Dünya'da Türkiye'de Sol

İlhan Selçuk, “İki ayağının üzerinde doğrulup ilk soruyu soran insan solcuydu” der. Solun, insanlığın gelişimi, insanın insan olması, insanca yaşaması için mücadele etmesi anlamına gelen bu tanım aynı zamanda evrensel bir içeriğe sahip. 21. yüzyılın ilk çeyreğinden yakın geçmişe baktığımızda solun ürettiği düşünceler, önerdiği yönetim biçimleri dünyanın gidişini etkiledi.

08 Mart 2020 Pazar, 02:00
Dünya'da Türkiye'de Sol
Abone Ol google-news

1980’lerden sonra yükselen, özünde sermayenin sınırsız dolaşımını içeren “küreselleşme” dalgası, solu da etkiledi. Bu dalganın anlatıcıları tüm ideolojilerin sonunun geldiğini iddia edecek kadar ileri gittiler. Onlara göre, küreselleşme dünyayı bir köy haline getirecekti, başka bir anlayış aramayı gerektirmeyecek bir dünya kurulacaktı. Bugün, dünyada büyük bir eşitsizlik olduğunu, küreselleşmecilerin kendisi de kabul ediyor, “düzenleri bozulmadan” çözüm arıyor. 

1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesi, Çin’in küresel liberalizmle kendi kimliğini koruyarak işbirliğine girmesi, solun evrensel düşün ortamını etkiledi. Türkiye’de ise sol, CHP’nin 1960’larda, “ortanın solundayız” çıkışı ile genişçe bir yelpaze kazandı. CHP ve CHP’nin daha solundaki partilerin çözüm önerileri açıkça ilan etmeseler de sağ partileri de etkiledi. 

15 Temmuz 2016’dan sonra siyasi yaşama giren ittifaklar, sağ-sol dengesinden çok parlamenter demokrasi ile otoriter yönetim ayrışması getirdi. Türkiye’de ve dünyada yükselen sağ dalganın sorunları derinleştirdiği, sadece insana değil doğaya da zarar verdiği günümüzde sol ne durumda, ne yapmalı, önünde duran somut fırsatlar ve sorunlar neler? Bu yazı dizisinde konuyla uzun yıllar ilgilenen uzmanların, gazeteci yazarların, araştırmacıların, akademisyenlerin düşüncelerine sayfa açarak sorduğumuz sorulara yanıt arayacağız. Sayfalarımız bu konuda düşüncesi olanlara açıktır. 

GENÇLİĞİN YÜREĞİ SOLDA ATIYOR

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülten Uçan’a, doktora tezi çalışması sırasında Bitlis’ten gelen bir öğrencisi şöyle dedi:

“Hocam ben Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’i çok seviyorum. Onun anlayışında bir kişinin Türkiye’yi yönetmesini isterim...”

Doç. Uçan, Bitlisli öğrencisinin, başlangıçta geldiği yörenin özelliklerini yansıttığını, devamında da koruduğunu, ancak yeni düşüncelere ve dünyaya son derece açık olduğunu vurguladı. Doç. Uçan’a göre, gençler bir yandan stajın bile torpille yapılabildiği bir ortamda kendilerine gelecek hazırlamak için iktidar gücünden yararlanmaya çalışıyor, bir yandan da içlerindeki “yeni olana yönelme” duygusunu saklamıyor. Doç. Uçan, 5 yılı bulan saha çalışmaları sonunda gençlerle ilgili gözlemlerini satırbaşlarıyla şöyle paylaştı:

- Gençlerin içinde her şeye karşın yükselen bir özgürlük dalgası var. Bugün kamuoyunda en tutucu diye bilinen örgütlenmelerin içindeki gençlerde bile bunu görüyoruz. Sol yelpazedekiler, onları baştan kaybedilmiş gibi görüyor, ancak öyle değil!

- Gençlerin istemlerini iki sözcüğe indirgemek gerekirse özgürlük ve değişim. Bu istem, az önce de sözünü ettiğim her yapıda var. Tarihte de örneği var, böyle bir istem yükselirse kimse önünde duramaz.  

- Gençlerin düşünce biçimi değişiyor. Bugünkü siyasi parti yöneticileri bunun ne kadar ayırdında bilmiyorum. Sosyal medya üzerinden haberleşme birinci sırada. Gençler, yetişkinlerin yorumladığı anlamda bencil değil. Bireysel düşünüyorlar ama bu, “en iyisi olma”, “farklı olma” gibi duygularla örülü. Bu farklı olmanın hedefi, toplum için çok farklı bir şey yapma şeklinde de olabiliyor.

- Çatışma, savaş, gerilim istemeyen, hayatın tüm renklerini bir arada görmek isteyen bir gençlik geliyor.

Açlık Oyunları izleniyor

Doç. Uçan, “Gençliğin gelecekte ne olmak istediğini, neleri düşlediğini öğrenmek için izlediği filmlere bakmak gerekir” diyor. Sahada araştırma yaparken en çok izlenen film şu çıkmış: Açlık Oyunları!

Doç. Uçan, bunu şöyle yorumluyor:

“Açlık Oyunları’nda genç bir kadın düzene isyan ediyor. Pes etmiyor. Mücadelenin yüzü oluyor. Dünyanın yanı sıra Türkiye’de de izlenme rekorları kıran bu film, gençliğin içindeki, mevcut durumu kabul etmeme, değiştirme duygusunu simgeliyor.”

Sorunlara kayıtsız değiller

Halen Stockholm Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Bölümü’nde sorumluluk alan İstanPol araştırma şirketinin kurucularından Dr. Seren Selvin Korkmaz, saha araştırmalarında gençliğin, yetişkinlerin sandığı gibi ülke sorunlarına kayıtsız olmadığını, ancak kafalarındaki değişime karşılık gelecek bir parti bulamadıklarını vurguluyor. 

Korkmaz, “Burada en büyük şansı CHP’ye veriyorum. Ancak onları kucaklayabilmesi gerekiyor” diyor. Korkmaz’a göre CHP, kendisini çok uzun yıllardır partinin içinde gören, hatta sahibi hisseden kesimleri karşısına almadan bu gençleri kendi hedefleri için mücadeleye katmalı.

KEŞKE O HEYECAN HEBA OLMASAYDI

Ankara’da dört ayrı üniversiteden altı gençle siyaset üzerine sohbet ettik. İzmir, Düzce, Ankara doğumlular. Her biri iki yıldan fazla üniversiteli...

Kemal ve Oğuzhan, kimliklerini CHP’de bulmuşlar. Ancak katılımları seçimden seçime. Ankara’da Mansur Yavaş’ın seçimi kazanması gerektiğini düşünmüşler. “Mesele Yavaş’ın ne kadar CHP’li olduğu değil, CHP ilkelerini benimseyerek başkanlık yapması” diyorlar. “CHP’de daha aktif olmayı düşünür müsünüz” sorusuna şu karşılığı verdiler: “Bir şeyler yapabileceğimizi düşündüğümüz ortam olursa elbette...”

Onları dinleyen Tuğrul, “Ben bir girdim, bir çıktım” dedi. Bunu ciddi söyledi ama öteki arkadaşlarını güldürdü: 

“Muharrem İnce aday olunca heyecanlandım, CHP’ye üye olup çalışmaya başladım... Seçim dönemi güzel geçti, sonrasında hiçbir şey istediğim gibi olmadı... Keşke o heyecan heba olmasaydı...”

Peki, yeniden böyle bir heyecan olamaz mı? Yutkunduktan sonra “Olabilir” dedi. “Kiminle olur” sorusuna cevabı yoktu.

İkinci Oğuzhan’a göre arkadaşları CHP’ye haksızlık ediyor. “CHP’de bir kişinin öne çıkması gerekmez. İktidara karşı toplumda beraberlik oluşturuyor..”

Mustafa ise şu görüşte: “Ben de bu iş CHP ile olur diyorum ama biraz daha net olmak lazım.. Referandumda, yerel seçimlerde herkesi kucaklayan dil dedik, şimdi iktidara karşı çok sertleştik.. İktidar zaten kavgadan besleniyor...”

Gençler, CHP’nin solundaki akımlara ise çok şans vermiyorlar. “Onlar en barışçıl işi yapsalar bile iktidar illegal ilan ediyor. CHP’nin onlara da hitap etme sorumluluğu var” diyorlar.

MEHMET GÜNAL ÖLÇER SEÇMEN YAŞI KÜÇÜLDÜKÇE OY ARTIYOR

Polimetre Araştırma Kuruluşu’nun kurucusu Mehmet Günal Ölçer, 2018 Genel Seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını yaş gruplarının eğilimlerine göre de araştırdıklarını vurguladı, şu bilgileri verdi: “18-22 ve 23-32 yaş grubundaki seçmende genel ortalamaya göre daha çok CHP’ye yönelim var. CHP’nin oyu seçmen yaşı küçüldükçe artıyor. Bu da gençlerin CHP’ye bir yönelimi var görüşüne haklılık kazandırır. AKP’nin oyunun düştüğü yerlerde CHP ve MHP oyları yükseliyor.”