Feminizm’in günümüze uzanan yolculuğu

İletişim Yayınları’nın 880 sayfalık derlemesi, Feminizm’in günümüze uzanan yolculuğunu olaylar, basılı eserler, gündelik yayınlar, sloganlarla dile getiriyor. Derleme geçmişteki akımları, olayları, Halide Edip’ten Ayşe Arman’a, Şirin Tekeli’den Konca Kuriş’e, Gülten Kışanak’a, Leyla Erbil’e, Tezer Özlü’ye uzanarak tartıştırıyor.

24 Mayıs 2021 Pazartesi, 00:02
Abone Ol google-news

“Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce” zincirinin 10. Halkasında “Feminizm” var. İletişim Yayınları’nın 880 sayfalık kapsamlı derlemesi, Feminist yaklaşımın Osmanlı’dan günümüze uzanan “meşakkatli” yolculuğunu olaylar, basılı eserler, gündelik yayınlar, sloganlar, risalelerle dile getiriyor.

Feryal Saygılıgil, “sunuş” yazısında, iki yılı aşkın sürede hazırlanan derlemenin amacını “Bu topraklarda 19. Yüzyıldan itibaren feminizme dair üretilen fikirleri bir araya getirmek” diye özetliyor.

Lacivert-mor kapakla raflarda yerini alan derlemede feminist hareketin Türkiye’deki her dönemi, ayrı başlıkla incelenirken, bir konuk yazar, o dönemin önemli olaylarını ve kadınlarını büyüteç altına alıyor.

Önceleri adı henüz konulmamış olan kadın hareketi öylesine geniş bir yelpazede kayda geçmiş ki, son iki yüzyılda Türkiye’de düşünce ve yazın dünyasında iz bırakan neredeyse tüm kadınları, yaşama bakış açıları, verdikleri eserler, hatta eleştirildikleri, lanetlendikleri özellikleri ile okuyup, irdelemek olası.

Akımların yanı sıra, Halide Edip Adıvar’dan Ayşe Arman’a, Şirin Tekeli’den Konca Kuriş’e, Gülten Kışanak’a, Leyla Erbil’e, Tezer Özlü’ye, feminizme dair adı geçen kimi ararsanız bulmak mümkün bu sayfalarda. Kürt Kadınının, Alevinin, Ermeni’nin, Rum’un “kadınlık durumuna” bakışı da dile gelmiş.

EZİLDİK...

Türkiye’deki kadın hareketinin Osmanlı’ya uzanan geçmişine ışık tutan derlemede ilk sözler, eğitimci Aziz Haydar’dan (1881-1956):

“Evet, şimdiye kadar ezildik, ezildik, ezildik. Ezildiğimizin başlıca sebebi hep maişetimizin yalnız erkekler tarafından temin olunmasıdır.”

Peki, Osmanlıda, feminizm sözü henüz dile bile gelmemişken, kadına ilişkin sorunlar, nasıl, ne zaman ele alınmış? İkinci Meşrûtiyet Döneminin İstanbul’unda, 1911 yılında düzenlenen “Beyaz Konferanslar” bu konuda nasıl başı çekmiş?

Sevdagül Kasap araştırmış: Her şey beyaz, beyaz kürsü, beyaz iskemleler, beyaz perdeler, beyaz pencereler, beyaz tavan döşemesi... Herkes beyaz.

Konferansın tek konuşmacısı Fatma Nesibe Hanım, beyaz kürsüden kendisini izleyen 300 kadına diyor ki:

“Bugün memlekette kaç kadın mektebi mevcut? Ve mevcut olanlar acaba ne kadar muntazam? Hükümete soralım, Maarif (eğitim) bir zakkum çiçeği midir ki biz koklamaktan men olunuyoruz?”

Rum aydın Kornilia Prevezyotu kadının vesayetten kurtulması gereğine işaret ederken, Ermeni eğitimci Zabel Asadur (Sibil) önce “acaba kızlar mezun olurken akli kapasitelerini okulda mı bırakıyor?” diye sorup, sonra bu işleri elinde tutan erkeklere sesleniyor:

“Genç kadınları hayatta bir amaç sahibi olmamakla suçlamak yerine, güzellik ve zenginliğin tek hedefleri olduğu yanılsamasını yaratan toplumsal beklentileri ve bu değerlerle şekillenen eğitim sistemini değiştirmek gerekir.”

Asadur’un bu görüşü hala güncelliğini koruyor sanki, üstelik benzer yaklaşım, feminist hareketin bugüne kadar uzanan farklı dönemlerinde de defalarca vurgulanmış.

ŞEHİDE AĞLAMAK GÜNAHTIR!

Savaşlarda verilen şehitler ise feminist olsun olmasın kadının bugün bile süren çilesi... Feminist bakış açısı bu acıya da eğiliyor:

Balkan Savaşlarının sürdüğü dönemde, kadın hakları üzerindeki arayış gerilere itilmiş, kadının en önemli görevi, -erkeğin askere gitmesini teşvik etmek ve askere gidecek erkekleri doğurmak- diye tanımlanmış.

Yakup Kadri’nin -Zeynep Kadın- öyküsünden yapılan alıntıda, bir anneye oğlunun cephede öldüğü haberi verildiğinde, annenin ağlamasına muhtar ve imamın sertçe karşı çıktıkları anlatılıyor:

“Öyleyse kendini topla, sesini kes! Şehide ağlamak günahtır, hem Cenab-ı Hak sana ayrıca büyük lütuf etmiş, bir tanesini aldı, onun yerine diğerini gönderiyor.”

Erkeklerin “bir züppelik alameti” olarak baktıkları kadın hakları, Kemalist ideoloji sayesinde Cumhuriyetin ilk yıllarında kadın haklarını desteklerken, sonra ve hatta kimi kadın romancıların eliyle adeta sınıra dayanmış, şu ana fikirde buluşulmuş:

“Kadın elbet batılı görünmeli ama erkeğin kontrolünden çıkmamalı, hele ki onu kontrol altına almaya çalışmamalıdır.”

Halide Edip’in gözüyle bu ideal kadın Sinekli Bakkal’da Rabia iken, Tatarcık’ta Lale olmuş.

Türkiye’de kadın hareketinin gündeme gelişindeki öncü isimlerden, sosyolog Şirin Tekeli’ye (kendi deyimiyle -mahçup feminist-) derlemede özel bir yer açılırken, feminizme yöneliş öyküsü kendi anlatımıyla kaydedilmiş:

“İşin ucu anneme kadar gider. Annem klasik Kemalist kadınlardan biri, erkek lisesinde felsefe hocası, yabancı dil bilmiyor ama eline geçen bütün kitapları okuyor ve oğlan çocuklarına, kadına saygıyı öğretmeye çalışıyor. Dolayısıyla bana da mesaj verildi. Mutlaka okuyacaksın, meslek sahibi olacaksın... Fransızca öğrendiğimde Simone de Beauvoir’i keşfettim, böylece “İkinci Cins” başucu kitabım oldu...”

ANNENİZİ SEVİYOR, KARINIZI DÖVÜYOR MUSUNUZ?

Feminizme giden yolun başlarında İstanbullu kadın tek başına, zamanla Ankara’ya ve Anadolu’ya yayılan harekette,”Perşembe Grubu” diye anılan, Perşembeleri toplanan kadınlar grubu da devreye giriyor, aynı dönemde yayınlanan dergiler, hatta adını Sümerce’de özgürlük anlamına gelen “Amargi”den alan dergi de hareketin duyulmasını, yaygınlaşmasını sağlıyor. O dönemde kullanılan kimi sloganlar ve yürüyüşlerdeki dövizler:

“Annenizi seviyor, karınızı dövüyor musunuz?”, “Erkeklik nedir? Küçülebilen bir şeydir...”

Bu yolda çalışan grupların yayınladıkları dergiler ve fanzinlere detaylı olarak yer verilirken, kadın hareketinin önde gelen isimlerinden Duygu Asena unutulmamış, yıllarca satış listelerinin ilk sırasında yer alan kitabı, “Kadının Adı Yok” anımsatılarak, “Hayatlar Değiştiren Duygu Asena” başlığıyla özel bir bölümde anılmış...

1980 SONRASI KADIN HAREKETİNİN ŞEKİLLENİŞİ

İslamcı kadınlar, muhafazakar kadınlar, trans bireyler, lezbiyenler, Kemalist kadınlar, kendi sorunlarına ve birbirlerine nasıl bakmışlar?

Özel bölümlerde detaylı olarak incelenen bu başlıklarda, uzun yıllar Hürriyet gazetesinde kadın sorunlarını sıkça işleyen Ayşe Arman da var. Arman’ın daha çok “aşk, seks, beden ve cinsel haz” odaklı sözleriyle “siyasal islamcı medya tarafında hedef gösterilişine” vurgu yapılıyor.

TECAVÜZÜ HAFİFLETEN NEDEN

Feminist eylemler aracılığı ile yıllardır yaşanan pek çok kadına özgü soruna çözüm bulma serüveni de dile getiriliyor. Kimi süreçler unutulsa da şu sorular bir zamanlar çok güncelmiş:

Kürtaj yasağı halen de bu konudaki baskıların devam etesine rağmen nasıl aşıldı?

Kadın tecavüze uğradığında eğer seks işçisiyse, tecavüzü “hafifletici neden” sayan madde Türk Ceza Yasasından nasıl çıkarıldı?

Milli Savunma Bakanlığına alınacak kadın memurlara “bekaret testi yapılması” kimin fikriydi? Bu fikirden nasıl vazgeçildi?

Çocuğun tecavüzcüsüyle evliliğini adeta onaylayan, bir anlamda destekleyen af yasasının o maddesi nasıl kapsamdan çıkarıldı?

“Kadının uluorta kahkaha atması yanlıştır” diyen Bülent Arınç’a karşı geliştirilen “#diren kahkaha” hareketi amacına ulaştı mı?

Televizyon, feminist kadınlara göre neden “kadınları eve hapsetmeye yarayan bir aygıt?”

Transfeminizm adeta yok sayılırken 1991 yılında “bir siyah ruj” sayesinde nasıl gündeme geldi?

Türkiye’de “İslami Feminizm” akımı nasıl filizlendi? Hangi kaynaklarla beslendi?

Dindar kadınlar feminizmi neden “erkeğe savaş açmak” diye nitelendiriyor? Feministler, dindarlığı nasıl olup da “geri kalmış yönelim” sınıfına koyuyor?

Asla uzlaşamazmış gibi görünen bu uçlarda kadınlar buluşabiliyor mu?

CAMİDE YERİ OLMAYAN KADINLAR

Feminizmle ilişkisi bağlamında Türkiye’deki islamcı kadın hareketinin irdelendiği sayfalarda ele alınan ilginç bir başka başlık ise, “camide yeri olmayan kadınlar…”

Birkaç yıl önce Fatih Camiinde ibadete giden kadınların “neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?” sözleriyle adeta “kovuldukları” hatırlatılan bu bölümde, 2011 yılında İstanbul’a “Müftü Yardımcısı” olarak atanan ilk kadın, Kadriye Erdemli’nin camilerin kadın bölümlerini güzelleştirme çabasından söz ediliyor.

Erdemli’nin su yüzüne çıkardığı kimi saptamalara göre: İstanbul’daki yaklaşık 3 bini aşkın camide kadınlar adeta yok sayılmış. Kadınlar mahfili olarak çoğunlukla karanlık, rutubetli, soğuk yerler ayrılmış.

Kadın mahfillerine kalın perdeler, duvarlar, paravanlar çekilerek, asıl bölümle ilişki kesilmiş. Üstelik camilerin yarısında kadınların abdest alması için yer yok, üçte birinde ise tuvalet bile yok.

Son yıllarda kamuoyunun unuttuğu, ne feministlerce benimsenen, ne islamcı kadınlara sıcak gelen, bir kadın, Konca Kuriş de derlemede özel bölümde yer alıyor. Yaşamı ve Hizbullah infazına kurban gidişi detaylarıyla anımsatılıyor.

SİYASETTE FEMİNİST KADIN

Feminist oluşuma siyaset nasıl bakıyor? Parti program ve tüzüklerinin incelenmesi sonucunda varılan nokta şu:

“AKP programında kadınlar anne ve eğitmen rolüne sokuldukları bir paragraf dışında neredeyse yok. Feminist kadınlar, her partide belli zorluklarla yüzleşmek zorunda kalıyor. HDP’de feminist olmak baltalayıcı bir kimlik olarak değerlendirilmiyor, CHP’deyse feminist olmak potansiyel bir risk ve bedeli ağır bir etiket...”

MHP’nin feminizm karşısındaki tutumu ise bir karikatürle ifade edilmiş... (Sayfa 615)

İletişim Yayınları’nın 880 sayfalık, lacivert-mor kapaklı kitabı, belki de feminizmin Türkçe alfabesi diye anılacak.