"Dijital listeye haberim olmadan ismim yazılmış"

Günçal, Gölcük'te bulunduğu iddia edilen ''sıkıyönetimde görevlendirilecekler'' listesinde adının yer aldığı iddiaların reddetti.

28 Kasım 2011 Pazartesi, 11:51
Abone Ol google-news

Orgeneral Bilgin Balanlı, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 184'ü tutuklu 224 sanıklı davanın 52. duruşması başladı.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde oluşturulan salonda yapılan duruşmaya, Halil İbrahim Fırtına, Özden Örnek ve MHP'den milletvekili seçilen emekli Korgeneral Engin Alan ile Orgeneral Bilgin Balanlı'nın da aralarında bulunduğu tutuklu 150 sanık ile tutuksuz sanıklardan 5'i katıldı.
Tutuklu yargılanan Çetin Doğan ve Koramiral Kadir Sağdıç'ın da aralarında 34 sanık ile hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar Tümamiral Ahmet Sinan Ertuğrul ve emekli Orgeneral Ergin Saygun ise duruşmaya gelmedi.

Duruşmada Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, Silivri Cezaevinde bulunan Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 4 sanığın sağlık sorunları nedeniyle duruşmaya getirilemediğinin bildirildiğini kaydetti.

Duruşmada savunmasını yapan hakim Albay Bülent Günçal, 32 yıldır asker olduğunu, yasalara uygun birinci sınıf hakim olarak çalıştığını, sahte dijital veriler ve hayali senaryolarla suçlandıklarını ileri sürerek, bu durumun hak ihlali ve adil yargılama ilkesine de aykırı olduğunu söyledi.

Dava dosyasında lehlerine olan durumlarının hiç araştırılmayıp görmezden gelindiğini ve dosyaya konulmadığını ifade eden Günçal, Gölcük'te bulunduğu iddia edilen ''sıkıyönetimde görevlendirilecekler'' listesinde adının yer aldığı iddiasına değindi.
Günçal, ''Sıkıyönetimde görevlendirme konusunda kimse benimle görüşmemiş, bilgi vermemiştir. Dijital listeye haberim olmadan ismim yazılmıştır. İftiraları şiddetle reddediyorum'' dedi.

Günçal, Orgeneral Bilgin Balanlı'nın 3 Mart 2003 tarihli sözlü emri üzerine ''Oraj Hava Harekat Planı'nın akamete uğraması durumunda yaşanacak hukuki süreç ve alınacak tedbirlerle ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı hukuki prosedür'' konulu belgeyi sanıklardan Hakan Özbek'e hazırlattığı, ardından da bunu Balanlı'ya sunduğu iddialarına ilişkin de şunları kaydetti:

''Bu belge, imzasız bir dijital veridir. Ne böyle bir emir veya talimat olmuştur. Bu hayali bir senaryodur. Balanlı'dan sözde emri ne zaman ve nerede, nasıl aldığım, bu emri Hakan Özbek'e nasıl aktardığımın, bu yazılanların hangi bilgisayarda oluşturulduğunun hiçbir delili bulunmamaktadır. Benim hukuki prosedür isimli belgeyi Balanlı'ya verdiğimin delilinin ne olduğunu merak ediyorum.''

Söz konusu belgede, planın başarısızlığa uğraması durumunda Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığının görevlendirileceği iddiasının yer aldığını belirten Günçal, ancak askeri mahkemelerle ilgili yasaya göre general ve amirallerle ilgili, askeri mahkemelere tabi suçlarından dolayı yargılamaların Genelkurmay Başkanlığı nezdinde kurulan askeri mahkemede yapıldığını anlattı.

Davada suç tarihi 2002-2003 yılı olmasına karşın 1997 yılına ilişkin soru sorulduğunu ifade eden Albay Ahmet Zeki Üçok, birinci ''Ergekenon'' davasının 4 Kasım'daki oturumunda da üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu'nun ''Mahkeme dışı beyanlar, bizim için sivrisinek vızıltısından öteye geçmez'' sözlerini anımsattı.

Üçok, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün tutuklulukla ilgili sözlerini de dile getirerek, ''Bunlar karşısında yargılamanın bağımsız olduğunu düşünüyor musunuz? Bu mahkemede kendinizi güvende hissediyor musunuz'' şeklinde Günçal'a soru yöneltti.

Mahkeme Başkanı: ''Değerlendirmeler bizi bağlamaz''

Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken de, bu şekilde soru yöneltemeyeceğini söylediği Üçok'un, değerlendirme yaptığını söyledi.
Üçok'un soru sorma hakkını kötüye kullandığını ifade eden Diken, ''Sinek vızıltısı' diyen yargıç kim, bu heyette mi? Biz yasalara bağlıyız. Değerlendirmeler, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakan da olsa söyleyen kişiyi bağlar. Bizi bağlamaz. Biz etki altında kalmadan bağımsız yargılama yapıyoruz. Aksi söylemler yargıya müdahaleye girer'' dedi.

Duruşmada savunmasını yapan emekli Albay Hakan Büyük de, Türk Silahlı Kuvvetlerini kurumsal olarak yıpratmaya yönelik, dijital bir terör saldırısı ile karşı karşıya olunduğunu belirterek, ''Yaşadıkları nedeniyle 'Sanki ilahi imtihandan, sabır tünelinden geçiyoruz' demiş Hazreti Mevlana. Evet, bizler 'sabır' ile imtihan ediliyoruz. Ancak sizlerin de 'adalet' ve 'vicdan' ile imtihan edildiğinizi hatırlatmak isterim'' dedi.
Eskişehir'de oğlunun kaldığı 45 metrekare olan apartman dairesinde bulunan flash belleğin kendisine ait olmadığını söyledi.

Söz konusu aramadan 68 gün sonra 28 Mart 2011 tarihinde İstanbul'da ailesinin yanındayken polis tarafından gözaltına alındığını ve flash bellek içerisinde yer alan dijital dokümanların içeriği nedeniyle de tutuklandığını anlatan Büyük, şöyle devam etti:
''İçerisinde böylesine önemli dijital dokümanları ve suç delillerini barındırdığı ileri sürülen flash belleğin, mevcut dava ve soruşturmalar nedeniyle sık sık arama yapıldığının medyada yer aldığı bir dönemde elde bulundurmak, oğlumdan bile gizlemem gerekirken bir çok arkadaşlarının geldiği evde ve kolayca bulunabilecek bir yerde açıkta görülecek şekilde saklamak, akla, mantığa ve hayatın olağan akışına aykırıdır. Görev yaptığım hiçbir dönemde bulunduğum birimden ayrılırken arşiv yapmadım, hiçbir dijital doküman veya evrakın kopyasını yanımda götürmedim.
Anılan flash bellek bana ait olsaydı, şifresini bilir ve içeriğinde ne olduğuna vakıf olduğumdan, başımı derde sokmamak için imha etmiş olurdum. Flash belleğin içerisindeki dijital dosyaların şifresinin 'Noyan1990' yani oğlumun adı ile doğum tarihinin olması, bu flash belleğin bana ait olduğunu göstermez.''


Hiçbirini tanımıyorum

Flash bellek içerisindeki word dokümanlarının hiç birisinin nitelikli sertifikayla oluşturulan elektronik dijital imzalı olmadığını belirten Büyük, ''Aramada bulunan flash bellek içerisindeki davaya konu olan dijital dokümanlarda adı geçen havacı subayların büyük çoğunluğunu ismen bile tanımamakla birlikte, hiçbiriyle irtibatım yoktur. Hele illegal bir oluşuma dijital doküman vermek, hem de üzerinde kendi paraf veya imzasının bulunduğu dijital doküman vermek, en aptal havacı istihbarat personelinin bile yapmayacağı bir hatadır'' diye konuştu.

Balyoz iddianamelerine dayanak oluşturan belgelerin üretilmiş olduğunu savunan Büyük, bu belgelerdeki hatalara dikkati çekerek, ''Henüz o ilde göreve başlamamış valilerin bulunmasına, hizmete girmemiş ve ismi verilmemiş gemilere atanmış personel gözükmesine, mahkeme kararı ile ileri ki yıllarda değiştirilen isim ve soyadları ile personelin listelerde yer almasına rağmen, neden hala sanıklar ısrarla tutuklu yargılanıyorlar?'' dedi.

 

Bilirkişi raporunu mahkemeye sundu

Balyoz Planı davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Hakan Büyük'ün avukatı Hüseyin Ersöz, müvekkilinden elde edildiği iddia edilen dava konusu belgelerin yer aldığı flash bellekle ilgili Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesinden alınan bilirkişi raporunu mahkemeye sundu.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan Ersöz, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Mehmet Ufuk Çağlayan'a suçlamalara konu olan flaş bellek üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırdıklarını belirterek, bu raporu mahkemeye verdi.

Ersöz, şubat ve haziran 2011'de hazırlanan Hakan Büyük'ten ele geçtiği iddia olunan flash bellekle ilgili kolluk tarafından hazırlanan iki adet rapor bulunduğunu, ancak bu raporlarda yer alan yazar, oluşturma tarihi gibi bilgiler arasında çelişkiler olduğunu söyledi. Bu çelişkilerin delil bütünlüğünü etkileyecek oranda büyük olduğunu ifade eden Ersöz, bu hususların Boğaziçi Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Ufuk Çağlayan tarafından hazırlanmış bilirkişi raporuyla tespit edildiğini anlattı.

Ersöz, Çağlayan'ın raporunda özellikle oluşturulma tarihi ile doküman içeriğinde yer alan bilgiler arasında önemli zaman farklılıkları olduğuna vurgu yaparak, söz konusu dijitallerin delil bütünlüğü ve sağlığını kaybettiği yönünde tespitte bulunduğunu kaydetti.

 

Elle müdahale

Şubat ve haziran aylarındaki raporlar arasında oluşturulma tarihi ve dosya yollarıyla ilgili önemli farklılıklar bulunduğunu, bu farklılıkların bu bilgilere elle müdahale edilmiş olduğunu gösterdiğini savunan Ersöz, ''Öyle ki, bazı karakterler ve harfler dosya içerisinde düzgün bir şekilde yer alırken Türkçe karakterler gibi bazı harflerin de başka bir karakterle ifade edilmesi bilgisayar tekniğine ve çalışma prensibine uygun değildir. Bu durum bir elle müdahalenin göstergesidir'' dedi.

 

Gözleme dayalı okul raporları

Duruşmada, Ersöz'ün savunmasını tamamlamasının ardından çapraz sorgusu yapılan Hakan Büyük'e üye hakim Ali Efendi Peksak, liselerde Milli Güvenlik dersine girip girmediğine ilişkin soru yöneltti. Bu derslere girdiğini ifade eden Büyük'e Peksak, okulla ilgili bir rapor tutup tutmadığını sordu. Rapor tuttuğunu belirten Büyük, bunun İstihbarata Karşı Koyma (İKK) yönergesi kapsamında olduğunu ifade etti.

Büyük, ''Bunlar gözlem sonucu tutulmuş bilgilerdir. Özel bir araştırma sonucu değildir. Gözleme dayalı raporlardır. Emir komuta zinciri içerisinde bunları üst komutanlığa gönderdim'' dedi. Peksak'ın 2004 seçimlerinden sonra bir rapor hazırlayıp hazırlamadığına ilişkin sorusuna da Büyük, ''Evet, hazırladım. Seçim yapıldığında sonuçlarla ilgili kapılara asılan bilgilerden derlenmiş bilgilerdir. Bir emir almadan yapamam'' diye konuştu. Büyük'ün çapraz sorgusunun tamamlanmasının ardından, duruşma yarına ertelendi.

 

Rapor

Prof. Dr. Ufuk Çağlayan tarafından hazırlanan teknik mütalaada, dava konusu flash bellekte bulunan belgelerle ilgili 7 soruya cevap verildi. Raporda, kullanıcıların göremediği, özel yazılımlarda bulunan, dijital dosya üzerindeki oluşturma, değiştirme, yazar bilgisi gibi üst veriler anlamına gelen meta data bilgilerinin dijital doküman CD-ROM, DVD-ROM gibi sadece okunabilen bir ortamda depolanmadığı sürece, dijital doküman için değiştirilemez bilgiler içermediği kaydedildi.

Raporda, ''Doküman hard disk, flash bellek gibi yazılabilen bir ortamda depolanmışsa, meta data bilgilerinin dijital dokümanın neresinde yer aldığını ve formatını bilen uzman bir kişi, editör olarak da adlandırılabilecek özel bir yazılım kullanarak, meta data bilgilerinden istediğini, istediği bir şekilde değiştirebilir'' ifadelerine yer verildi.

Üzerinde bilinçli olarak veri çıkarma, değiştirme gibi işlemler yapılmadığı sürece bu bilgilerin kendiliklerinden anlamlı bir şekilde değişmelerinin mümkün olmadığı ifade edilen raporda, ''Aynı dijital medya için farklı tarihlerde yapılan incelemeler neticesinde oluşturulan raporlardaki hash değeri, oluşturma tarihi, son kaydetme tarihi, yazar gibi bilgilerin her hangi birinde farklılıklar varsa, bu durum dijital medya içeriğinde değişiklik olduğu anlamına geleceğinden, dijital medyanın delil bütünlüğü ve sağlığı artık kaybolmuştur'' denildi.

Raporda, içeriğinde 12 Mayıs 2009 tarihine ait bir gazetenin taranmış görüntüsü olan dijital bir verinin oluşturulma tarihinin hiç bir şekilde 12 Mayıs 2009'dan önce, yani yani 19 Nisan 2007 olamayacağı vurgulanarak, yine içeriğinde 12 Şubat 2008 tarihli bir yazı olan dijital bir verinin oluşturulma tarihinin hiç bir şekilde bundan önceki 19 Nisan 2007 olmayacağı ifade edildi.