Düşünmeye dair

Hannah Arendt, Yahudi kasabı Eichmann yakalandıktan sonra 1961’de The New Yorker dergisi adına duruşmaları izlemek üzere Amerika’dan İsrail’e gitti, duruşmaları izledi ve bu duruşmalarla ilgili görüşlerini Kötülüğün Sıradanlığı alt başlığını taşıyan bir kitapta topladı. O duruşmalardan çıkardığı şey şuydu: Eichmann onca kötülüğü yapabildiyse olağandışı biri olduğu için yapmamıştı, sıradan –sizin benim gibi- bir adamdı, yalnızca kendisine verilen emirleri körü körüne yerine getirmişti. Yaptığı kötülüklerin sonuçlarını düşünemezdi çünkü düşünmeyen bir insandı. “Düşünmeyen insan.”

04 Şubat 2021 Perşembe, 21:48
Düşünmeye dair
Abone Ol google-news

Metin Eloğlu’nun bir şiiri vardır, kısacık bir şiir. Şiirin ilk birkaç dizesinde şair bazı sorular sorar, sorular aklımda kalmamış, ama son dize hiç aklımdan çıkmaz: Metin Eloğlu son dizesinde, “Ha şöyle, düşünmeye alışın” der. Metin Eloğlu çok zeki bir şairdir, kamçı gibi sözleriyle sizi afallatır ama onun çok muzip ve alaycı bir şair olduğunu da bilmek gerekir. Ancak o zaman anlarsınız, “Düşünmeye alışın” derken, oturup ıvır zıvır şeyler düşünmek, düşünmek değildir demek istediğini. 

Uğur Mumcu’nun da bir sözü vardır, herkes bayılır, tekrarlar durur. “Bilgi sahibi olmadan fikir [yani düşünce] sahibi olmak” sözünü. Bu sözün, gazetecilik bağlamında, bir şeyin doğrusunu bilmiyorsan eğrisini söyleme, yazma,  doğrusunu araştır anlamında söylediği doğrudur. Doğrudur ama gerisi de vardır. Bana sorarsanız Uğur Mumcu, oturup bu ay kiramı nasıl vereceğim diye düşünmek, gerçekten düşünmek değildir, düşünmek başka bir şeydir, demek istiyordu. Yoksa neden “bilgi” sahibi olmaktan söz etsin? 

***

Çünkü, “Ben nasıl kiramı ödeyeceğim?” diye düşünen adama bilgi gerekmiyor, onun hesap yapması gerekiyor, o zaten kirasını zor ödeyeceğini biliyor, zor ödeyecek çünkü parası yok, parası yok çünkü yoksul. Ama bu adam ben neden yoksulum diye düşünmeye başlarsa ona işte o zaman “bilgi” gerekir: İnsan toplulukları nasıl oluştu, nasıl gelişti, başlangıçta insanlar avcılık ve toplayıcılık yaparken zengin-yoksul var mıydı, bunlar nasıl ortaya çıktı, nasıl süreklilik kazandı, yönetimlerin bunda payı ne oldu,  yönetimler neyi yönetiyor, dinler nereden çıktı, bize ne öğütlemek için çıktı, dünya nereye, nasıl geldi falan filan diye başlayıp pek çok şey bilmesi gerekir. Bu bilmenin adeta sonu yoktur, kurcalaya kurcalaya bilgi içinde bilgi edinmenin.  Bunu yapmadığınız zaman elinizi şakağınıza dayayıp düşünmeye düşünmek denmez. 

Hannah Arendt, Yahudi kasabı Eichmann yakalandıktan sonra 1961’de The New Yorker dergisi adına duruşmaları izlemek üzere Amerika’dan İsrail’e gitti, duruşmaları izledi ve bu duruşmalarla ilgili görüşlerini Kötülüğün Sıradanlığı alt başlığını taşıyan bir kitapta topladı. O duruşmalardan çıkardığı şey şuydu: Eichmann onca kötülüğü yapabildiyse olağandışı biri olduğu için yapmamıştı, sıradan –sizin benim gibi- bir adamdı, yalnızca kendisine verilen emirleri körü körüne yerine getirmişti. Yaptığı kötülüklerin sonuçlarını düşünemezdi çünkü düşünmeyen bir insandı. “Düşünmeyen insan.” 

***

Bana bu yanıt az geldi, sorun yalnızca düşünmemekte değil, dedim kendi kendime, insanın doğuştan gelen ve terbiye edilmemiş içgüdüleri, dürtüleri, gereksinimlerinde de var, bazı kötülüklerin anası bunlar olabilir, dedim. Ama biraz düşününce baktım, insanın doğuştan gelen gereksinimlerine, dürtülerine ya da içgüdülerine teslim olması da onun, “İnsan nedir, ne olmalıdır?” hatta “Hayat nedir, yaşamak nedir?” sorularını kendisine hiç sormamış, bu konuyu düşünmemiş olmasıyla ilgili ve iş sonuçta yine gelip “düşünmeye” dayanıyor.

Bu “körü körüne”, yani düşünmeden “itaat”e bizde “biat” diyorlar. “Biat” sözcüğü sözlükte “bir kimsenin egemenliğini tanıma” diye tanımlanmış. Biat etmek isteyen insan, kendisine ne söyleniyorsa onu yapar, ne söyleniyorsa ona inanır. Bağımsız aklını kullanan çocuklarına annelerin dediği gibi, “İcat çıkarma”z. Oysa Cumhuriyet icat çıkaran gençler yetiştirmeye çalışıyordu, biatçılar o yüzden cumhuriyeti hiç sevmediler.    

Şimdi durup dururken aklıma bir kadın bakanın söylediği bir söz geldi, tarikat yurtlarında ırzına geçilen çocuklar için “Bir kereden bir şey çıkmaz” demişti. Belki bu eski bakan hanım çok iyi bir annedir, çocuklarının üzerine titrer, çocuklarına böyle bir kötülük yapılsa çıldırır ama kendi partisinin ideolojisi ona tarikat yurtlarına tepki göstermesini yasakladığı için bu kadar korkunç bir şey söyleyebildi. Düşünmemek tam da budur işte. “Biat” etmek, sizin iyi bir insan olabilecekken kötü biri olmanıza yol açabilir. İyi insan olmak için bağımsız düşünce ve özgürlük şarttr çünkü. İnsanı korku ipiyle istediğiniz kadar sıkı bağlayın, bu onun elinin kolunun kötülüğe ulaşmasını engellemez. ..