yanlış bir şey.''

Almanya Başbakanı Angela Merkel'in, Güney Kıbrıs'ın AB'ye alınmasının yanlış olduğunu ifade ettiğini kaydeden Erdoğan, ''Sayın Schröder çok daha ağır bir ifade kullandı. Eserinde de var. 'Türkiye'ye AB sürecinde yapılan bir ahlaksızlıktır'. Bu kadar ağır konuştu. Bütün bu süreç içinde biz yine de kendimizi mukayese etmiyoruz. Biz diyoruz ki Bosna-Hersek'i bizden önce AB'ye alsınlar. Yeter ki alsınlar. Biz bu konuda her şeyi yaparız'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, Bosna-Hersek'in bir an önce NATO'ya girmesi gerektiğini kaydetti.

 

'Balkanlar'ın istikrarı, bölge ve yakın bölge için hayati önemde'

Erdoğan, Balkanlar'ın huzurunun Türkiye'nin huzuru, kederinin de Türkiye'nin kederi olduğunu söyledi. Balkanlar'da yaşayan milletlerin refah ve esenliğine katkı yapmayı bir nevi manevi borç olarak gördüklerini belirten Erdoğan, Balkanlar'ın istikrarını, bölge ve yakın bölge için hayati önemde bulduklarını kaydetti. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Bosna-Hersek'te barış ve istikrar sağlanmadan Balkanlar'da kalıcı barış ve istikrardan asla söz edilemez. Biz, Bosna-Hersek'in egemenlik ve toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesine büyük önem atfediyoruz. Bu konuda kuşku doğurucu hiçbir söylem ve eylemi de doğru bulmuyoruz. Bunu da desteklemiyoruz. Bosna-Hersek'in refah ve esenliğine taahhütte bulunan uluslararası toplumun tüm üyelerine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Bosna-Hersek'in bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması konusunda açık bir duruş sergilemeleri yönünde çağrıda bulunmak istiyoruz.''

Başbakan Erdoğan, ''Türkiye nasıl bir Balkanlar istemektedir?'' sorusunun yanıtının çok açık olduğunu belirterek, Türkiye'nin, öncelikle Balkanlar'da kalıcı barış, güvenlik ve istikrar ortamının sağlanmasını istediğini vurguladı. Erdoğan, ''Avrupa'nın merkezinde yer alan, çatışma ve husumetle değil, dostluk ve işbirliği kavramlarıyla özdeşleşmiş bir Balkanlar görmek istiyoruz'' dedi. Eski Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç'in kendisine ''Bosna-Hersek'i bırakmayın. Bu tarihi bir görevinizdir'' nasihatında bulunduğunu bildiren Erdoğan, ''O tarihi bilinç içerisinde sizleri bırakmamız zaten mümkün değil. Bizler her zaman Bosna-Hersek'in yanında olduk, oluyoruz ve olacağız'' diye konuştu.

'Geleceği acı üzerine inşa edemeyiz'

Başbakan Erdoğan, bin 300 öğrencisinden 900'ünün Türk olduğu Saraybosna Uluslararası Üniversitesinin ek binasının açılış törenine katıldı. Erdoğan, törende yaptığı konuşmada, Türkiye olarak, Orta Doğu'nun, Kafkasya'nın ve Balkanlar'ın artık acıyla gözyaşıyla çatışmalarla ve husumetle anılmasını istemediklerini söyledi. Bosna-Hersek ve diğer bölge ülkeleri üzerinde barış, dostluk ve kardeşlik atmosferinin hiç eksilmemesini isteyen Erdoğan, ''Elbette yaşanan acıları unutmak, yürek yakan bazı anıları hafızalardan silmek mümkün değil. Ama, geleceği de acılar üzerine inşa edemeyiz. Geleceği, barış, dostluk üzerine inşa etmek zorundayız. Açıkçası bundan başka bir seçeneğimiz yok'' diye konuştu.

Üniversitede okuyan öğrencilerin, ''barışın kök salan zeytin dallarını yeşerteceğini'' kaydeden Erdoğan, kendisini dinleyen öğrencilere ''Sizlerin en iyi şekilde yetişmeniz, en kaliteli eğitimi almanız için Bosna-Hersek ve Türkiye makamları, en önemlisi de hayırseverler elinden geleni yapıyor. Sizlere böyle güzel bir eğitim, altyapı tesisini gerçekleştiriyorlar. Sizlerden bu yatırımların hakkını vermenizi istiyoruz. Kendinizi en iyi şekilde yetiştirmenizi, daha aydınlık bir geleceği, daha müreffeh bir dünyayı inşa etmenizi arzuluyoruz'' sözleriyle seslendi. Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyesi Haris Slajdziç ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun 17 Ekim 2009'da Saraybosna'da Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri'nin ilkini birlikte açtıklarını anımsatan Erdoğan, Kültür Merkezine adını veren Yunus Emre'nin, bundan yaklaşık 800 yıl önce Anadolu'da yaşamış bir şair ve gönül insanı olduğunu anlattı.

Erdoğan, ''Yunus Emre'nin hiçbir zaman dillerden düşürmediğimiz şu önemli daveti tüm insanlığı aslında kucaklıyor ve barış içerisinde harmanlıyordu, 'Yaradılanı yaradandan ötürü severiz', diyordu. İşte Yunus Emre'nin 800 yıl öncesinden bugüne ulaşan mesajını, biz yeryüzünde sesimizin, sözümüzün ulaştığı her yere iletmek, götürmek istiyoruz'' dedi. İnsanların renklerinden, dillerinden, dinlerinden, etnik kökenlerinden dolayı birbirini dışlamamasını, yeryüzünde ayrımcılık olmamasını istediklerini belirten Erdoğan, Bosna-Hersek'te, Saraybosna'da bunun en güzel şekliyle yan yana bitişik, bir yanda cami, bir yanda kilise ile görüldüğüne dikkati çekti.

Saraybosna'nın, farklılıkların zenginlik olarak sembolleştiği bir yer olduğunu söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti: ''Bugüne kadar burası aslında barışa merkez olmuştu. Ama daha sonra ne yazık ki burada da kan, gözyaşı ve ölüm oldu. Acaba bunun kaynağı nerede? İşte bunun kaynağı, barışı tehdit eden, bombalayan zihniyetlerdeydi. İstiyoruz ki bunlar bir daha Sarajevo'ya, Bosna-Hersek'e uğramasın. Dünyamıza uğramasın, bunu adımlarını atalım. Yeryüzünde ayrımcılık olmasın, kimse dışlanmasın, ötelenmesin, horlanmasın, hor görülmesin istiyoruz. Onun için Medeniyetler İttifakı'nı kurduk. Onun için de bu adımı atıyoruz. Yoksulluk ve savaş belli coğrafyaların kaderi olmasın. Bu kader değişsin. Kardeşlik ve hoşgörü, bölgelerimize hakim olsun istiyoruz. İnanın çok şey istemiyoruz. İnanın, böyle bir dünya mümkün. Ve bizler, sizler böyle bir dünyayı hep birlikte inşa edebiliriz. Bu zor değil. Ben bir kez daha bu seçkin üniversitenin kuruluşunda, bu seviyelere ulaşmasında emeği geçenleri tebrik ediyorum. Kendilerine şahsım, milletim, ülkem adına teşekkür ediyorum. Tüm öğrencilere, öğretim üyelerine, üniversite personeline başarılar diliyor, açılışını yaptığımız yeni kampüsün hayırlı olmasını diliyorum. Elbette, Bosna Hersek'i bugünlere taşıyan merhum Aliya İzzetbegoviç'i anmamak mümkün değil. Allah rahmet eylesin, diyorum.''

Erdoğan, konuşmasının sonunda, Boşnak şarkıcı Dino Merlin'in, eski Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç için yazdığı ''Sen olmasaydın Aliya'' adlı şarkıdaki ''Bizim güzel avlumuz böyle aydınlık olmayacaktı/Işığa karanlık diyecektim'' sözlerini söyledi. Daha sonra şarkının önce Türkçe, ardından Boşnakça adını söyleyen Erdoğan, ''Ne yapayım? 24 saatte bu kadar'' dedi. Erdoğan, dinleyicilerden alkış aldı. Erdoğan, ek binanın açılışının ardından eşi Emine Erdoğan ile binayı gezdi, öğrencileri selamladı. Başbakan Erdoğan'a, üniversiteden ayrılırken, bir grup Türk, ''Türkiye seninle gurur duyuyor'' tezahüratı yaptı.