Bunlar kaymakama düşman ağalar: 15 yılda 37 kaymakamı alaşağı etmişlerdi, şimdi sıra 38’incide idi

Gönül, beklenmedik yerden bir acı gelirse gücenir. Onunla acı tatlı günlerimiz oldu. Bu dostumu bir gün belki enine boyuna anlatırım. Yaşı yetmişi aşkındır. Eski Yunan filozofları kadar akıllıdır. Ne öğrenmişse topraktan, hayattan öğrenmiştir... Kasabaya varır varmaz gittim elini öptüm.. Hoşbeşten sonra ilk iş, gene kaymakam sözü çıktı karşıma.. Kasabalılar sanıyorlarmış ki ben buraya kaymakam için röportaj yapmağa geldim. Aklımdan bile geçmiyordu. Bu kaymakam işinde iş var diye düşündüm. Hani bana kötü bakanlar var ya sebebini anladım. Bunlar kaymakama düşman ağalar, ağaların çocukları... Şu bana dostluk gösterenler var ya, öğretmenler, memurlar, köylüler, esnaf... Kısacası halk.

09 Nisan 2020 Perşembe, 06:00


Daha çarşıya adımımı atar atmaz önüme ilk çıkan kişi, daha hoş geldin bile demeden “Bu kaymakam mı..” diye başladı.. “Bu kaymakam mı... bir diktatör. Evleri yıktı, ocakları söndürdü. Çingeneler var ya, hani bilirsin, çingene Sami, daha yenilerde öldü. İşte onlar... Evlerini yıktı da bu kaymakam... Aaaah bu kaymakam... Allah hiçbir kasabanın başına vermesin böyle bir kaymakamı. İşte kara kış ortasında çingeneler açıkta, saçak altlarında kaldılar. Bu yüzden çocukları satlıcan oldu da öldü. Sonra bu kaymakam var ya, yola bir metre giden evi toptan yıktırdı... İşte böyle... Diyorlar ki...” “Ne diyorlar?”

DİLİ YOK KÖYLÜLERİMİZ

“Ben sana söylüyorum ki kardaş, sen de bu memleketin bir çocuğusun. Elbirliği edelim de bu âfeti şu kasabanın üstünden kaldıralım. Hazır İçişleri Bakanı da kasabamızda iken... Sen, bir, İçişleri Bakanı, iki, bir de dört milletvekilimiz, üç, bir de ağalarımız, beylerimiz, parti başkanlarımız, bir de şu kaymakamın zulmünü görmüş muhtarlarımız... Bir de köylülerimiz... Fıkara ağzı var, dili yok köylülerimiz... Amanın şu kaymakamın, şu zulüm makinasının önüne geçin... O Milli Birlik devrinde onun önüne geçilemiyordu. Şimdi tam sırası. Hep birlik olup şu ayağı yalın köylü oğlu kaymakamın hakkından gelelim. İçişleri Bakanıdır hemşerimiz...

KOLTUKTA OTURAMAZDIN

Neden atmaz bu kaymakamı? Ne sebepten? Varmış, demiş ki Bakana, ağamız, ben seni milletvekili yaptım... Yoksa sen bu koltukta oturamazdın. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti bir hükümetinin koskoca bir İçişleri Bakanı olamazdın ben olmasaydım.. Sen de bu kaymakamı atmazsan, ben de sana hakkımı helâl etmem. Ve de sen bir daha milletvekilliği, İçişleri Bakanlığı yüzü görmezsin... O da, peki, demiş. Sen gözümden iste o kaymakamı atmayı.. Hele bir sandalyamıza oturup yerimizi sağlamlaştıralım. Bir kaymakam da ne ki? Sen onu benim gözümden iste. Önce Van ilinin Muradiye ilçesine kış ortasında sürdülerdi. Şimdi, sen onu benim gözümden iste ki, ben onu Ağrının Diyadin kasabasına süreyim ki, kuş uçmaz kervan geçmez...”

GAZATACISIN DEDİK DE...

“Kim etmiş bu sözleri, kim etmiş?”

“İçişleri Bakanı...”

“İnanmam..

İşte buna inanmam. Hepiniz kadar ben de tanırım İçişleri Bakanını. O öyle demiş de siz neden benden yardım istiyorsunuz?”

“Hani bu memleketin çocuğusun dedik de... Gazatacısın dedik de... Bir yardımın olur dedik de...”

Başka biri yaklaştı yanıma: “Sen,” dedi, “o şom ağızlılara inanma.. Böyle bir kaymakam bir daha bu kasabaya ne gelir, ne de gider... Elini yüksek gazeteci vicdanına koy.. Koy ki yarın şu kasabayı bir iyice dolaş.. Dolaş ki, bu kasaba eski kasaba mı, bir iyice gör.

Yaşar Kemal

YOKSA GÜCENİR...

Bu kasaba çamur deryası mı? Bu kasaba pislik yatağı mı, bir iyice gör de, var git kaymakama de ki, arkadaşım, aslanım, sana çok teşekkür borçluyum.. Kasabamı bu hale getiren adamın yüce alnından öperim. Ben seni bilirim, sen ki vicdani temiz hakçı hakkaniyetçi bir vatandaşımızsın. Hem de kasabamızın yetişmiş, İstanbullarda gezen bir evlâdısın... Gel bizim eve ki sana sağlam, güzel vesikalar arzedeyim ki, nedir bu kaymakam göresin...”

Benim bir dostum vardır... İnsanlar içinde sevdiğim bir insandır Saydığım bir insandır. İlk olarak, kasabaya varır varmaz, onu görmek iktiza eder. Yoksa gücenir.

NE ÖĞRENMİŞSE TOPRAKTAN

Gönül beklenmedik yerden bir acı gelirse gücenir. Onunla acı tatlı günlerimiz oldu. Bu dostumu bir gün belki enine boyuna anlatırım. Yaşı yetmişi aşkındır. Eski Yunan filozofları kadar akıllıdır. Ne öğrenmişse topraktan, hayattan öğrenmiştir... Kasabaya varır varmaz gittim elini öptüm.. Hoşbeşten sonra ilk iş, gene kaymakam sözü çıktı karşıma..

“Bu kaymakam var ya, sana söyleyim ki, bunu peşinen söyleyim ki, böyle bir kaymakam daha gelmedi kasabamıza... On beş yılda bu kasaba ağaları 37 tane kaymakamın arkasından teneke çaldırdı.. Ama böylesi bir kaymakam gelmedi bu kasabaya. Hakkını inkâr edenin gözünü Allah kör eyler...

Kör eyler de şu güzelim gün ışığından mahrum eyler. Bu kaymakam bir-iki yıl daha kalsın bu kasabada, bu kasaba cennete kesmezse ben de şu elimi kökünden keserim.. Bu kaymakam insan değil, ne uyku biliyor ne dünek.. İnsan olan bu kadar çalışmaya dayanamaz. Ama bu adam burada kalmasın.. Sen benim dostumsun.. İçtiğimiz su ayrı gitmezdi bir zamanlar. Haaa, şunu da söyleyim de iyi öğren, sen bu kaymakamı çok seversin.. Çok kusurları var ya, gene de çok seversin...

ARACININ GEREKLİLİĞİ YOK

Bu kasabaya gelir gelmez, ilk işi ne oldu bilir misin? Ne oldu, dersin? Bir bilsen, varır da kaymakam dairesine, tutar da o kaymakamı, tam alıncığının ortasından öpersin... Arkadaş sana bir şey deyim mi, kaymakamı da valiyi de köylü oğlundan yapacaksın ki, halkın değerini bilsin... Ne diyordum hele, bu kaymakam kasabaya gelir gelmez, bir emir vermiş ki, bir ilânat vermiş ki, bundan böyle hiçbir ağa, bey köylünün önüne düşüp benim daireme getirmiyecek.

Köylü hiçbir aracısız benim yanıma gelecek, işini gördürecek.. Artık aradaki ağa aracısını istemiyorum...

Aracının bir gerekliği yok... Bunu duyan ağalar yandı bitti.. Köylü üstündeki nüfuzlarının çoğu bu aracılıktan dolayıdır, bilirsin.. Sen herkesten iyi bilirsin canım... İşte kaymakam bunu yapınca, ben de bir memnun oldum ki, sormayın.. Tarifsiz memnun oldum.. Artık köylü insan gibi gidip kaymakamın dairesine, ağaya beye yalvarmadan, kendi işini kendisi takip edecek.. O zaman ne oldu? Ağaların değirmeninin suyu kesildi.. Derken efendim, bu kasabaya gün doğdu. Allah bize bir baba, bulunmaz bir kaymakam gönderdi derken, deyip sevinirken... bir de baktım ki, Allah bize yeni bir Menderes göndermiş.. Değirmenlerin suyunu kesip çeltikçilere satar...”

Herkesin bir derdi var, değirmencininki de su, derler... Benim dostumun derdi de suydu.. Aaaah kaymakam aaah, hiç değirmenin suyu kesilir de çeltikçiye satılır mı? Kasabanın en akıllı bir adamı bile sana düşman kesilir. İnsan iş yaparken hiç yanını yönünü kollamaz mı? Bre gözünü sevdiğim kardeşim..

ÖĞRETMENDEN ÖĞRENDİM

Nereye gitsem, kiminle konuşsam bir kaymakam sözüdür gidiyor. Peki, bu kasabada başka konuşulacak söz yok mu? Sonra hep bana niçin söylüyorlar? İşin aslını bir öğretmenden öğrendim.

Kasabalılar sanıyorlarmış ki, ben buraya kaymakam için röportaj yapmağa geldim. Böyle bir niyetim yoktu. Aklımdan bile geçmiyordu. Salt kasabamı görmeğe gitmiştim. Eşimi dostumu, akrabamı, sularımı, ağaçlarımı görmeğe gitmiştim...

Bu kaymakam işinde iş var diye düşündüm sonra da.. Şu, hani bana kötü bakanlar var ya, şimdi onun sebebini anladım.. Bunlar kaymakama düşman ağalar, ağaların çocukları... Şu bana dostluk gösterenler var ya, aşırı sevgi, bunlar da kaymakamın yaptığı işlere sevinenler, öğretmenler, memurlar, köylüler, esnaf... Kısacası halk. Hani kasabamda karşılanışım o kadar da kötü değil...

Ve oturdum, kasabada on gün kaldım, bu kaymakamın kasabadaki bir yıllık macerasını yazdım.