DİSK Başkanı Çerkezoğlu: "Kadın işçilerin yüzde 93'ü sendikasız! Ayrımcılık çok fazla"

Şirket ve derneklerin reklam ve kutlama mesajları peş peşe yayımlanadursun, ülkedeki kadın emeği sömürüsü her yıl katlanarak artıyor.

08 Mart 2020 Pazar, 02:00
DİSK Başkanı Çerkezoğlu:
Abone Ol google-news

Fakat tüm engellere ve önyargılara rağmen toplumun kendisine biçtiği anne ve eş olma rolüne hapsolmayıp, “erkekleşmeden” iş ve emek dünyasında var olan kadınlar, ne mutlu ki var. Bunlardan biri, kadın işçilerin yüzde 93’ünün sendikasız olduğu Türkiye’de, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) ilk kadın başkanı olan Arzu Çerkezoğlu.

Ancak işçi sınıfı içerisinde kadınların ağırlığı artsa da, daha fazla kadının bütüncül mücadelesine ihtiyaç var. Yarım yüzyılı deviren DİSK’in dahi başkanlar kurulundaki 31 isminden yalnızca 3’ü kadın. 

Çerkezoğlu, işverenlerle ve hükümetlerle zaman zaman “yalnızca kadın olmaktan kaynaklı” zorluklarla karşılaşılabildiğini anlatıyor.

KAYITDIŞI YÜZDE 36 ARTTI

 Arzu Çerkezoğlu ( Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) ilk kadın başkanı )

8 Mart vesilesiyle konuştuğumuz Çerkezoğlu’ndan işçi kadınların sorunlarını dinledik. Tüm sektörler için geçerli olan sorunların, işçi kadınlar açısından derinleşerek arttığını şöyle anlattı: “2019’da 500 bin kadın, ev içi bakım hizmetlerinden dolayı çalışamadı. Toplamda 12 milyon kadın ev işleri sebebiyle işe giremiyor. Kamu kurumları tarafından açılacak kreş ve yaşlı bakımevleriyle, etkin politikalar hayata geçirilmeli. Çalışabilen kadınlar da her türlü ayrımcılığa maruz kalıyor. Kadınlar erkeklere göre 4 kat daha fazla kayıtdışı çalıştırılıyor. Kayıtdışılık, 2018 Ağustos’ta derinleşen krizle birlikte yüzde 30-36 büyüdü. Kadın işsizliği de ürkütücü şekilde arttı. Büyük şehirlerde kadın işsizliği yüzde 40’ları aşıyor.”

ÖNYARGI BÜYÜK ENGEL

Zeynep Bodur Okyay (İstanbul Odası Meclis Başkanı)

Erkek egemen toplumun eril zihniyeti, toplumun her kesiminde olduğu gibi, iş dünyasında da kadını ötelemeyi sürdürüyor. Sanayi odaları değişmeye başlasa da daha yolun başında. Sanayi sektöründe kadın olarak var olmanın zorluklarını, İstanbul Sanayi Odası Meclis Başkanı Zeynep Bodur Okyay ile konuştuk. Okyay, kadın erkek eşitliği konusunda çaba harcayan bir isim. 2014’te 18 kadın sanayiciyi bir araya getirmişti. 

Sanayide Kadın Platformu bir de manifesto yayımlamıştı. Devamı gelemedi ama Bodur her zaman bu sorunlara duyarlı oldu. Kale Grubu Üst Yöneticisi de olan Okyay, “Kadınların işgücüne katılımının ötesinde, sanayide istihdam verilerine baktığımızda durum hiç iç açıcı değil. Çalışan kadınların yaklaşık yüzde 15’i sanayide istihdam ediliyor. Sanayi için hayati önem taşıyan mühendislik, hâlâ erkek işi olarak görülüyor” diyor. 

Girişimciler çoğalmalı

“Ekonomik kriz dönemlerinde ilk olarak kadınlar işten çıkarılıyor” diyen Okyay, şöyle devam etti: “İşsizlik oranını azaltmak ve kadının kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamak için girişimci kadın sayımızın artması lazım. Fakat girişimcilik faaliyetlerinde kadınlar önemli engellerle karşılaşıyor. Kadının daha eğitimli, azimli, hırslı ve kararlı duruşu, onu erkeğe bağımlı olmaktan kurtararak ekonomik anlamda bağımsızlığını ve toplumdaki konumunu güçlendirmesine olanak sağlıyor. Bu konuda en büyük engelin, toplumun kadınlar hakkındaki değer yargıları olduğunu düşünüyorum.” 

Kayseri’den CERN’e uzandı

Zuhal Gözüküçük (Girişimci)

Kadın Girişimcileri Derneği (KAGİDER) verilerine göre, Türkiye’deki kadın girişimci oranı 2002’de yüzde 4 iken 2019’da yüzde 11’e yükseldi. Ancak, sayıları artsa da, erkeklere göre daha fazla finansman sıkıntısı çekmeye ve kendilerini kabul ettirmek için daha fazla mücadele etmeye devam ediyorlar. 

Tüm olanaksızlıklarına rağmen imalat sanayiinde kendini var edebilmiş girişimci kadınlardan biri, Zuhal Gözüküçük. Kayseri’de 120 metrekarede üretime başlayan Gözüküçük, bugün İsviçre ve Fransa sınırında bulunan dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarı CERN’e (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi) Türkiye’den tedarikçilik yapan tek kadın girişimci. 2016’da 4 bin parçalık koruma kalkanıyla başlayan CERN tedarikçiliğine bu yıl da devam ettiğini söylüyor. Gözüküçük Makine Yönetim Kurulu Başkanı olarak 1998’de bir çalışanla başladığı parça imalatına, bugün yaklaşık 40 çalışanıyla devam ediyor ve otomotivden savunma sanayiine yıllık 100 bini aşkın parça üretiyor.

“İş yaşamında kendimizi kabul ettirmemiz zor. Hayatımız devamlı mercek altında” diyen Gözüküçük, yaşadığı bazı deneyimleri şöyle anlattı: “İhaleye girdiğimde hem ihaleye katılan firmalardan hem de ihaleyi verenlerden ‘işi siz mi yapacaksınız’ diye tepki aldığım oldu. Sadece kadın olduğumuz için ‘bu işi yapabilecek mi’ diye tereddütle bakılıyor. 1998’de, üretimde gerekli sac almak için bir firmayı aradığımda, ‘kuaför değil burası hanımefendi’ demişlerdi. Yalnızca erkeklerin satın alabileceği bir şey sandı sanırım ama zamanla alıştılar. Başarı için vazgeçmemeliyiz. Sıfırı gördükten sonra da mücadeleye devam etmeliyiz.”

‘Sakın havlu ATMAYIN’

Yönetici pozisyonlarındaki kadın temsiliyeti Türkiye için hâlâ alarm veren sorunlardan biri.

AB İstatistik Ofisi’nin verilerine göre Türkiye, üst düzey kadın yönetici oranında yüzde 11 ile sondan 4. sırada. Ülke genelinde kadın üst yönetici (CEO) oranı ise yalnızca yüzde 3.9. Bu yüzde 3.9’luk kesimin içinde yer alan kadınlardan biri, Türk Tuborg CEO’su Damla Birol. “Kadınların başarıya giden yolları pek çok engelle dolu” diyen Birol, kadın olmaktan kaynaklı sorunları ve bunun içinde barındırdığı potansiyelleri şöyle anlatıyor: “Ev, aile ve işteki sorumluluklardan başlayıp çevreden gelen baskı ve önyargılar da eklendiğinde gitgide zorlaşan bir durum söz konusu. Ancak kadınların birbirine inanmaları, destek olmaları ve cesaretle devam etmeleri durumunda bu zorlukların bertaraf edilebileceğine ve aşılacağına kuvvetle inanıyorum. Kadınları cesaretlendirmek ve hedeflerine ulaşmak için harekete geçen kadın sayısının artmasına destek vermek en büyük hedefimiz. Kariyerinin başındaki ya da ortasındaki kadınlar, sakın havlu atmayın.”

Damla Birol (Türk Tuborg CEO'su)

‘Eşimin eline bakıyorum’ ayıbına son verilmeli

Yaşamın her alanına sirayet eden cinsiyet eşitsizliğinin en derinden hissedildiği alanlardan biri eğitim. “Kızını okula göndermeyen babalar”ın varlığı, bunun en somut göstergesi. Bu durum, kadınları ekonomik özgürlük kazanamamaya, evlenip, “kocasının eline” bakmasına mecbur bırakıyor, 21. yüzyılda bile...

Bu kadınlardan biri Sevgi Gürel. Erzincan’da doğan, tarla ve evin tüm işleriyle ilgilenmek zorunda kalan Gürel, ancak ilkokul 5. sınıfa kadar okuyabilmiş. Derslerindeki başarı nedeniyle öğretmeni eğitimine devam etmesi için babasına çok dil dökmüş ama bir türlü ikna edememiş. “Kız kısmı okumaz” gericiliği, daha 20’sine gelmeden evlenmesine sebep olmuş Gürel’in. “Okumayı çok seviyordum, o dönem bir tanıdığımızın evinde bir sürü eski gazete bulunurdu. Her gittiğimde oturur, saatlerce okurdum. Öğretmen olmayı çok istedim, ama olmadı” diyor, hüzünlenerek. Evlenip, İstanbul’a gelin geldiği 1993’ten beri ev hanımı. Maddiyatı sorduğumda ise gözleri doluyor, “En temel ihtiyaçlarımı karşılamak için bile eşimin para vermesini bekliyorum” diyor ve ekliyor: “Kız çocukları okumalı, ayaklarının üzerinde durabilmeli. Biz okutulmadık, bari bundan sonra bu ayıba son verilsin.” 

İş arama süreci yıkıcı!

Pınar Uzun (CHP Parti Meclis Üyesi ve Genç İşsizler Platformu Kadın Sözcüsü)

Genç İşsizler Platformu’nun verilerine göre, Türkiye’de 15-34 yaş arasındaki kadınların 1 milyon 223 bini işsiz. 25-34 yaş grubunun kadın işsizliği oranı yüzde 18.7 iken, 15-24 yaş grubunda işsiz kadın oranı yüzde 33.3’e çıkıyor. 

Artan kadın işsizliğinin toplumsal ve ekonomik alanda yarattığı ağır sonuçları, CHP Parti Meclis Üyesi ve Genç İşsizler Platformu Kadın Sözcüsü Pınar Uzun ile konuştuk. İşsiz kadınların her gün daha güç koşullara katlanmaya itildiğini anlatan Uzun, durumu şöyle özetliyor: “Kadınlar, gittikçe uzayan iş arama sürecinin yıkımı altında eziliyor. Bu yıkımla iş bulma ümidini yitiren kadınlar, açıklanan resmi işsizlik oranlarına dahil edilmiyor. İstihdam sürecinin parçasıysanız, ücret ve yan haklarınızla erkek çalışanlara göre dezavantajlı durumdasınız. Ezici çoğunluğumuz düşük ücretlere, esnek çalışma koşullarına, iş çevresinde dışlanmaya, kimi zaman asgari ücrete bile tabi olamamaya, iş güvencesinden yoksun sigortasız çalışmaya maruz bırakılıyor; mütemadiyen potansiyel anne olarak veya alternatif işgücü olarak görülüyor ve kırılganlıklarımızı artıran sömürü düzenine mahkûm ediliyoruz.”