Denizlerin dalgasıyım-2: Delil, konuşan fotoğraf

İdam edildiklerinde Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan ise 23 yaşındaydı. Sağ siyaset, Menderes ve arkadaşlarının rövanşını üç yurtsever genci idam sehpasına çıkararak almış oldu. Öyle ki idam sayısı bile “Üç sizden üç bizden” denilerek denkleştirildi.

07 Mayıs 2021 Cuma, 04:00
Denizlerin dalgasıyım-2: Delil, konuşan fotoğraf
Abone Ol google-news

Yazı dizinin ilk sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Türkiye tarihinde her dönem emniyet çekmecelerinde hazır tutulan fişlenmiş “sakıncalı mühim şahsiyetler”in listeleri, failleri tespit edilemeyen her olayda kurtarıcı işlevi gördü. AIESEC Davası’nda da salonun alt katında görevli polisleri üst katta slogan atan öğrencileri tespit edemeyince yine çekmeceden çıkarılan kataloglarda ismi yer alan öğrenciler toplandı. 

Tanık polisler ifadelerinde hangi öğrencinin hangi sloganı attığını ayrıntılı olarak aktarınca savunma avukatları “Siz alt katta iken hangi öğrencinin hangi sloganı attığını nasıl anladınız” diye sorduğunda ifade verirken bayılan tanık polis Necdet Bato, “Fotoğraflarından anladık” yanıtı verdi. Böylece konuşan fotoğrafı da ilk kez bizim emniyetimiz icat etmiş oldu.

Haklarında dava açılan öğrencilerle ilgili gösterilen tek delil, olaylar sırasından polis taraından çekilen bir resimdir. Öğrenciler aleyhine ifade veren tanık polislerin tamamı alt salonda görevlidir. Üst balkonda slogan atan öğrencileri nasıl teşhis ettikleri sorulduğunda fotoğraftan demelerine karşın her birinin ne slogan attığını da ayrıntılı bir şekilde belirtirler. Ancak öğrencilere eyleme teşvik eden Bozkurt Nuhoğlu ile Raif Ertem çekilen polis fotosunda yoktur. Raif Ertem’in alt salonda oturan fotoğrafı ile Nuhoğlu’nun da eylem bittikten sonra Fen Fakültesi’nin arka bahçesinde öğrencilerle çekilen fotoğrafı mahkemeye sunulmasına rağmen tutuklulukları devam eder. Tanık polisler ve öğrenciler Bozkurt Nuhoğlu’nun bahçede öğrencilere “artık herkes okullarına dönüp derslerine girsin” uyarısı dışında suç unsuru olabilecek bir sözü olmadığını da belirtirler.

Tutuklu sanıklardan gazetemiz eski yazarı Raif Ertem ise o sırada stajyer avukattır ve AIESEC toplantısına davetlidir. Ertem, davetlililerin oturduğu alt kat salonda oturmasına ve alt salonda oturduğu tanıklar tarafından doğrulanmasına rağmen polislere göre o da üst kat salonda slogan atan eylemciler arasındadır.

Dava sırasında durumu Raif Ertem gibi tartışmalı öğrencilerden biri de tutuklu yargılanan Sait Bülbül’dür. Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi olan Bülbül o gün salonda değil kendi okulundadır ve eylemin olduğu saatte kendi fakültesinin sekreterinin odasında bir görüşme yapmıştır. Bülbül’ün tutuklanmasının nedeni polislerin o gün salonda çektikleri fotoğrafta sakallı bir öğrenciyi ona benzetmeleridir. Duruşmada Sait Bülbül’ün söz konusu sakallı öğrenci ile hiçbir benzerliğinin bulunmadığı açıklanmasına ve eski resimleri de mahkemeye sunulmasına rağmen Bülbül’ün tutukluğu sürmüştür.

Polislerin ifadelerinde öğrencilerin attıkları sloganlar bile birbirini tutmaz. Sanık avukatlarının sanıklardan hangisinin hangi sloganı attığını nasıl ayırt ettiklerini sorduklarında ise  “Fotoğraflarından” diye yanıt vermesi duruşma salonunda gülüşmelere neden olmuştur. 

Tanık polislerden Necdet Bato, kendisine ezberletilmiş ifadelerini söyledikten sonra tutuklu öğrenciler ve savunma avukatları tarafından sıkıştırılınca duruşma salonunda bayılır. Dışarı çıkarıldıktan sonra kendisine gelen Bato’nun yeniden dinlenmesini isteyen savunma tarafının talebini mahkeme tahmin edeceğiniz gibi reddeder.

Fotoğrafta olmayan öğrencileri hem de kendileri alt kat salonda iken nasıl teşhis ettikleri sorulduğunda ise tanık polislerden birinin “Biz bu öğrencileri tanırız, emniyette fişleri vardır” diye yanıt vermesi ise durumun özetidir. Emniyette kaydı olan öğrenciler ister eyleme katılsın ister katılmasın, ister o gün o salonda olsun ya da olmasın gelen emir üzerine toplanmıştır.

MTTB’LİLER İÇERİ SOLCULAR DIŞARI

4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam eden duruşmanın başında sanık avukatlarının söz talepleri yargıç tarafından reddedilince avukatlarla yargıç arasında sert tartışmalar yaşanır. Duruşma açıldığında sanık avukatları dördüncü kez Ağır Cesa Mahkemesi’nin dosyayı incelemek için istediğini anımsatmasına rağmen Yargıç Sıtkı Karlıbel sanıklara son sözlerini sormaya başlamıştır. Avukatlar, “Şimdiye kadar hiç savunma yapmadıklarını” belirterek savunma hakkı istemişlerse de yargıç kendilerinden daha önce yazılı savunma istendiğini ama yazılı savunma verilmediğini söyleyerek avukatlara söz hakkı vermez.

Avukatlardan M.Kemal Kumkumoğlu’na mahkemece ihtar cezası verilir. Ayrıca  Avukat Kemal Kumkumoğlu’nun 14.4.1968 tarihli celsede savunma hakkı ile ilgili yaptığı talebi mahkemeye hakaret sayan yargıç, Kumkumoğlu hakkında soruşturma yapılması için İstanbul C.Savcılığı’na başvurur. Yargıç Karabel hızını alamayıp diğer avukatlar için de soruşturma açılmasını ister. 17.4.1968 tarihli duruşmaya katılan avukatlar Ziya Nur Erün, Yılmaz Halkacı, Kemal Okvuran, Ali Turgan, Alp Kuran, Mahiru Akdoğan haklarında yine mahkeme ve yargıca hakaret ettikleri gerekçesi ile hâkim Sıtkı Karabel, duruşma savcısı Sayın Mehmet Hulusi Yazıcıoğlu ve mahkeme mübaşiri ve mahkemenin iki zabıt kâtibinin imzaları ile adliyede görevli iki polisle mahkeme salonuna nasıl ve niçin geldikleri anlaşılamayan ve adları anılan tutanağın altında bulunan polis memurlarının imzasıyla tutulan bir tutanak ve bir mahkeme müzekkeresi ile birleştirilerek İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na başvurur. 

Duruşma salonuna sanıkların arkadaşları alınmazken sağcı MTTB’li gençler kartlarını göstererek girmeyi başarmışır. Duruşmayı izlemeye gelen gençler salonun darlığı gerekçe gösterilerek içeri alınmayınca koridorlarda marşlar söylemeye başlar ve duruşma sonrasında da Nuhoğlu, Gezmiş ile Ertem’in jandarmalar arasında salondan dışarı çıkarılırken tezahüratta bulunarak arkadaşlarına destek verirler. 

2 Mayıs 1968 günü yapılan 3. duruşmada son sözleri sorulan sanıklar ise yargıcın sorusuna “Sizi reddediyorum” diye yanıt verir. Bunun üzerine mahkeme kararı açıklanır. Sanıklardan Sait Bülbül’ün beraatına, Raif Ertem, Bozkurt Nuhoğlu, Deniz Gezmiş, Mustafa Gürkan, Rahmi Aydın, Mehmet Mehdi Beşpınar, M.Lütfü Kıyıcı ve Mustafa Çaldırık’ın temyiz yolu kapalı olmak üzere 6’şar ay hapis ve 600 lira da para cezasına çarptırılır. Gerekçeli kararın sonradan yazılacağını belirten Karlıbel cezaları tecil etmez. 

Duruşma sonrasında sanık avukatları Alp Kuran, Ali Yaşar, Metin Kumbasar, Yılmaz Halkacı, Kemal Okvuran, Ali Turgaün ve Ziya Nur Erün zabıt tutarak Yargıç Karlıbel’i Yüksek Hâkim Kurulu’na ve Baroya şikâyet ederler ama bu şikâyetlerden bir sonuç çıkmaz. Yargıç Karlıbel emekli olduktan yıllar sonra RP’nin Kartal Belediye Başkan adayı olarak karşımıza çıkacaktır.

-SÜRECEK-