Fakir işi ütopyalar!

Netflix dizileri arasında The Crown en önde gideni, hep birlikte izliyoruz. Meğer Kraliçe’ye ve İngiliz monarşisine ne kadar meraklıymışız! E, tabii, kapalı kapılar sonradan açıldı.

03 Ocak 2021 Pazar, 02:00
Abone Ol google-news

Eskiden biz, Kraliçe ve ailesini, Diana’yla kucağında çocuklarını sadece Buckingham Sarayı balkonunda, ama ekranda görürdük. Saray ailesi dedin mi bir tane yetmez; türlü konak ve kasırlar, kâşaneler, köşk ve yalılar sıra sıra olur. Kanada’nın kraliçesinin Buckingham’ı Londra’daki asıl ikametgâhı. Mülk konusunda, ibadullah bir kraliyet ailesi; sat sat bitiremezsin. Fakat bir yandan satın almaya devam ediyorlar. 

Geçen seneydi, Kraliçe II. Elizabeth’in torunu, Prenses Diana’nın kızıl saçlı küçük oğlu, Sussex Dükü Prens Harry İngiltere’yi ve tabii saraydaki aileyi terk edip Kanada’ya yerleşeceğini duyurmuş, bu haber üzerine üzüntüler geçiren Kraliçe, torunu geri dönsün diye elinden geleni esirgememişti. Fakat arada gelin hanım var; Rachel Meghan. Sinema oyuncusu, aktris. O ağırlığını koydu, kocası emredersin dedi ve Kraliçe’nin torununun çocuğunu kundaklayıp Kanada’ya göçe karar verdi. 

Burada, Kanada’nın 10 eyaleti, 3 özerk bölgesi, biz hepimiz pek sevindik; gelip bizde yerleşecekler diye. Niye sevindik, bunu da bilemedik. Onlar Kanada’da oyalanmadan gelip geçtiler, sinema dünyasına yakın olmak için ABD’yi tercih edip galiba Los Angeles’a bir saat mesafedeki Santa Barbara’ya yerleştiler; güle güle otursunlar. Bizim de, burada, Kanadalı olarak ağzımıza bir parmak bal çalınmış oldu; gelselerdi, sevinecektik, Kraliyetten birileri burada diye. 

Dayı malikâne aldı 

Fakat biraz hısım olmakla beraber, nihayetinde Kraliçe’nin sofrasında oturup kalkmışlığı nedeniyle soylu sayılabilecek, üstelik gelecekte tahta oturup Kral olma ihtimali pek hayli yüksek görünen Diana’nın oğlu Prens William’ın öz dayısı, bir süredir emlakçıları dolaşıyordu. Sonunda, Kül Kedisi Sindirella Masalı gibi herkesi hem evliliğiyle hem bir kazaya kurban gidişinde gözyaşlarına boğan Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer, büyük eyaletlerden Ontario’nun Muskoka bölgesinde 8 milyon dolara satışa çıkarılan bir büyük arazi içindeki malikâneyi ehven fiyata satın aldı. 

Karısı Karen Spencer’la yerleşip mütevazi bir hayat süreceği bu mülkün Gümüş adlı büyük bir göle 300 metre kadar kıyısı da var. Üstelik civardaki komşuları arasında sinemanın meşhurlarından Amerikalı aktör Tom Hanks, Cindy Crawford, Kurt Russel ve yönetmen Steven Spielberg gibi isimler de bulunuyor; seçkin muhit yani. Bunlar böyle mülk alıp, sonra gelir de yerleşirler mi sanırsınız! Yok, arada sırada bir kapıyı açar kaparlar, sonra yine giderler. Fakat zenginlik böyle bir şey zaten, orada sürekli oturup minder çürütürlerse zadegânlığın lafı olmaz. Üstelik geride nadasa bırakılmış toprak gibi onları seneye bekleyen mülkün kâhyası, çalışanları vardır; fena mı, onlara ekmek parası çıkıyor.

Toprağa geri dönüş

Bu zenginlik emareleri arasında yoksulların sesi de cılız mılız yine de yükseliyor: Kanada’nın yerli halkı Metis’lerden Molly Swain ve Chelsea Vowel isimli, birlikte podcast radyo yayını yapan iki genç kadın geçen aylarda bir ütopik girişime adım attı. “Toprağa Geri Dönüş” adını taşıyan ütopyalarını açıkladılar: Bu ütopya, toprakların eski sahipleri olan atalarının yaşadığı gibi bir araziyi edinmek ve buraya tekrar yerli halkı yerleştirmek üzerine kurgulanmıştır. Proje, sosyal bilimde, retrospektif ütopya adı verilen geçmişe yönelik oradaki en güzel olan şeyleri bugüne taşıma çabasına dayanıyor. 

Alberta Üniversitesi’nde doktora öğrenimi gören bu iki sunucu kafadarın girişimi güzel ama ortada para yok! Derken adını açıklamayan Amerikalı bir filantropist-bağışçı ortaya çıkıyor, gönderdiği mail mesajında bu kızlara “yerleşimcilerin en şekeri olan sizler” diye hitap edip 650 dönüm civarındaki bir araziyi satın almaları için para göndereceğini bildiriyor. Evvela şaka zannediyorlar, sonra iş ciddiye biniyor. “Uzaydaki Metisli” başlığı ile podcast yayını yapan iki genç kadın derhal bir kayyım yönetim kurulu oluşturup ve hukukçuların yol göstermesiyle kolları sıvıyorlar, Edmonton’un 90 km. batısındaki Lac Ste. Anne Gölü kıyısındaki arazinin tapusunu alıp kayyuma teslim ediyorlar. 

Ama iş bitmedi, şimdi oraya nasıl yerleşecekleri meselesi var. Bizim Türkçede “Kızılderili” diye hitap edilen yerli Metis halkın geçmişteki yaşantısını modernize edecek bir ütopik projedir bu. Swain ve Vowel, ütopyanın sınırlarını geniş tutuyorlar, “Buraya Afrika kökenli siyahiler, diğer renk ayrımına uğramış herkes gelebilir, hatta ayrımcılık, cinsiyetçilik ve ötekileştirme nedeniyle sığınacak yer arayanlara kapımız açık” diyorlar. Takipteyiz, bakalım ne edecekler!

Salgın nedeniyle aramıza tahta perdeler üzerinden metreler koyduğumuz yan komşum, Liverpoollu Mr. Harold’a bundan bahsettim ayaküstü. Bir düşündü, dedi ki “Buna benzer bir şeyi İskoçya’da yirmi yıl evvel Dylan Evans adlı bir İngiliz ütopist gerçekleştirmek istemişti, üç yüze yakın katılımcı oldu, doğaya dönük ve anti-teknolojik eskiyi anımsatan yeni bir yaşam kuracaklardı, olmadı, sonunda dağıldılar, ütopya üyeleri de ruh sağlıkları bozulmuş olarak kös kös kente geri döndü.” 

İngiliz ciddiyeti ve aksiliği üzerinden eksik olmuyor Mr. Harold’un, birden kötümser laf edip, şeker kızların kalkıştığı ütopyayı da sonu fena bitmiş bir başkasına benzetiyor. Bilmediğimi belli etmedim, az sonra eve girince hemen internetten baktım ki Dylan Evans’ın ütopyası, dediği gibi sonuçsuz kalmış. E, paraları yok tabii. Ne demişler, zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada şaşırır. Kimisi 8 milyon dolara arazi alır, içine de altın sefer tasıyla hamam döşer, ötekisi bakalım n’eder.

[email protected]