'Copsuz, dayatmasız, gazsız 1 Mayıs Türkiye'ye yakışır'

Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, 1 Mayıs'ın Emek ve Dayanışma Günü olarak kutlanmasının son derece önemli olduğunu vurgulayarak, "1 Mayıs'ın korkusuz, yasaksız, baskısız, dayatmasız, copsuz, gazsız kutlanması normalleşen, demokratik açılımlarla cesur adımlar atan Türkiye'ye yaraşan bir tutumdur" dedi.

22 Nisan 2010 Perşembe, 10:52
Abone Ol google-news

Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, 1 Mayıs ve işsizlik gündemiyle Hak-İş Genel Merkezi'nde yaptığı basın toplantısında, 1 Mayıs'ın Emek ve Dayanışma Günü olarak kutlanmasının önemi yanında, resmi tatil olmasının, 6 konfederasyonun ortak kutlama kararı almış olmasının da çok önemli olduğunu söyledi. Uslu, Türkiye'nin giderek normalleştiğini, yasaklardan arındığını, tabularla, korkularla hesaplaştığını ifade ederek, "Böyle bir ortamda1 Mayıs'ın korkusuz, yasaksız, baskısız, dayatmasız, copsuz, gazsız kutlanması normalleşen, demokratik açılımlarla cesur adımlar atan Türkiye'ye yaraşan bir tutumdur" diye konuştu.
 

'Taksim'de yaşanan katliamın sorumluları halen ortaya çıkarılmadı'

Uslu, 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanmasının ayrıca anlamlı olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti: "Çünkü Taksim yasağının ortadan kalkması ayrı bir anlam katmaktadır. Taksim'deki yaşanan katliamın sorumlularının halen ortaya çıkmamış olması, katliamı yapanların dosyasının kapatılmış olması, bir hukuk devleti, açısından son derece ciddi bir mesele olmalıdır. Biz de bunun ciddiyetine inandığımız için Taksim'de kutlamanın öneminin altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Bugüne kadar Taksim'de miting girişimleri hep sonuçsuz kalmıştır. Taksim'in açılmasının farklı yolları ve yöntemleri vardır. Sembolik bir kutlamayla başlayan süreç bugün kitleselliğe dönüşmüştür."

Uslu amaçlarının sokakta vuruşmak değil sorun çözmek olduğunun vurgulayarak, doğru yöntemlerinin zaman geçtikçe herkes tarafından görülmekte ve kabul edilmekte olduğunu dile getirdi. 1 Mayıs'ı konfederasyonların büyük bir demokratik olgunlukla kutlayacaklarına inandığını kaydeden Uslu, sözlerini şöyle sürdürdü: "1 Mayıs'ı kutlamak konusunda göstereceğimiz olgunluk, başarı ortaya koyacağımız coşku, bundan sonraki 1 Mayısların kutlanmasında da bir referans olacaktır. Hepimiz olabildiğince dikkatli olmalıyız. 1 Mayıs'ı kutlamaktan ziyade, 1 Mayıs'ı Truva atı gibi görüp, 1 Mayıs üzerinden kendilerini ifade etmek isteyen çevrelerin 1 Mayıs coşkumuza gölge düşürmemeleri gerekir. Emeğe ve emekçiye saygı göstermesi gerekenler, 1 Mayıs üzerinden kendilerini ifade etmek, güç gösterisi yapmak, kamuoyuna mesaj vermek gibi bir yolu tercih etmemeliler."
 

'Hak-İş, 1 Mayıs'a hazır'

1 Mayıs'a gölge düşürmemek adına herkesin dikkatli özenli ve saygılı olması gerektiğini söyleyen Uslu, 1 Mayıs'ın tüm işçi sınıfının, işçi hareketinin ortak günü olduğunu söyledi. Uslu, 1 Mayıs üzerinden siyasi rant, örgütsel ve ideolojik çıkar sağlamanın ya da patronaj görüntüsü vermeye çalışmanın kimseye yarar sağlamayacağını kaydetti. Hak-İş'in 1 Mayıs kutlamalarına hazır olduğunu bildiren Uslu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Küçük hesaplar içinde olduğumuz sürece gelecek yıllarda 1 Mayıs'ı alanlarda birlikte kutlama şansımızı şimdiden kaybetmiş oluruz. Hak- İş 1 Mayıs kutlamalarında sadece kendi örgütüyle bulunacaktır. 1 Mayıs kutlamak isteyenler bizim oluşturduğumuz hukuka uygun şekilde güvenlik bariyerlerinde kimlik kontrolünden geçmeyi üzerlerinde varsa her türlü yasa dışı bildiri, görsel ya da yazılı malzeme bulundurmayı ya da herhangi bir yasadışı slogan poster taşımayı akıllarından geçirmemelidir."

'1 Mayıs emeğin gücü, emeğin bayramı'

Uslu, 1 Mayıs'ın emeğin günü, emeğin bayramı olduğunu dile getirerek, "Bunun dışında herhangi bir kesimin kendisini ifade edeceği ve bu amaçla 1 Mayıs'ı taşeron olarak kullanabileceği bir gün değildir" dedi. Uslu, 6 konfederasyon olarak birlikte koydukları bir hukuk olduğunu kaydederek, şunları ifade etti: "Biz kimseye gelin, Hak-İş'in kortejinin arkasına takılın bizimle beraber girin, biz sizi kim olursanız olun, ne söylerseniz söyleyin 1 Mayıs alanına taşırız iddiasında değiliz.Bizim kurallarımıza uygun olanlar, maskesiz, sade, yalın, emekten, hukuktan yana bir biçimde alana girmek durumundayız. Bunun dışındaki her türlü görüntü 1 Mayıs'ın önüne geçecek, işçi hareketini ve işçilerin mesajlarının ve taleplerinin gölgede bırakacağı için kendimize yapılmış bir haksızlık olarak telakki edeceğiz. Konfederasyonların kendi iç dengeleri nedeniyle yasadışı bir takım görüntülere yol vermek isteyenlere fırsat vermemesi gerektiğini konusunda bir kez daha uyarıyorum. Alınacak tedbirlerle 1 Mayıs alanı son derece coşkulu ve dünyada birçok ülkede yaşandığı gibi emeğin kendisini ifade ettiği gün olarak önümüzde duracaktır." Uslu, 1 Mayıs' a herkesin katılabileceğini belirterek, kavgasız, dövüşsüz, demokratik açılım fikrine uygun, demokratik olgunluk ve terbiye içinde gerçekleştirilecek coşkulu 1 Mayıs olmasını dilediğini ifade etti.

'Kamuda 554 bin kamu personeli açığı var'

Hak-İş Başkanı Uslu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Her TOBB üyesi bir işçi alsın" sözünü anımsatarak, "Kamuda resmi rakamlarla 554 bin kamu personeli açığı var. Başbakan herkes bir işçi alsın diyor birileri de çıkıp hükümette alsın derse haklılık kazanır. Bir işsizliğin ateşini söndürmek ve kamu hizmetlerinin etkinleşmesi ve verimlileşmesi için kamunun personel açığı derhal giderilmelidir" dedi.

Uslu, kamunun 119 bin de 4/b'li sözleşmeli personel açığı olduğunu kaydederek, 1 milyon da kaçak yabancı işçi olduğunu ifade etti. Özel sektörün 1 değil birkaç işçi alabilecek personel ihtiyacı olduğunu dile getiren Uslu, hem imalat sanayinin hem hizmet sektörünün, 1 ila 1.5 milyon kişilik ilave istihdam yaratma kapasitesine sahip olduğunu söyledi.

Uslu, yine TOBB'a çattı

Uslu, TOBB üyelerinin yaptığı toplantıya da değinerek, bu toplantıyla işsizliğe sihirli formül bulunacakmış gibi takdim edilmesini abartıldı bulduğunu belirtti. Uslu, bu işadamlarının ortak toplantı yapmasının amacının avanta yeni avantalar avantajlar sağlamak olduğunu savundu. Uslu sözlerini şöyle sürdürdü: "Madem işadamları işsizliği çözecek kabiliyete ve kapasiteye sahip o zaman Hükümet krizle mücadele adına 40 milyar TL bir paket açıkladı. Bizim hesaplarımıza göre, bu paraya Türkiye 40 milyar liralık bir paket hazırladığına göre bunun içinde muafiyet, af, tahsis, erteleme, öteleme var, işadamlarına tahsis edilen kaynağı bir kişinin istihdamına böldüğünüz zaman 1-1.5 yılda Türkiye'nin 200 bin kişilik istihdam yaratmış olması gerekirdi. Nerede bu istihdam? Bunun hesabının verilemesi lazım. İmalat sanayinde verimlilik artarak yüzde 12'ye çıktı. İstihdam neden artmadı? Sanayide kapasite kullanım oranları, ihracat, karlılık arttı, ücretler ve istihdam düştü. Bunun açıklanması lazım, yoksa batarsak kurtarın, ödemezsek affedin, nerden bulduğumuzu da sormayın, vergi de istemeyin aksi halde küseriz, kaçarız ya da kapatırız tehdidini çok yanlış bir paradigma olarak görüyoruz."
 

'Böyle bir liberal ekonomi yok'

Uslu, başta TOBB olmak üzere sermaye çevrelerinin bu paradigmayı terk etmesi gerektiğini ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti: "Hem devlet ekonomiden çekilsin, KİT'ler kapatılsın, bize devredilsin, kısa çalışma ödeneğini devlet ödesin, yetmedi, uzatsın, ekonomik gelişmeyi de sağlarız, istihdamı da artırırız, iddiasında bulunacaksınız sonra devletin kıt imkanlarından gereğinden fazla yararlanıp, ortaya istihdam çıkartmayacaksınız, vergi vermeyeceksiniz nereden bulduğunuzun hesabını da vermeyeceksiniz. Böyle bir liberal ekonomi yok, eğer devlet bizden istihdam istemesin diyorsanız sıkıntıya düştüğünüzde devlet bizi kurtarsın demeyeceksiniz. Liberal ekonomide devlet özel sektörü kurtarmaz. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir. Yok eğer devletin imkanlarıyla birlikte kendi sermayemizi geliştirelim, büyütelim, yatırımlar yapalım, diyorsanız o zaman devletin sosyal politikalarına yardımcı olma zorunluluğunuz var. Bu millete topluma işsize yapılmış bir himmet değildir. Bunlar çağdaş ve liberal işveren anlayışına uygun düşmüyor."

'Yabancı kaçak işçilik sürdürülebilir kurallara bağlanmalı'

Uslu, işsizliğin ciddi bir istihdam stratejisi, planlamasıyla çözüleceğini belirterek, bunun ayrı zamanda AB istihdam stratejisiyle uygun olması gerektiğini kaydetti. Uslu, işsizliğin bugünden yarına sonuç getirecek çözümleri için şu önerileri getirdi: "Yabancı kaçak işçilik dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sürdürülebilr ve denetlebilir kurallara bağlanmalıdır. Türkiye'de bir başıbozukluk, denetimsizlik var. Yasadışı Türkiye'ye girip çalışanlar üzerinde bir emek sömürüsü var, bunun haklılığı, meşruiyeti olamaz. Bu kurallara bağlanmalı. Bu ülke göç kavşağı, kavimler kapısı, bundan dolayı da göç ve göçmen konusunda geniş bir hoşgörü kültürüne sahip. Göçmen işçilerin durumu yasa ve kurallarla belirmelidir. İkinci önerimiz, resmi rakamlarla kamuda 554 bin personel açığı var. Kamunun personel açığı derhal giderilmelidir. 119 bin de kamunun 4/b denen sözleşmeli personel açığı var. 1 milyon da kaçak yabancı işçi var. Özel sektör bugün 1 değil birkaç işçi alabilecek personel ihtiyacı içinde, hem imalat sanayi hem hizmet sektörü, 1 ila 1.5 milyon kişilik ilave istihdam yaratma kapasitesine sahip."

'İşsizlik sopasıyla hükümet korkutuluyor'

Özel sektörde çalışan her iki kişi üçüncü kişinin işini yapmak zorunda kaldığına dikkat çeken Uslu, Anayasa'nın angaryayı yasakladığını ifade etti. 100 yıl önce Detroit'de Chicago'da 1 Mayıs'ın meydana getiren çalışma koşulları bugün de geçerli olduğunu ifade eden Uslu, bu kötü çalışma koşullarıyla 1 Mayıs'ı kutlamanın ayıbının çağdaşlık iddiasında olan herkese yeteceğini söyledi. Uslu, özel sektörde yasadışı olarak uzun çalışma sürelerinin kamunun denetim zaafından ve işverenin harsından kaynaklandığını kaydederek, sözlerine şöyle devam etti: "Ben sosyal hukuk devletini tam da burada görmek istiyorum. Kendi yurttaşını bedelsiz, ücretsiz, karşılıksız kürek mahkumu gibi çalışmaya mahkum eden bir düzen sosyal düzen olamaz. Bu sadece özelde değil kamu sektöründe de böyle." Avanta ve avantaj sağlamak için işsizlik sopasıyla bir taraftan hükümetin bir taraftan da çalışanlar korkutulduğunu ifade eden Uslu, ilave yatırama, kadroya, maliyete gerek kalmadan sadece devlet denetim zaafını ortadan kaldırmasıyla istihdam yaratılabileceğini bildirdi.

 

'2821 VE 2822'den umudum kalmadı'

Hak-İş Başkanı Uslu, 2821 ve 2822 Sayılı Sendikalar Kanunu tasarısının yasalaşacağına dair beklentisinin kalmadığını söyledi. Bu yasaları değiştirmeye direnenlerin, çeşitli komisyonlara göndermek ve görüşmek suretiyle uydurma yöntemlerle ertelediklerini savunan Uslu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Türk-İş ve TİSK'in oyalamada bulunduğunu, buna DİSK'in de katkısı ve oluru görüldüğünü iddia etti. Yeni öneri ve tasarıların Sendikalar Kanununu çıkarmamak için yapıldığını belirten Uslu, elindeki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı raporlarını göstererek, ILO ve AB normlarına uygun yasa çıkarma amacı taşınmadığını savundu. Uslu, "Seçme ve seçilme özgürlüklerini engelleyen düzenlemelerin yürürlükte kalmasını sağlarsanız, AB ve ILO normlarına uyacağım iddiasında bulunamazsınız, bulunuyorsanız o yasakları sürdüremezsiniz bu belge Çalışma Bakanlığının içtenlikli davranmadığının kanıtı" dedi.
 

'İş kollarının sayısını düşürmek sendikal geleneğimize ters'

İş kollarıyla ilgili uyum çalışması yapıldığını dile getiren Uslu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş kollarını 28'den 17-18'e düşürmek için girişim başlattı. Çalışma Bakanlığı iş kolları anlayışından da sendikal gelenekteki iş kolları tanımından da vazgeçtik diyerek, NACE (Uluslararası İş Kolları Uyum Çalışması) uygulamasına geçme girişimi başlattı. Bu tanımla bizim sendikal anlayışımız ve geleneğimiz arasında hiçbir ilişki yok. NACE'de imalat, sanayi hizmet sektörü gibi toptancı bir anlayış var. Bir sendika birkaç iş kolunda birden örgütlenebilecek. Bu olabilir mi olabilir. Ama 25'inci saatte bunu konuşamazsınız. ILO'nun yeni yasaları beklediği, AB'nin istihdam ve sosyal ve politika başlıklı faslı açılmayı beklediği yerde siz tutup da bu dursun, biz NACE uygulamasına geçiyoruz derseniz bu 2821-2822 sayılı yasaları çıkarmamak için yeni bir oyalama anlamı taşır."

Salim Uslu, Türkiye'nin "yüz karası" bir Anayasa'dan kurtulmak için başlattığı çalışmayı da desteklediklerini anımsatarak, "Türkiye'nin ihtiyacı yeni sivil demokratik bir Anayasa. Ama bu yeni sivil demokratik bir Anayasa ihtiyacı Anayasa paketinin alternatifi değildir, belki onu kolaylaştıracak bir adımdır" diye konuştu.